Anasayfa / Manşet / Gündem / Komünist Kurtuluş’tan “Aşil Kalkanı” tepkisi: “Bizim kalkanımız, Yunanistan ve Türkiye işçilerinin ortak mücadelesidir”

Komünist Kurtuluş’tan “Aşil Kalkanı” tepkisi: “Bizim kalkanımız, Yunanistan ve Türkiye işçilerinin ortak mücadelesidir”

Yunanistan  Komünist Kurtuluş Partisi (KA, Κομμουνιστική Απελευθέρωση), Yeni Demokrasi hükümetinin soykırımcı İsrail’le imzaladığı ve yaklaşık 3 milyar avroluk bir silahlanma programını öngören “Aşil Kalkanı” anlaşmasına tepki gösterdi. Örgüt, programın yalnızca bir silah alımı olmadığını, Yunanistan’ın giderek militarize edilmesinin ve NATO, ABD ve İsrail’le askeri ilişkilerin derinleştirilmesinin bir parçası olduğunu söyleyerek anlaşmayı protesto etti.

KA tarafından yayımlanan açıklamada, ekonomik ve sosyal sorunların ağırlaştığı bir dönemde milyarlarca avronun silah sistemlerine ayrılması eleştirildi. Açıklamada, “İşçilerin ve gençlerin yüksek yaşam maliyetinin bedelini ödediği, hastanelerin ve devlet okullarının çöktüğü, barınmanın ulaşılmaz bir hayale dönüştüğü bir dönemde, füzelere ve silah sistemlerine 3 milyar avro harcanıyor” denildi.

“Bizim kalkanımız, Yunanistan ve Türkiye işçilerinin ortak mücadelesidir”  diyen açıklamada, Yunanistan ile Türkiye arasındaki silahlanma yarışına karşı iki ülke işçilerinin ortak mücadele çağrısı yer aldı.

Açıklamanın tamamı şu şekilde:

“AŞİL KALKANI” SAVAŞIN VE SERMAYENİN KALKANIDIR

 

Yeni Demokrasi hükümeti, yaklaşık 3 milyar avroluk bir silahlanma programı olan “Aşil Kalkanı” kapsamında İsrail’le bir “savunma” sistemi oluşturulmasına yönelik anlaşma imzaladı ve bunu yeni bir “büyük ulusal başarı” olarak kutladı. İşçilerin ve gençlerin yüksek yaşam maliyetinin bedelini ödediği, hastanelerin ve devlet okullarının çöktüğü, barınmanın ulaşılmaz bir hayale dönüştüğü bir dönemde, füzelere ve silah sistemlerine 3 milyar avro harcanıyor. Üstelik bu son derece pahalı silahların, günümüz savaş koşullarında çok daha ucuz dronların kitlesel kullanımına kıyasla daha düşük bir etkinliğe sahip olduğu ve büyük ölçüde işe yaramaz kaldığı kanıtlandı.

 

Ancak “ulusal güvenlik” hakkındaki büyük sözlerin arkasında çok somut bir politika yatıyor: Yunanistan silahlanıyor, giderek daha fazla militarize oluyor ve askeri rekabetlere daha derinden dahil oluyor. “Aşil Kalkanı” yalnızca bir başka silah alımı değildir. Yunan devleti ve sermayesinin daha geniş kapsamlı stratejik bir tercihini ifade etmektedir: daha fazla savaş hazırlığı, NATO ve ABD ile daha yakın hizalanma, İsrail’le daha derin askeri işbirliği ve Doğu Akdeniz’deki rekabette Yunan kapitalizminin rolünü yükseltme arayışı.

