Home / ManÅŸet / Venezuela Sonrası: Akbabaların Durmaya Niyeti Yok! – Emre Güntekin

Venezuela Sonrası: Akbabaların Durmaya Niyeti Yok! – Emre Güntekin

2026 yılı beklenildiği üzere oldukça hareketli başladı. ABD emperyalizmi, uzunca bir süredir hedef aldığı Venezuela’ya 3 Ocak geceyarısı bir operasyon gerçekleştirerek Nicolas Maduro ve eşi Cillia Flores’i ABD’ye kaçırdı.

Venezuela’ya bir saldırı bekleniyordu. Nitekim 1962 Küba Füze Krizi’nden bu yana Karayiplerde tarihin en büyük askeri yığınağı yapılmış; Venezeula’ya ait gemiler hedef alınmış ve ABD saldırılarında yüzden fazla insan yaşamını yitirmişti. Yine Maduro’nun yakın çevresine kadar sızmış istihbarat operasyonları da yürütüldüğü biliniyordu. Trump, CIA’e Venezeula’ya gizli operasyon yürütülmesi konusunda tam yetki vermişti. Ekim ayında ABD’li bir ajanın Maduro’nun baş pilotuna Maduro’yu ABD’nin yakalayabileceği bir yere getirmesi konusunda teklifte bulunduğu basına yansımıştı.

Neticede Maduro dün ABD’de düzmece bir mahkemenin karşısına çıktı. Kaçırıldığı günden bugüne Ortaçağ barbarlığını aratmayan görüntüler eşliğinde Trump’ın bir reality şov haline dönüştürdüğü haydutluğunun esiri durumunda.

Venezeula ve Yeni Emperyalist Yağma Dönemi

ABD emperyalizmi Venezuela’ya yönelik saldırganlığını tıpkı 2003 Irak İşgalinde dile getirdiği kimyasal ve biyolojik silah yalanında yaptığı gibi asılsız iddialara dayandırıyor. Trump yönetiminin derdinin ne Venezeula’daki demokrasi sorunu ne de sıkça dile getirildiği üzere uyuşturucudur. Trump Maduro’yu kaçırarak, Monroe Doktrini’ninden esinlenilerek yeniden inşa edilen Donroe Doktrini’nin ilk adımını attı. Chavez döneminden bu yana hedefe koyduğu Venezeula’nın yönetimine bizzat Trump yönetimi tarafından el konuldu. Maduro’nun yardımcısı Delcy Rodrigues’in Maduro’nun yerine geçecek olması baskıları değiştirmeyecektir. ABD emperyalizminin bölgedeki askeri yığınağı ve her an müdahale edebilme ihtimali yeni rejimin üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallanacaktır. Dahası rejimin bir enkaza dönüştürdüğü Venezeula devlet aygıtının çözülme halinde olduğu görülüyor. Yönetimdeki çürüme ve derin yoksulluk yüzünden büyük bir yorgunluğu üzerinde biriktiren Venezuela halkının hangi liderlik altında antiemperyalist bir tepki örgütleyebileceği de büyük bi soru işaretidir.

Daha önce pek çok kez vurguladığımız üzere Venezuela’daki bu dirençsiz teslimiyet hali Maduro yönetiminin sınıfsal karakterindeki dönüşümle doğrudan ilintilidir. Chavez 2002 yılında darbecilerin elinden Caracas’ta sokakları dolduran milyonların kararlılığı sayesinde kurtulabilmişti. Bugün aynı sokaklarda Maduro’ya sahip çıkan kitleler bulunsa da aradan geçen on yıllar o devrimci coşkudan geriye çok az şey bıraktı. Chavez, bütün eleştirilecek yönlerine rağmen, iktidar basamaklarına devrimci iddialarla çıkmış, kitleleri mobilize eden ve en önemlisi elindeki maddi imkanlarla bir reçete önerebilen sahici bir liderdi. Aynı zamanda Chavez’in yükselişi Latin Amerika’da sol bir yükselişle paralel ilerlemişti. Chavez’in ardından tabiri caizse iktidara paraşütle düşen Maduro ise onun ancak karikatürü olabildi. Düşen petrol fiyatları, uygulanan ambargolar, astronomik bir şekilde artan enflasyon ve derinleşen sefalet, yolsuzluklar ve rejimin elitleri içerisindeki yozlaşma rejimin ve Maduro’nun toplumsal desteğini aşındırdı. Gelinen noktada Trump’a anlaşma teklif etse de uğradığı saldırı karşısında dayanabileceği bir destek kalmamıştı.

