TÜSİAD’ın Kofti Muhalefeti – Güneş Gümüş

TÜSİAD’ın Kofti Muhalefeti – Güneş Gümüş

 

Geçtiğimiz hafta TÜSİAD Genel Kurulu’nda TÜSİAD İstişare Kurulu Başkanı Ömer Aras; “sistem çöktü” diyerek son dönemde politik olağanüstülüklerin yoğunlaşmasına ve gündelik yaşamın kuralsızlığa terk edilmesine karşı eleştirilerini ortaya koymuştu. Cevap hızlı ve sert oldu. Ömer Aras’a soruşturma açılması kamuoyunun beklentilerinin ötesinde bir tepki olsa da rejimin değişen niteliğini gözler önüne seriyor. 2015’ten beri TÜSİAD başkanları AKP korkusuyla konuşmaktan imtina eder olmuştu. Hainlikle suçlanmak, muhatap alınmamak, vergi cezaları, ihale engellemeleri büyük patronlar kulübünü suskunluğa itmeye yetmişti. 2010-2013 yılları arasında TÜSİAD Başkanlığı yapan Ümit Boyner, bu görev “ateşten bir gömlek” derken tam da bu hissiyatı ifade ediyordu. Sonrasında ise TÜSİAD patronları iyice korkuya kapıldılar. İktidarla karşı karşıya gelmeyi göze alamayan köklü sermaye grupları TÜSİAD başkanı olmaktan bile uzak duruyor. Sonuçta Türkiye büyük sermayesi, en başından beri, zenginliğini devletle kurulan ballı ilişkilere borçlu; onu riske atar mı!?

Bu Yolun Taşlarını Döşeyenlerden Biri de Sizdiniz

TÜSİAD cephesinden parlamenter sistem de kapanacak korkusuyla son bir serzeniş geldi. Ancak bugün “sistem çöktü” diyenler bu yolların döşenmesine katkı verdiler; AKP’ye ilk el veren onlar oldu.

Fazilet Partisi’nden kopan yenilikçiler olarak AKP’nin 2002’de AB ve ABD’nin onayıyla iktidar olmasının en büyük destekçisi TÜSİAD patronlarından başkası değildi. Dönemin TÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan, Avrupa ülkelerinde AKP’nin “muhafazakar demokrat” bir parti olarak ekonomik ve siyasal liberalleşmenin yürütücülüğünü yapacağına dair güvence veriyordu. AKP’den beklentileri neoliberal programı katı şekilde uygulamak ve AB-ABD desteğiyle sivil-askeri bürokrasinin geriletilmesini sağlamaktı. Hesap hatası sivil-askeri bürokrasinin egemen sınıf cephesinden çıkarılmasıyla ortaya çıkan boşluğu kimin dolduracağı noktasında oldu. Türkiye büyük sermayesinin toplumsal hegemonyasının bu ölçüde geri olduğu, zenginliğini devlet avantalarından beslenmek üzerine kurduğu için güçlü bir iktidar karşısında durabilecek kifayette olmadığı bir ülkede iktidar adım adım AKP’nin elinde yoğunlaşacaktı. 2010’daki referandum kırılma noktası olmuş, sonrasında iki İslamcı fraksiyon (Gülen Cemaati ve AKP) iktidarın sahibi kim olacak diye kapışmıştı. Bu kavga sürerken TÜSİAD esamesi okunmayan etkisiz bir elemandan fazlası değildi. 2016’da bu rekabeti bitiren ve OHAL süreciyle istediği güce ulaşan AKP tek patron haline geldi. Bu sürece TÜSİAD ancak karnından konuşarak tepki verdi. Tatlı karlarını riske atacak değillerdi. Mesela Koç grubu, katma değer ve cirosuyla dünyanın en büyük 30., Avrupa’nın 7. rafinerisi olan Tüpraş’ı AKP’nin özelleştirme politikalarıyla elde etmişti. Üstüne AKP iktidarının neoliberal politikalarla emekçilerin haklarını muazzam geriletmesi, ballı kamu ihaleleri, yıllarca süren ucuz döviz akışı, düşük faizle borçlanma imkanları, vergi kolaylıklarını da ekleyin. AKP ile arayı bozmak demek kamu kaynaklarının sermaye grubunuza akmasının durması demektir. Nitekim Koç grubu Gezi sürecindeki sembolik duruşunun dahi bedelini ödediğine göre AKP ile açıktan bir kapışmayı göze alabilir mi! Girerler mi bu riske; girmediler de! Paraya tapan patronlardan AKP’ye ciddi bir muhalefet bekleyen bolca bekler de bir şey elde edemez.

Gölge Etmeyin Yeter

AKP ülkeyi teslim alırken paracıklarını saymakla uğraşanların muhalefet diye korkakça tepkilerini ihtiyacımız yok. Ülke emekçilerinin yarattığı kaynakları AKP ile birlikte yiyenler, ülkenin başına çorap ören AKP iktidarının önünü açanlar konuşmasa da olur. Zaten ilk parmak sallamada geri çekilecekler, sadece suyu bulandırıyorlar. AKP asıl onların çıkarına çalışıyor. Asıl bu ülkenin emekçileri kan ağlıyor.

AKP iktidarının büyük patronlar kulübüyle sorunu varmış gibi yaparak kendini aklamasına çanak tutacak değiliz. Bugün AKP’ye karşı asıl muhalefeti yapması gereken emekçi halktır. Emekçi halk sadece AKP’ye değil, kendi sırtından zenginleşen patronlar kulübüne karşı da mücadele ederek geleceğini şekillendirmek zorundadır. Ne bu ülkenin ne de bu ülke emekçilerinin başka bir kurtuluş reçetesi vardır.

 

 

CATEGORIES

COMMENTS

Wordpress (0)
Disqus (0 )