 

Tam da bu nedenle alarm zilleri çalmalıdır. İsrail’in stratejik ortak olarak seçilmesi tesadüfi değildir. İsrail, Yunan hükümeti, askeri yapı ve ana akım medya tarafından askeri güç ve sürekli savaş hazırlığı modeli olarak sunulmaktadır. Bugün İsrail, çağdaş kapitalizmin temel eğilimlerinden birinin modelini temsil etmektedir: “güvenlik” adına sürekli askeri hazırlık, gözetim ve denetim; toplum yaşamının militarizasyonu ve faşistletirilmesi. Yunanistan yalnızca İsrail’den silah satın almıyor. Yunan devleti aynı zamanda bir modeli satın alıyor ve benimsiyor. Bu model son derece gericidir. Çünkü “yenilik” ve “savunma teknolojisinin” arkasında Gazze’deki soykırım, Batı Şeria’daki işgal ve apartheid rejimi, işkence ve etnik temizlik bulunmaktadır. Onların hayran olduğu şeyler bunlardır. Yunanistan’da tekrarlamak istedikleri model budur. Bizim ise Yunanistan’a ithal etmek istemediğimiz model tam olarak budur.

 

Bunu yıkacağız.

 

SERMAYENİN “ULUSAL GÜVENLİĞİ”NİN BEDELİNİ ÖDEMEYECEĞİZ

 

Hükümet işçilerden “sabırlı olmalarını” isterken, silah sistemleri için milyarlarca avro bulunuyor. “Savaş ekonomisinin” gerçek yüzü budu: Para var ama halk için değil fırkateynler, savaş uçakları, füzeler ve “Kalkanlar” için var.

 

Hükümet silahların “ülkenin güvenliği” için gerekli olduğunu söylüyor. Peki kimin ülkesi? Kirayı ödeyemeyen işçilerin ülkesi mi? Açlık sınırında ücretlerle çalışan gençlerin ülkesi mi? Tıbbi muayene için aylarca bekleyen hastaların ülkesi mi? Yoksa Yunan kapitalizminin jeopolitik konumunu güçlendirmeye çalışan armatörlerin, enerji şirketlerinin ve sermaye çevrelerinin ülkesi mi?

 

Hükümetin “ulusal güvenliği”, Yunan sermayesinin çıkarlarının güvenliğidir.

 

“Aşil Kalkanı” aynı zamanda Yunanistan ve Türkiye arasındaki rekabetin bir parçasıdır. Hükümet, silah alımlarını ve İsrail’le kurduğu stratejik ilişkiyi Türkiye’ye karşı gerekli bir yanıt olarak sunuyor. Yunanistan’ı, sürekli saldırganlık gösteren sözde bir Türkiye karşısında “kendini savunan” taraf olarak göstermeye çalışıyor. On yıllardır kullanılan aynı mantıktır bu: “Türkiye bizi tehdit ediyor, o halde silahlanmalıyız.”

 

Böylece bir silahlanma diğerini doğuruyor. Bir ordu, diğer ordu güçlendirildiği için güçlendiriliyor. Bir burjuvazi diğerinin oluşturduğu tehdidi öne sürüyor. Faturayı ise işçiler ödüyor.

 

Türkiye burjuvazisinin de kendi çıkarları ve saldırgan hedefleri vardır. Ancak bu durum Yunan hükümetinin ve ordusunun tercihlerini doğaları gereği “savunmacı” hale getirmez. Yunanistan ve Türkiye arasındaki rekabet, iki burjuva sınıfının ve iki devletin jeopolitik güç, enerji güzergâhları, deniz yetki alanları, pazarlar ve bölgesel nüfuz uğruna yürüttüğü bir rekabettir.

 

Yunan hükümeti, İsrail devletiyle askeri işbirliğini derinleştirirken kendisini “barışsever” olarak sunamaz. “Aşil Kalkanı” bu ilişkinin bir parçasıdır. Yunanistan’ın ABD, NATO ve AB’nin daha geniş planlarına katılımı da öyle.

Yunanistan savaşları uzaktan seyreden bir ülke değildir. Savaş düzeninin aktif bir parçasıdır. Patriot sistemleri Suudi Arabistan’a, Suudi rejiminin petrol tesislerini korumak üzere gönderildi. Fırkateynler Kızıldeniz’e, armatörlerin ve onların kârlarının güvenliğini sağlamak üzere gönderildi. Bütün bunların faturası ise işçilere çıkarıldı: vergilerimizle, borçlarımızla ve kamusal kaynakların yağmalanmasıyla milyarlarca avro ödendi.

 

Bütün bunların maliyeti, işçilerin vergiler, borçlanma ve toplumsal kaynakların yağmalanması yoluyla ödediği milyarlarca avrodur.

