Pandemiden Sonra: Kim, Kimden, Neyin Rövanşını Alacak? – Engin Kara

Pandemiden Sonra: Kim, Kimden, Neyin Rövanşını Alacak? – Engin Kara

Cumhuriyet Gazetesi’nin internet sitesinde 29 Nisan tarihinde bir haber yayımlandı. Haberde, turizm-yeme-içme işletmelerinin pandemi nedeniyle uğradığı ekonomik kayıplar ve tıkanıklıklar ele alınıyor. Haber, Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği (TÜRES) Genel Başkanı Ramazan Bingöl’ün bir “öngörüsü”yle bitiyor: Hayattan rövanş almak isteyen insanlar, pandemiden sonra “rövanş harcamalar” yapacak.

Sektördeki Ekonomik Kilitlenme: Patronlar vs. İşçiler

Konaklama ve eğlence işkolu ismiyle mevcut olan ve otelleri, turistik işletmeleri, restoranları vb. kapsayan sektörde Ocak ayı rakamlarına göre 162 bin işletme var ve istihdam edilen (sigortalı) işçi sayısı yaklaşık 1 milyon. Ama haberde mikrofon uzatılan Turizm Restaurant Yatırımcıları ve İşletmecileri Derneği (TURYİD) Başkanı Kaya Demirer, sektördeki sigortasız çalıştırmanın yaygınlığını saklama ihtiyacı hissetmiyor olacak ki çalışan sayısını 2 milyon olarak (biz de gerçek rakamın bu civarda olduğunu düşünüyoruz) vermiş.

Her iki patron temsilcisinin aktardıklarını özetlersek, yeme-içe sektörü pandemi koşullarında % 90 daralmış, gel-al ve paket servise devam edenlerin bu faaliyetinin kapasitesi % 30’lara düşmüş. Kaya Demirer’in sektörün ciro kaybına dair öngörüsü, Haziran’a kadar bu rakamın 4 milyar doları bulacağı yönünde. Ramazan Bingöl ise daha dobra: “Yılı en iyi ihtimalle yüzde 50 küçülmeyle kapatırız. Bu süreçte dökülen dökülür. Yeni döneme ayak uyduran sıkıntı yaşamaz.”

Bingöl, Kredi Garanti Fonu ve kısa çalışma ödeneği kapsamında en az 500 bin işçinin bulunduğunu, işsiz kalanların sayısının ise henüz belirsiz olduğunu söylüyor. 500 bin rakamı, söz konusu uygulamaların şartları itibariyle sadece sigortalı işçileri kapsayabileceğinden, yine de az görünse bile kabul edilebilir durumda. Öte yandan sektördeki patron örgütlerinin temsilcilerinin doğruluğu gözle görülebilir olan % 90’lık daralma değerlendirmesini ve kayıt dışı çalışanlarla beraber 2 milyon çalışanın bulunduğunu dikkate alırsak, başta sigortasız çalışanlar olmak üzere, sadece turizm-yeme-içme sektöründe, kabaca 1 milyon 300 bin işçinin, hâlihazırda kısmi de olsa hiçbir gelir elde edemeyecek şekilde işsiz kaldığı ortaya çıkıyor. Çarpıcı.

Pandemi sonrası (en azından sonbahar ve devamında) sektördeki işçilerin düşeceği durumu inceleyelim. Bingöl, sektörün % 50 küçülmeyle 2020’yi kapatacağını söylüyor. Bu öngörü, kabaca 1 milyon işçinin mutlak şekilde (pandemi sonrasını kapsayacak şekilde) işsiz kalacağı anlamına geliyor.

Gerçek işsizliği yansıtmaktan uzak olan resmi işsizlik rakamlarına göre Aralık ayında ülkedeki işsiz sayısı 4 milyon 394 bin olmuş. İşsizlik oranı ise %13,7. Bu durumda sadece 1 milyon işçinin daha mutlak şekilde işsiz kalması, işsiz sayısının en az 4’te 1 oranında artması anlamına gelecek. Diğer sektörlerdeki olası artışları da dikkate alırsak, işsiz sayısının ilkbahar-yaz aylarıyla birlikte en iyi ihtimalle, %20 bandını aşması kaçınılmaz. Çok daha ağır tablolar da ihtimal dışı değil elbette.

Harcama Rövanşı Mümkün Olacak Mı?

Habere göre TÜRES Başkanı Ramazan Bingöl, “harcama rövanşı” iddiasında bulunmuş:

“Ancak bu kadar baskı altında ve evlerde kilitli kalmanın neticesinde hayat normale dönmeye başladığında “rövanş harcama” ve “rövanş seyahat unsurlarının ortaya çıkacağını kaydeden Demirer, şöyle devam etti: ‘Hayattan rövanş almak isteyen insanlar, sosyalleşme, keşfetme gibi dürtüler ile hareket edecekler. Bir de ‘korona yaşamanın kıymetini bir kez daha hatırlattı. Bundan sonra daha az çalışacağım, vaktimi ve paramı biraz daha fazla zevklerime harcayacağım’ diyenler olacak.”

