
Almanya Seçimleri Üzerine: AfD Müesses Nizamı Zorluyor – Emre Güntekin
Troçki, 1931 yılında Almanya’da gerçekleşen seçimler için şöyle yazıyordu:
“Faşistlerin sayısı hızla artıyor. Komünistlerin sayısı da artıyor ama çok daha ağır bir tempoyla. İki karşıt kutbun bu büyümesi de topun piramidin tepesinde kalmayacağını gösteriyor. Ama faşistlerin daha hızlı büyümeleri topun gerçekten sağa yuvarlanabileceğinin bir işareti.” (1)
Aşağıdaki tabloyu inceleyenler için geçtiğimiz gün gerçekleşen seçimlerle ilgili olarak iki nokta göze çarpacaktır.
Birincisi sol açısından umut verici bir gelişme olarak değerlendirilen Die Linke’nin oylarındaki yükseliş. Bir diğer nokta faşist AfD (Almanya İçin Alternatif)’nin oy patlaması yaşaması. 2021’de yapılan seçimlerden bu yana AfD’nin oyları iki katına yükseldi. Daha geniş bir tarihsel aralık göz önüne alındığında ise ortaya çıkan tablonun umut vermediğini görmek gerekir. AfD hem Almanya’da yaşanan ekonomik krizin hem de uluslararası koşulların verdiği güçle büyümesini sürdürüyor.
Ortaya çıkan sonuçla birlikte Alman müesses nizamı AfD’nin yükselişine karşı Hristiyan Demokratlarla Sosyal Demokratları bir araya getirerek bir set örmeye çalışacak. Ancak herbiri Almanya’da yaşanan sosyal ve ekonomik krizin müsabbibi olan bu partilerin yaşadığı çöküş geleceğe umutlu bakmanın önüne geçiyor. CDU/CSU tarihinin en kötü ikinci seçim sonucunu alırken; SPD savaş sonrası dönemin en kötü seçim sonucuna imza attı. Koalisyonun bir diğer ortağı Yeşiller de oy oranlarında erimeyle karşı karşıya kaldı. Şimdi herkes olası bir CDU-SPD koalisyonunda yaşanacak fiyaskonun (ki tersinin olması pek de mümkün görünmüyor) 2029’da veya daha erken gerçekleşecek bir seçimde AfD zaferinin yoluna taş döşeyeceğine hemfikir.
Der Spiegel’de yer alan şu yorum meseleyi özetliyor:
“Başarısız olursa her şey biter. AfD sonraki seçimde daha da güçlenir ve büyük olasılıkla en büyük parti olur. Şansölye Merz’e düşen, siyasetin merkezine ve daha da önemlisi sistemin kendisine, liberal demokrasinin otoriter yaklaşımlar karşısındaki üstünlüğüne yönelik güveni yeniden tesis etmek olacak. Yeniden birleşmeden bu yana hiçbir şansölye böyle büyük bir zorlukla karşı karşıya kalmamıştı.” (2)
Ancak sadece Almanya’da değil, tüm dünyada benzeri formüllerin işlemediğini pek çok kez gördük. 4 yıl boyunca ‘Demokrat’ Biden’ın rezil başkanlık performansı Trump’ın daha güçlü geri dönüşüne neden oldu. Hakeza Fransa’da Le Pen’in ve onunda sağında yer alan Zimmour gibi figürlerin yükselişi Macron liderliğindeki bütün sağduyu arayışlarına rağmen hükümet krizinin yaşanmasının önüne geçemedi ve merkez sağ Bernier hükümeti kuruluşunun daha 51. gününde aşırı sağın basıncıyla düşürüldü. Türkiye’de de geçtiğimiz cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bütün değişim beklentilerini sandığa endeksleyen Altılı Masa sürecinin Erdoğan rejimi karşısında işe yaramadığını görmüştük. Kısacası aşırı sağın veya otoriterliğin panzehirinin daha makul görünen bir sağ-liberal seçenek olmadığı tartışma götürmüyor. CDU ve Merz’in “zafer”i bu noktada geçici bir bahar havası yaratsa da, bu havanın çok kısa sürede dağılıp yerini yeniden toz dumana bırakması yüksek olasılıktır. Alman egemen sınıfları koalisyon mühendisliği ile AfD’yi iktidar aygıtlarından uzak tutmayı başarsa da, hayatın gerçekleri er ya da geç kendisini dayatıyor. AfD özelinde aşırı sağı büyüten koşullar ortada olduğu müddetçe bir tehlike olarak varlığını korumasının önüne geçmek imkansız olacaktır.
Müstakbel Şansölye Merz’i şimdi dağılmaya yüz tutmuş bir AB, savaş politikalarının ve emperyalist rekabetin basıncıyla giderek artan askeri harcamalar, Volkswagen gibi dev şirketlerin yaşadığı derin krizle birbiri ardına gerçekleşen kitlesel işten atmalar, aşırı sağın yarattığı siyasi ve toplumsal basınç gibi mevcut düzen içerisinde çözümü zor konular bekliyor olacak. Ve bütün bunlarla boğuşuyorken, büyük bir sürpriz olmazsa yanında Almanya’yı tarihinin en büyük ekonomik durgunluklarından birine sürükleyen, emekçi sınıflar giderek erozyona uğrayan yaşam standartlarıyla boğuşurken ülke tarihinin en büyük silahlanma harcamalarını gerçekleştiren, kitlelerin öfkesini katlayan Ukrayna ve Filistin politikalarının mimarı SPD ve bir ihtimalle de Yeşiller olacak.