 

Dolayısıyla Yunanistan ve Türkiye’deki işçilerin düşmanı Ege’nin diğer tarafında değildir. Asıl düşman, kendi toplumlarının içindedir: sermaye, onun hükümetleri ve savaş planları.

 

İşçi sınıfının bu silahlanma yarışından kazanacağı hiçbir şey yoktur. Yunan burjuvazisinin Türkiye ile rekabetinde “güçlenebilmesi” için silahlanmasının bedelini işçilerin ödemesini kabul etmeyeceğiz.

 

Tam da burada Yunanistan soluna büyük bir sorumluluk düşüyor. Ne var ki solun bazı kesimleri, bu gerçekle yüzleşmek yerine, farklı biçimlerde egemen milliyetçi söylemin peşinden gidiyor. Söyledikleri, özünde devletin söyleminden farklı değil: Türkiye sürekli bir tehdittir; Yunanistan sürekli savunmadadır; Yunanistan’ın talepleri kendiliğinden haklıdır ve o halde Yunanistan silahlanmak zorundadır.

 

Bu mantık “antiemperyalist” bir söylemle süslenebilir; ancak yine aynı sonuca götürür: Yunanistan Türkiye’ye karşı silahlanmalıdır.

 

Yunan devletinin temel anlatısını yeniden üreten bir sol, savaş karşıtı ve enternasyonalist olamaz. Silahlanma harcamalarını genel olarak eleştirip, söz konusu Yunanistan olduğunda “Türkiye var, dolayısıyla silahlanmak zorundayız” demek bu tutarsızlığı değiştirmez. Başkalarının milliyetçiliğini teşhir edip kendi burjuvazimizin milliyetçiliğini “savunma” diye meşrulaştıramayız.

 

BURJUVAZİYLE DEĞİL HALKLARLA BİRLİKTEYİZ!

 

Solun görevi Yunan burjuvazisinin neden “haklı” olduğunu açıklamak değildir. Sol, işçi sınıfını kendi burjuvazisine karşı örgütlemek için vardır.

 

Yunanistan işçi sınıfının Yunan kapitalizminin jeopolitik olarak güçlendirilmesinden hiçbir çıkarı yoktur. Türkiye işçi sınıfının da Türk kapitalizminin jeopolitik olarak güçlendirilmesinden hiçbir çıkarı yoktur.

“Güçlü Yunanistan”ın amigoluğunu yapmayacağız.

 

Savaş hazırlığının yanıtı başka bir askeri ittifak değildir. Yanıt, enternasyonalist işçi mücadelesidir. Bizim “Kalkanımız”, Yunanistan ve Türkiye işçilerinin silahlanma harcamalarına ve savaşa karşı ortak mücadelesidir.

 

Yunanistan ve İsrail eksenine karşı, Filistin’le enternasyonalist dayanışmayı savunuyoruz.

 

Askeri anlaşmalar iptal edilsin, askeri işbirliğine son verilsin, İsrail devletine hiçbir şekilde kolaylaştırıcılık yapılmasın.

 

Silahlanma harcamalarına karşı, askeri bütçenin köklü biçimde azaltılmasını talep ediyoruz. 

 

NATO’ya, askeri üslere ve emperyalist planlara karşı, savaş mekanizmalarından çekilmek için mücadele ediyoruz.

 

Onların “ulusal yükselişinin” bedelini ödemeyeceğiz.

 

Silah satın almak için sosyal harcamaların kesilmesini kabul etmeyeceğiz.

 

Yunanistan’ın bir savaş makinesine dönüştürülmesini kabul etmeyeceğiz.

 

Silahlanmaya değil toplumsal ihtiyaçlara bütçe!

 

Devletlerle, ordularla ve sermayenin çıkarlarıyla değil Yunanistan, Türkiye, Filistin ve tüm bölge halklarıyla omuz omuzayız!

 

Bizim perspektifimiz, kapitalist ve emperyalist rekabet içinde “güçlü bir Yunanistan” değildir. Bizim perspektifimiz, savaşın, milliyetçiliğin ve kapitalizmin yıkılmasıdır.

 

Komünist Kurtuluş

 

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.