Bir yanda yeni olarak işsiz kalanların/kalacak olanların sayısını milyonlar bazında hesaplamak zorunda olduğumuz bir dönemde geçiyoruz ve patronların da katıldığı üzere, bu dönem hiç de pandemi süreciyle sınırlı kalmayacak. Salgın birkaç ay içerisinde gerilemiş olsa bile, ekonomideki durgunluk ve en önemlisi gelirlerini tümüyle yitirmiş milyonlarca işsiz gerçeği uzun sürecek.

Patron temsilcisi Bingöl’ün bu “öngörü”sü iki açıdan ele alınmayı gerektiriyor. İlk değerlendirmeyi hemen burada, ikinci açıdan değerlendirmeyi ise bir sonraki alt başlıkta yapacağız.

İşçilerin ciddi bir kısmı, işsiz kaldığı için, değil rövanşist harcamalar, zorunlu harcamaları bile yapamaz hale gelecek. Öte yandan işlerini şöyle ya da böyle koruyan işçiler de, bu süreçteki durgunluktan, ücretlerdeki düşmelerden vb. kaynaklanan nedenlerle biriken borçlanmalarının artması nedeniyle, zorunlu geçim harcamalarını yapabilecek ama rövanşist harcamaları, hayal etmekle yetinecek. Esnaf vb. katmanların hali de emekçilerin düşük gelirli kesimlerinden farklı olmayacak. Daha az çalışabilmek, vaktini ve parasını biraz daha fazla zevklerine harcama lüksü, gelir durumu yüksek olan ücretli emekçiler için bile bir hayalden öte olmayacak. Çünkü çalışma saatlerini kendileri belirleme olanağından yoksunlar, zevklerini ise kısmen belirleyebilirler. Ancak, pandemi süresinin sonrasına sarkacak olan ekonomik krizi de dikkate alırsak ek ya da lüks tüketimde ciddi sınırlamaların, bu kesimler içinde geçerli olacağını söyleyebiliriz. Geriye bir tek “ayakta kalmayı başaran” ve bunu pastadaki rakiplerinin ciddi bir kısmının piyasadan elenmesi pahasına başarabilecek olan irili-ufaklı patronlar kalıyor. Ekonomik kriz, onların harcamalarına bile sınırlılıklar getirecektir. Mesela Ali Ağaoğlu, geçtiğimiz yıl mali sıkıntı nedeniyle lüks otomobillerini satışa çıkarmıştı. Dolayısıyla, rövanş harcamalarında bir patlamanın ciddi sınırları olacağı, her sınıf açısından ortada.

Bizim Rövanşımız Başka Olacak!

Pandemi sonrası dönem için alınacak bir rövanş varsa, milyonlarca emekçi açısından bu, pandemi fırsatçılığı yaparak ücretleri kesen, işsiz bırakan, yoksullaşma dayatan patronlardan alınacak bir sınıfsal rövanş olacak.

Bu sadece bir temenni değil. Dünyanın dört bir tarafından benzer süreçler yaşanıyor; hem kapitalizmin kendisi açısından hem de emekçi sınıflar üzerindeki yıkımı açısından. Daha şimdiden başta Lübnan olmak üzere pek çok ülkede sokak hareketlerinin bile ortaya çıkmaya başladığını görüyoruz. 2019 dünya çapında isyanların yılı olmuştu. İçerisinde bulunduğumuz yıla girerken, henüz Covid-19, pandemik bir gündem olmazdan evvel en yaygın tartışmalardan biri, 2020’de ekonomik çıkmaza paralel olarak emekçi halk isyanlarının yaygınlaşarak devam edeceğine dairdi. Bunu sadece bizler değil, işverenler ve burjuva medya da sıkça dile getiriyordu.

Pandemi, isyan hareketlerinin sonu değil, geçici bir duraklaması oldu sadece. Ve öyle bir durak ki, kendisinden sonra hareketin şiddetinin artırması muhtemel. Çünkü kapitalizm, pandemiyi fırsata dönüştürme çabalarıyla meşgul olurken, çelişkileri de aynı ölçüde derinleştiriyor.

Dolayısıyla, pandemi sonrası emekçi sınıfların kapitalistlerle ve onların iktidarlarıyla görülecek bir hesabı olacak. Patron temsilcileri, bir yandan “harcama rövanşı” teorileriyle kendilerini avuturken bir yandan da bugünlerde milyonlarca emekçinin, evde kalanının da kalamayanının da, içerisine düştüğü dipsiz kuyuyu düşünmek yerine geleceğe yönelik liberal düşlerle avunmalarını istiyor.

Haftalardır, turizm-yeme-içme de dâhil olmak üzere pek çok sektörden sayısız işçiyle temaslarımız oldu. En düşük sınıf bilincine sahip işçilerde bile sıçramaların olduğunu ve kapitalist sömürünün yaygın bir şekilde sorgulanmaya başladığını görüyoruz. Bu yüzden pandemi sonrası için karamsar olması gereken patronlar ve onların düzeninin temsilcileriyken, umutlu olması gereken işçi sınıfı.

Olası yanlış anlamaları önlemek için bu sürecin, biz yerimizde oturmaya devam ederken kendi kendine, teoride liberal eylemde barbar düzeni alt edemeyeceğini hatırlatarak bitirelim. Aksi durumda biz de yeni bir hayal tasarlamaktan öte gitmemiş olurduk.

CATEGORIES
Share This