Anasayfa / Manşet / Gündem / Olası AfD İktidarı: Almanya’ya Faşizm mi Geliyor? – V. U. Arslan

Olası AfD İktidarı: Almanya’ya Faşizm mi Geliyor? – V. U. Arslan

Zamanında açıktan Mussolini’yi öven Meloni’nin iktidar pratiğini örnek vererek AfD’nin iktidarında Almanya’ya faşizm gelmeyecek demiştim, itirazlar gelmiş. Konuyu biraz açmaya çalışayım.

Aşırı sağcı/sağ popülist “söylem” ile tarihsel bir kurum ve sınıfsal rejim olarak faşizm arasındaki farkı anlamadan derinlikli bir analiz yapamayız. Bizim ihtiyacımız olan nesnel ve tarihsel-materyalist bir çözümlemedir. Bunun yerine olayların ilk izlenimlerine, korkulara ve biçimsel benzerliklere odaklanırsak yüzeysel kalırız.

Faşizmin iktidarı yapısal bir meseledir, büyük burjuvazinin çıkarlarından bağımsız değildir; sınıf mücadelesinin en keskin biçimleri ve burjuva toplumun en derin krizlerinden bağımsız düşünülemez. Faşizmin iktidarı, yalnızca ırkçı söylemlerden veya gerici muhafazakarlıktan ibaret değildir. Ayrıca burjuva demokrasisinin alanlarının daralması ya da burjuva devletin her baskısı faşizmin iktidarı değildir.

Faşizm, finans-kapitalin ve dev sanayi kartellerinin, olağan burjuva demokrasisiyle sistemi yönetemediği kriz anlarında başvurduğu; küçük burjuvaziyi kışkırtarak işçi sınıfının tüm örgütlü kurumlarını, sendikaları ve sol partileri fiziken imha etmeyi hedefleyen olağanüstü bir devlet aygıtıdır.

Bugün Almanya’da ne sermaye parlamenter rejimi rafa kaldırma krizindedir, ne de ortada imha edilmesi gereken devrimci bir işçi hareketi tehdidi vardır. Alman kapitalizmnin çıkarı, milyonlarca göçmeni ülkeden sürüp üretimi kilitletmekten değil; göçmenleri entegre, denetim altında ve yedek sanayi ordusu olarak düşük ücretlerle çalıştırılabilir tutmaktan geçer. AfD seçim kazanmak için tabanına “sınır dışı” etmeyi vaat edebilir; ancak iktidar veya ortaklık masasına oturduğunda, Alman sermayesinin yapısal ihtiyaçlarının hizasına girmeye mecburdur.

AfD’nin asıl alametifarikası, Ukrayna savaşıyla birlikte Alman sanayisinin ucuz Rus enerjisinden koparılmasına karşı çıkmasıdır. Açık ki “Rusyacı”lığın faşizm ile bir alakası yoktur, ama Alman burjuvazisi içerisindeki çelişkilerle alakası tartışılabilir. AfD, özellikle enerji yoğun ihracatçı sanayi, kimya, makina gibi alanlarda yoğunlaşan belirli bir sermaye fraksiyonuna seslenmektedir. Ama mesele ihracatçı sektörler için sadece enerji maliyetlerinden ibaret değildir. AB içi gümrüksüz pazar erişimi ve acil göçmen işgücü ihtiyacı bu kesim için hayatidir , bu yüzden sermayenin bu fraksiyonu için de AfD’nin disipline edilmesi gereklidir. Ayrıca Rheinmetall gibi ağır sanayi devleri silah satışlarından her yıl,Ukrayna Savaşı sayesinde, on milyarlarca Euro kar elde ediyor. Yani Alman askeri-sınai kompleksi değil Putinci olmak Ukrayna Savaşı’nın uzamasından ve silahlanma harcamalarının AB tarafından fonlanmasından yanadır. Kısacası AfD’nin AB karşıtı Rusyacı politikaları Alman burjuvasi için gerçek bir seçenek olmaktan uzaktır. VW, Mercedes Benz, MAN gibi devler de doğrudan askeri üretim işine girmektedir.

Diğer taraftan AfD’nin gerçek toplumsal ve ekonomik tabanı Doğu Almanya’dadır. Doğu Almayna’da sermaye birikimi Batı’ya göre çok geride. Buralarda küçük-orta ölçekli fabrikalar ve işletmeler kapanıyor, şirketler merkezlerini Batı’ya taşıyor. Tamam sınıf bilinci eksik emekçiler AfD’ye oy veriyorlar ama AfD’nin gerçek tabanı ve liderliği küçük burjuvazi, düşük sermayeli bölgesel işletmeler ve akademisyenler gibi profesyonel orta sınıf meslek erbaplarından oluşuyor.

Özetle, AfD’nin söylemleri ve yarattığı ırkçı dalga şüphesiz tehlikelidir ve göçmenler üzerinde ciddi bir sosyal baskı ve hak kayıpları tehlikesi yaratmaktadır. Bu yüzden Alman işçileri ve devrimcileri AfD’ye karşı sıkı bir şekilde mücadele etmelidir. Ayrıca olası bir AfD iktidarının kapitalistlerin hizmetkarı olmasından doğacak sıradanlaşma ve halkın gözünden düşme koşullarına karşı devrimci bir alternatif oluşturmak için gerekli hazırlıkları yapmak durumundadır. Diğer taraftan AfD’nin seçimleri kazanması, Almanya’ya “faşizmin gelmesi” değil; burjuva demokrasisinin derin krizinin, sağ popülist demagojinin ve Almanya ekonomisinin tıkanmasının bir sonucudur.

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.