Gençlik Radikal Uçlara Yöneliyor!
Özellikle genç kuşaklarda Die Linke ve AfD’ye ciddi bir yönelimin olması, gençliğin geleneksel partilerden umudunu kestiğini gösteriyor. Siyonist işgale verilen koşulsuz destek ve göçmen sorunu konusunda sağa göz kırpan politikaların etkisiyle SPD ve Yeşiller’den kopan genç kesimler Die Linke’yi bir adres olarak gördüler. 18-24 yaş grubu içerisinde Die Linke % 24 ile en yüksek oy oranına ulaşan parti oldu. Onu % 21 ile AfD izledi. Genç kadınlar arasında Die Linke, erkeklerde ise AfD önde bitirdi.
AfD açısından ise asıl dikkat çekici nokta toplumsal tabanının lümpen küçük burju a katmanlardan emekçi sınıflara doğru genişlemesidir. Yoksullar arasında AfD’nin oy oranı % 39, işçiler de % 38 ve işsizler de ise % 34. Aşırı sağ muhalefette yer almanın da konforuyla emekçi sınıfların en temel sorunlarını, radikal solun da etkisizliği nedeniyle, oldukça rahat bir şekilde sömürebiliyor. Özellikle SPD, Yeşiller gibi merkez sol partilerin ve hatta bazı yerel hükümetlerde Die Linke’nin imza attığı kesinti paketleri öfkenin sağda birikmesinin nedenleri arasında yer alıyor.
Ancak AfD’ye yönelen bu kayışı basit bir öfke birikimi ile de açıklamak yetersiz kalacaktır. En nihayetinde aşırı sağın uluslararası düzeyde zinde olduğu bir dönemdeyiz. Günümüzün uluslararası siyasetinin yıldızları, Macron ve Scholz gibi neoliberal ajandayı sadakatle uygulayan silik karakterlerden Trump, Le Pen, Meloni gibi figürlere evrildi. Dahası Trump ve Elon Musk’ın ABD emperyalizminin tepesine çöreklenmesiyle aşırı sağ uluslararası düzeyde elverişli koşullara ulaşmış oldu. AfD’nin seçimler yaklaşırken en ateşli destekçilerinden birisi Elon Musk oldu. Musk X hesabından sık sık “Only the AfD can save the Germany” (Almanya’yı sadece AfD kurtarabilir.) ve “AfD is the only hope for Germany” (AfD Almanya için tek umuttur.) yazılı paylaşımlar yaptı.
Süreç Faşizme mi Götürüyor?
Bu soru, bu yazının sınırlarını aşan bir tartışma konusu olmakla birlikte belli başlı noktaları hatırlatmak gerekiyor. İtalya örneğinde de Mussolini’yi sahiplenen Meloni’nin anaakım siyasete nasıl eklemlendiğini ve bazı konularda sivri köşeleri yumuşatmak zorunda kaldığını görmüştük. Muhalefetteyken kullanılan sert retoriği aşırı sağ partiler için iktidara gelindiğinde aynı tonda sürdürmek çoğu zaman mümkün olmayabiliyor. Ancak bu elverişli koşullar oluştuğunda, tıpkı Trump’ın yapmaya çalıştığı gibi, devlet aygıtı üzerindeki kontrolü sıkılaştırmaktan, toplumun ezilen kesimleri üzerindeki baskıyı yoğunlaştırmaktan ve kimlikler üzerinden kutuplaşmayı sonuna kadar zorlamaktan geri duracakları anlamına gelmiyor.
Almanya bu açıdan elbette bir faşizm tehlikesiyle karşı karşıya değil; ancak başta Troçki’den yaptığımız alıntıda da vurgulandığı üzere top şu an bir piramidin tepesinde duruyor. Onun nereye yuvarlanacağı sorusu gelecek 4 yılda sınıf mücadelesinin gelişimiyle yanıt bulacak. Sol açısından Die Linke’nin başarısı önemli olmakla birlikte partinin yerellerde neoliberal ajandaya ve Filistin sorununda Alman egemen sınıflarının politikasına verdiği utangaç destek onun sınıf mücadelesinin bir kaldıracı olamayacağını göstermektedir. Eğer Alman proletaryası ve gençliği neoliberal politikaları, Alman emperyalizminin savaş maceralarını sürdürmek isteyen egemen sınıflar karşısında radikal bir set öremezse topun sağa yuvarlanması sadece bir zamanlama sorunu haline gelecektir.
- Lev Troçki, Faşizme Karşı Mücadele, Yazın Yayıncılık, s.146
- Christophe Hickmann, Sisteme duyulan güven tehlikede, Der Spiegel, 23 Şubat 2025