/ Devrimci Perspektif / ODTÜ Onur Yürüyüşü Üzerindeki Tartışmalara Dair – Emrecan Konyalı (Marksist Fikir Toplulukları Başkanı)

ODTÜ Onur Yürüyüşü Üzerindeki Tartışmalara Dair – Emrecan Konyalı (Marksist Fikir Toplulukları Başkanı)

on 30 Mayıs 2019 - 16:47 Kategori: Devrimci Perspektif, Emre Can Konyalı, Polemik

9. ODTÜ Onur Yürüyüşü etrafında bir süredir tartışmalar yürütülüyor. Konu hakkında fikirlerimizi ortaya koymak ve bazı gerçekleri açıklığa kavuşturmak gerekliliği açık hale geldi.

Aslında iki farklı anlayış tartışılıyor. Bir tarafta biz ODTÜ MFT olarak kolektif mücadelenin gelenek haline geldiği ODTÜ’de her zaman olduğu gibi birlikte mücadeleyi, fikir alışverişini, ortak karar mekanizmasının işlemesini savunuyoruz. Toplantılarda da hep bunu dile getirdik. Diğer taraftaysa LGBTİ+ Dayanışması’nın bazı temsilcileri bu kültürü zerre umursamıyor. ODTÜ’deki mücadelenin genel çıkarlarını umursamadan “ben ne dersem o” tavrını sürdürdüler. Yani kolektif mücadele anlayışı, birlik ve dayanışma yerine ısrarla benmerkezci bir anlayış dayatılıyor. ODTÜ’de uzun yıllardır her gün büyük bir özveriyle, fedakarlıkla savunulan bir özgürlük ortamı var. Son yıllarda bu ortam ciddi tehdit altında. Düşmez denilen Hacettepe, Ankara Cebeci kampüsü gibi alanların kısa sürede ne hale geldiği ortada. Dolayısıyla ODTÜ’de yapılacak bir eylem sadece bazı kişilerin kararları üzerinden planlanamaz, ODTÜ’de yaşayan, mücadele eden herkesle birlikte ortak kararlar almak, dostça konuşmak dayanışmayı büyütecek yegâne şeydir.

Bu bağlamda tartışmalara net bir devrimci perspektif taşımak zorunluluk haline geldi. Daha önce birçok açıklamada ve yazıda vurguladığımız ortak mücadele kültürünü bu kültürden tamamıyla uzaklaşmış bazı isimlere hatırlatmak, çarpıtmalar ve karalamalar üzerinden hiçbir mücadelenin ileriye gitmeyeceğini de baştan vurgulamak durumundayım. Şimdiden belirtmekte fayda var yazıda eleştirilerin odağı bir bütün halinde ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması değil LGBTİ+ Dayanışması’nın içerisinde temsiliyet sahibi olan ODTÜ mücadele geleneğiyle uzaktan dahi ilgisi olmayan isimler olacak. Yazının amacı da sadece eleştiriler sıralayarak sekter bir tutum takınmak değil; ortak, dayanışmacı bir mücadelenin kazandıracağı vurgusunu bütün samimiyetimle dile getirmektir.

Bütün dostça önerileri elinin tersiyle iten anlayış ODTÜ’deki hangi değerle uyuşuyor? Çeşitli ithamlar ve gerçeklerle alakası olmayan yanlış anlatılarla kazanılacak hiçbir şey yok. Biz MFT olarak LGBTİ+ Dayanışma’sına birlikte mücadele çağrımızı tekrarlıyoruz. LGBTİ+ Dayanışması adına toplantılara katılan temsilcileri de ODTÜ’deki dostça, yoldaşça sürdürülen mücadelenin değerini bilmeye çağırıyoruz. Aynı üniversitede mücadele ediyorsak elbette birbirimizi değerli göreceğiz, elbette birbirimize danışacağız. Öneriler, tartışmalar, eleştiriler ne baskı kurmaktır ne de engel koymaktır. Bunu bu şekilde anlatmanın kendisi ciddi biçimde sorunludur. ODTÜ’de birbirimize güvenip mücadeleyi yükseltmek dışında başka bir alternatif yok. Bu da ancak benmerkezci değil kolektif bir anlayış temelinde mümkün olabilir.

Mevcut düzen tarafından ayrıştırılanların, ezilenlerin ODTÜ’de kendi seslerini yükseltebildiği bir özgürlük ortamı onca baskı politikasına rağmen hala korunabiliyor. Ne kadar engellenmeye çalışılsa da ayakta kalmaya devam eden bu özgürlük ortamı nasıl sağlandı? Bu sorunun cevabının verilmesi ve cevaptan gerekli derslerin çıkarılması şart. Elbette kolay olmadı. Yıllar boyunca nice fedakârlık, nice mücadeleyle ODTÜ’de bir gelenek yaratıldı. Bu mücadele geleneğinin ve bugün mücadeleyi omuzlayanların yarattığı bir ODTÜ umutsuzluğa kapılan herkes için öenmli bir örnek. Dolayısıyla kazandığımız alanları korumak da ayrı bir uğraş gerektiriyor.