Buradan bir genellemeye varacak olursak Venezuela’dakine benzer ÅŸekilde çürümüş, toplumsal desteÄŸi zayıflamış bir rejimin emperyalist saldırganlığa karşı gerçek bir direniÅŸ sergilemesi mümkün deÄŸildir. Maduro’nun “tereyağından kıl çeker gibi” esir alınması yolsuzluklara batmış ve yozlaÅŸmış bir bürokrasinin, sermayenin satın alma gücü karşısında ne kadar kırılgan olduÄŸunu göstermiÅŸtir.

Küresel Hegemonya Savaşları: Çin ve İran Denklemi

Trump yönetimi yaptığı açıklamalarla yeni saldırıların işaretini de verdi: Trump bizzat kendi ağzıyla Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro’ya arkasını kollamasını tavsiye etti; Küba tekrar hedef tahtasına oturtuldu. Dahası Grönland’ı, üstelik kontrolü bir NATO ülkesi olan Danimarka’da bulunmasına rağmen, alacaklarını yineledi. Kısacası orman kanunlarının geri döndüğü uluslararası emperyalist rekabetin genişlemesi artık bir olasılık olmaktan çıkarak somut gerçeklik haline gelmektedir.

Venezuela’daki güç gösterisi, aynı zamanda Çin’e verilmiş bir mesaj olarak okunmalıdır. Çin, ekonomik bir dev olma yolunda ilerlese de, askeri ve diplomatik kapasite bakımından henüz ABD emperyalizmiyle her alanda yarışacak durumda değildir. Nitekim saldırının ardından Çin yönetimi kuru bir diplomatik kınamanın ötesine geçemedi. Ancak şunu da not etmekte fayda bulunuyor: Gücü elinde tutanın kendisinden zayıf gördüğüne herhangi bir çekince gözetmeksizin girebildiği bir dünyanın oluşumu Çin’in Tayvan üzerindeki emellerini tekrar canlandıracak koşulları yaratmaktadır. Ancak bunun ABD’nin Venezuela’ya girmesi gibi bir örnekten ziyade; Rusya’nın Ukrayna işgalinde gördüğümüz bir biçime dönüşmesi daha olasıdır. Uzunca bir süredir gırtlağına kadar silahlandırılan Tayvan’ın direniş kapasitesi Venezeula’nın çok ötesinde olacaktır.

Venezeula’dakine benzer bir süreç İran’da da iÅŸlemekte; ambargolar ve yolsuzluklar sonucunda halkın rejimle olan bağı giderek kopmaktadır. ABD-İsrail ortaklığı en garanti seçenek olarak rejimin İran halkı eliyle devrilmesini bir askeri operasyona yeÄŸlemektedir. GeçtiÄŸimiz yıl İsrail’in Molla rejiminin elitlerine yönelik suikastleri rejimin zaaflarını ortaya koymuÅŸtu. Ancak sonrasında İsrail İran’dan gelen direniÅŸ üzerine geçici bir geri adım atmak zorunda kalmıştı. 2026’da İran’a yönelik yeni operasyonlar giderek daha yüksek sesle getirilmektedir. Hamaney’e suikast planı Trump ve Netenyahu’nun masasındadır. Dahası içeride toplumsal huzursuzluk da giderek artmaktadır. Ancak buradaki en büyük risk, rejime yönelik haklı öfkenin, örgütlü bir sol önderlik eksikliÄŸinde ÅŸah yanlısı gerici unsurlar veya emperyalist projeler tarafından manipüle edilmesidir. İran’da veya Venezuela’da, devrimci ve sosyalist bir damar örgütlenmediÄŸi sürece, bir diktatörün devrilmesi yalnızca “akbabaların” yaÄŸma alanını geniÅŸletmesine hizmet edecektir.

Gramci’nin geçmişte vurguladığı canavarlar zamanının bir benzerinin içerisinden geçiyoruz. Trump yönetimi elindeki devasa gücün yarattığı imkanla zamanın ruhunu aşırı sağdan ve emperyalist haydutluktan yana şekillendirmeye çalışıyor. İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırım ve Venezeula’ya yönelik saldırılar bu ruhun çıktılarıdır. Bu barbarlığa karşı dünya halklarının örgütlü bir güçle direnişi dışında hiçbir seçenek sonuç vermeyecektir.

 

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir