Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun ABD emperyalizmi tarafından kaçırılmasının ardından Kolombiya da Trump yönetiminin hedefe koyduğu ülkeler arasında yer alıyor. Ülkedeki son durumu Marxist Studies Seedbed’den Jerson Reyes ile konuştuk.
Nicolás Maduro’nun Venezuela’dan kaçırılmasının ardından Donald Trump, Kolombiya’ya yönelik tehditlerde bulundu ve Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’ya kişisel olarak hakaret etti, O’nu “hasta bir adam” olarak nitelendirdi ve Kolombiya’ya karşı bir operasyon yapılacağını ima etti. Bu kritik anda Gustavo Petro’nun mevcut halk desteğine ilişkin analiziniz nedir? Bu dış tehdit Kolombiyalıları hükümeti etrafında ne ölçüde birleştiriyor?
Bundan önce ülkemiz hükümetleri her zaman Kuzey Amerikan çıkarlarına göre hareket ettiğinden Kolombiya’nın yakın tarihinde bu tarz doğrudan askeri müdahale tehdidi durumuyla karşı karşıya olunmamıştı. Şimdilerde ülkenin farklı sosyal ve politik sektörlerinin pozisyonları görünür olmaya başlıyor.
Petro hükümeti son dönemde bir dizi sosyal reform gerçekleştirdi ve işçi sınıfına belirli faydalar sağladı; asgari ücrette kayda değer artış, kamu yüksek öğreniminde mali reform, toprak iadesi ve tarım politikasında ilerlemeler, kongre üyelerinin maaşlarında indirim, emeklilik ve çalışma reformunun yanı sıra bir dizi sembolik konularda da adımlar attı. Petro’nun dış politikası yalnızca bölgede etki yaratmakla kalmadı, aynı zamanda hatırı sayılır bir halk desteğine de sahip.
Bu, Petro’nun olası seferberlik çağrısı senaryolarında hem sokakta hem de de sandıkta destek anlamına geliyor. Bu nedenle, halihazırda işçi ve öğretmen konfederasyonlarının yanı sıra sosyal örgütler tarafından desteklenen Petro’nun 7 Ocak (bugün) için yaptığı ulusal eylem çağrısına önemli bir destek gelmesi bekleniyor.
Venezuela’da yaşananların ve Petro’ya yönelik tehditlerin kitleler ve aydınların büyük bir kısmı nezdinde meşruiyetten yoksun olması, hükümete ciddi destek verilmesine neden oldu.
Öte yandan Kolombiya sağı oldukça temkinli davranıyor, son durumun oyunun dinamiklerini değiştirdiğini ve Mayıs ayında yapılacak seçimlere önemli etkileri olacağını anlıyorlar ve olası bir müdahaleyi sözde reddederek demokrasinin meşruiyetini savunma çağrısında bulunuyorlar. Sağ, bir müdahalenin reformist solu yeniden başkanlığa taşıyacağını öngördüğünden oldukça temkinli. Diğer taraftan doğrudan müdahale çağrısında bulunan ancak önemli bir destek alamayan sağcı sektörler de oldu. Bana göre hükümetin ciddi bir desteği var ve bunun 7 Ocak’tan itibaren gerçekleşecek eylemlere de yansıması bekleniyor.
Kolombiya uzun yıllar boyunca güçlü, Amerikan yanlısı bir sağ kanat tarafından yönetildi. ABD ile mevcut gerilimler göz önüne alındığında, bu geleneksel elitlerle Trump yönetimi arasındaki siyasi ve askeri işbirliği potansiyeli nedir? İç istikrarsızlık riskini görüyor musunuz?
Özellikle, yalnızca ABD’nin sözde uluslararası hukuku ortadan kaldırması nedeniyle değil, Latin Amerika’yı yeniden kendi çıkarları doğrultusunda hizalamaya çalıştığı sömürgecilik odaklı politikası nedeniyle askeri müdahaleyi dışlamak mümkün olmasa da, Kolombiya senaryosunun Venezuela senaryosundan farklı olduğunu düşünüyorum. Petro hükümetinin serbest seçimlerle gelmiş olması ve bizim yaklaşan seçimlerin eşiğinde olmamız, Kolombiya sağını seçimlerle ilgili başka mekanizmalar altında Trump’la aynı hizaya getirmeye yöneltiyor. Trump seçim sürecine farklı araçlarla müdahale etmeyi deneyecektir, zaten Petro’ya yönelik medya saldırısını derinleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda başkanlık adaylıklarını da koşullandırıyor.
Dolayısıyla iç istikrarsızlığ yakın bir olasılık olarak görmüyorum. Kolombiya burjuvazisi, Venezüella burjuvazisinden farklı olarak örgütlü. Kolombiya burjuvazisi halihazırda yıpranmış olsa da ve aynı zamanda seçimlere hangi blok olarak girecekleri belli olmasa da seçim sürecinde Trump’la yakın bir şekilde çalışacaktır. Petro’nun ordu üst kademelerinde bir dizi reform gerçekleştirdiğini, her seviyedeki askerlerin koşullarını iyileştirdiğini, bunun kendisine silahlı kuvvetlerde önemli bir meşruiyet kazandırdığını söyleyebiliriz. Ama askeri güçlerin sadakati ya da itaatsizliği konusunda asla kesin konuşulamaz.
Kolombiya burjuvazisi Venezuela’daki durumu sömürmeyi ve ülke içindeki kutuplaşmayı derinleştirmeyi isteyecektir. Bunun için de kamuoyu önünde dikkatli açıklamalar yaparken arka kapıdan Trump ile pazarlıklar yaparak seçimler yoluyla kendi politikacılarını iktidara geri getirmeyi deneyecektir.
Ülkedeki devrimci sosyalist hareketin ve sınıf mücadelesinin durumu nedir?
2021’deki ayaklanma süreçleriyle karşılaştırırsak sokak mücadelelerinin oldukça azaldığını söyleyebilirim. O sürecin sonunda, Latin Amerika’daki benzer örneklerde olduğu gibi, Gustavo Petro reformcu solcu lider olarak iş başına geldi. Petro hükümetinin gelişinden bu yana toplumsal muhalefetin liderlerinin büyük bir kısmı sisteme entegre olarak kurumsallaştı. Bu örgütler Gustavo Petro ve partisinin seçim çalışmalarının uzantılarına indirgendiler. Devrimci örgütler tarafındaysa hatırı sayılır düzeyde marjinallik mevcut. Hükümetin yetersiz kaldığı alanlarda kendilerine yer kazanmalarını sağlayacak bir proleter politikayı uyarlama ve konumlandırma konusundaki yetersizler. Kolombiya sosyalist hareketinde proleter merkezli olamamak gibi tarihsel bir sorun olduğu bilinmelidir.
Kolombiya’da mevcut durumda politik mücadelenin ana ekseninin mevcut reformcu solcu liderlikle ABD yanlısı Kolombiyalı sağcı güçlerin arasında cereyan ettiğini söyleyebilirim. Son olarak hükümete adapte olan sözde devrimci örgütlerin uluslararası hukuktan dem vurmalarına dair bir çift laf yapmak istiyorum. Bu uluslararası örgütler ve hukuk daime güçlüden yana olmuştur ve gerçekte buna saygı duyun çağrısı yapmak tarihten ve sınıf mücadelesinden hiçbir şey anlamamakla eş değerdir. Krize devrimci bir çözüm sağlayacak proleter çizginin olmayışı, Latin Amerika ülkelerindeki durumu daha da ağırlaştırıyor.