Gelelim her fırsatta söylediğimiz ODTÜ’yü savunmak meselesine.Hiçbir  kazanım kendiliğinden ayakta kalmaz. Yukarıda bahsettiğimiz örneklerde de gördüğümüz gibi özgürlük ve ortak yaşam kültürünün olduğu pek çok üniversite ne yazık ki düştü. Dolayısıyla mücadele dediğimiz bir süreklilik ve birliktelik gerektiriyor. Onur yürüyüşü toplantılarında üzerinde özellikle durduğumuz nokta tam olarak buydu. ODTÜ’de gerçekleşecek ve kampüste yaşayan herkesin hayatını etkileyebilecek büyük çapta bir eylemin organizasyonu yapılırken, ODTÜ’de mücadele veren bileşenlerin birlikte hareket edeceği bir karar mekanizması kuralım önerisiyle gittik toplantıya. Daha önceki toplantılarda da defalarca olduğu gibi eylemin güçlü geçebilmesi için birlikteliğe ihtiyacımız olduğunu ve bu birlikteliğin eylem konusunda samimiyet gösteren bileşenlerin sürece dahil edilmesiyle gerçekleşeceğini vurguladık. Fakat Dayanışma’nın temsilcileri her toplantıda yaptıkları gibi hiçbir öneriye açık olmayan tavırlarla toplantıya katıldılar. Bütün yapıcı önerilerin önünü kesen, toplantıya çağrılanları sadece eyleme katılacak insan sayısı olarak gören bir anlayışla karşılaştık. (Ne yazık ki yapılan talihsiz açıklamada da aynı anlayış görülüyor; Devrim Yürüyüşü’ne saldırı olmamasını ve Onur Yürüyüşü’ne yapılan saldırıya karşı okulu savunmaya geçen kitleyi politik eleştiri yönelten siyasi öznelere karşı bir zafer ve rekabet unsuru olarak dile getiriyorlar.) Doğrudan toplantıya katılan siyasi grupların toplantıdaki görüşleri dikkate alınacak mı diye sorduğumuzda toplantının sadece bilgilendirme amacıyla yapıldığı cevabını aldık.

Toplantılardaki görüşümüz gayet netti. Geçen yıl gerçekleşen Onur Yürüyüşü örneğinden hareket ettik. Geçtiğimiz yıl kampüste güçlü, coşkulu bir şekilde LGBTİ+ mücadelesinin sesini yükseltmek için LGBTİ+ Dayanışması ve siyasi kurumların ortak kararıyla bir eylem düzenlemiştik. Fakat LGBTİ+ Dayanışması’nın bahsettiğimiz temsilcisi ve bir örgütün alınan ortak karara uymayarak eylemin içeriğini orada bulunan öznelere danışmadan değiştirmesiyle okula bir polis saldırısı olmuş hem de eylem sürdürülememişti. Geçen seneden ders çıkarılacak yerde ne yazık ki daha bencil bir süreç ortaya çıkarıldı.

Özce söyleyelim bizim ortak işten anladığımız ne bir örgütün karar mekanizmasını tekeline almasıdır ne de ortak kararların çiğnenip geçilmesidir. Ortak karar-birlikte eylem dediğimiz katılan bütün bileşenlerin büyük bir samimiyetle, aynı duygudaşlık ve dayanışmayla gerçekleştirdiği eylemdir. ODTÜ MFT olarak ilerleyen süreçte de bu perspektifle hareket edeceğiz. LGBTi+ Dayanışması ile olan ilişkimiz de birlikte mücadelenin gerektirdiği dayanışmacı tavırla devam edecek. Öte yandan LGBTİ+ Dayanışması’nın içerisinde temsiliyet sahibi olan fakat ODTÜ mücadele geleneğini karalayan isimleri net biçimde eleştirmek gerekiyor.

Onur Yürüyüşü’nün örgütlenmesi süresince LGBTİ Dayanışması’nın temsilcileri ODTÜ’deki dayanışma kültüründen güç almak yerine bürokratik yollara sırtlarını dayayarak eylemi gerçekleştirme çabasına girmişlerdir. Ortaklaşacağımız coşkulu geçecek bir eylem için okul yönetimi üzerinde birlikte baskı kurma önerimize düzenli olarak biz her yolu denedik cevabı gelmiştir. Her yolu denemek bürokratik işleyişe umut bağlamaksa unutulmasın ki ODTÜ’de neyi kazandıysak birlikte mücadeleyle kazandık, yazılı kağıtlarla değil. ODTÜ’de yarattığımız ve yaratma çabasında olduğumuz dayanışma ruhuna değil de sosyal medya paylaşımlarına, yazılı ricalara güvenen arkadaşlar mücadelenin bundan ibaret olmadığı konusunda ders çıkarmalıdır. LGBTİ+ etkinlikleri üzerindeki valilik yasağı kaldırıldı rahatlığıyla hareket eden arkadaşlarımızı her defasında uyardık. İktidarın ve ODTÜ yönetiminin LGBTİ+’larla olan derdi bir yasağın kaldırılmasıyla bitmez. Okula büyük bir saldırı gerçekleşecek bunun bilincinde olup buna göre bir eylem planlayalım dememize rağmen Dayanışma adına toplantıya katılanlar ısrarla ortak mücadeleye yanaşmadılar. LGBTİ+ temsilcileri, Valiliğin iki dudağı arasından çıkan karara değil ODTÜ’de verilecek mücadeleye güvenmenin gerekliliğini umuyoruz ki arkadaşlarımız ve hocalarımız darp edildikten sonra  anlamıştır.

ODTÜ LGBTİ Dayanışması tarafından paylaşılan bir açıklamada ise sayısız çarpıtma göze çarpıyor. Bunun nedeni de esasında yanlış alınan kararların özeleştirisini vermemekten kaynaklanıyor. Yapılan açıklamada alınan kararın “ bir önceki sene olan Onur Yürüyüşü’nü engellemeye çalışan, kampüsteki tüm eylemlilik halini kendi izinlerine bağlamayı deneyen anlayışla ortak bir örgütleme sürecine gitmeme kararıdır.” olduğu söyleniyor. Geçtiğimiz sene de bu sene de LGBTİ+ Dayanışması’na içten dayanışmacı ve mücadeleci duygularla yaptığımız öneriler toplantıya katılan LGBTİ+ temsilcileri tarafından reddedildi. Her defasında da öneriler yapıcı olmasına karşın çeşitli bahanelerle baskıcı bulundu. Oysa önerdiklerimiz nelerdi ortak eylem, bileşenlerle birlikte karar almak, güçlü bir eylem. Bu önerileri reddeden temsilciyse yeri geldiğinde ODTÜ’deki ortak mücadeleden, ODTÜ devrimci geleneğinden bahsetmeyi biliyor. Net bir çizgi olmayınca sonuç bu oluyor. İşine yaradığı yerde devrimci geleneğe sırtını yaslıyor fakat devrimcileri toplantılarda çeşitli ithamlarla suçluyor. Sosyal medyadan sosyalistler karalanıyor fakat yazılanlarda temsilcilerin tavırları toz pembe anlatılıyor. Bütün içtenliğimizle cevaplayabileceğimiz bu tür karalamalar esasında LGBTİ+ Dayanışması’nın temsilcisinin ODTÜ mücadelesinin genel çıkarlarından pek bir şey anlamadığını gösteriyor.

Bir diğer ithamsa toplantıda LGBTİ+ eyleminin yapılmamasının savunulduğu iddiasıdır. Toplantıya katılan bütün bileşenlerin anlayacağı açıklıkla bir eylemin yapılması gerektiğini fakat yapılacak eylemin güçlü geçmesi adına eylemin niteliğinden ödün vermeden farklı alternatiflerin gerçekleşebileceğini ODTÜ MFT olarak sonuna kadar savunduk. Fakat bu dostça önerimiz dahi baskıcı bir tavır olarak nitelendirildi. Yapılan açıklama nereden tutsak elimizde kalır halde. Üslup sorunu, gerçek dışı ithamlar bütünüyle bir karalama amacı taşındığını açıkça ortaya koyuyor.

İlerleyen yıllarda da LGBTİ+ temsilcilerinin benzer tavırları devam ederse bu ne ODTÜ’nün genel çıkarları ne de LGBTİ+ mücadelesi adına iyi sonuçlar doğuracaktır. “Kendileri LGBTİ+ mücadelesi vermeyenler bu konuda söz sahibi olamaz” diyen arkadaşlara geçen sene Onur Yürüyüşü’nden dolayı üyelerimizin 10’un üzerinde soruşturma geçirdiğini söylemek isteriz. Bunu bir övünç kaynağı olarak söylemiyoruz, anlatmaya çalıştığımız şey sosyalistlerin bütün ezilme ilişkilerine karşı olduğu ve bunun için bedel ödemekten çekinmediğidir. Fakat yapılacak herhangi bir eylemin karar mekanizmasını tekeline alan kişileri eleştirmek ve karar mekanizmasının ODTÜ’de yarattığımız birlikteliğe uygun olması yönündeki önerilerimizi savunmak seçenek değil zorunluluktur. Eleştirilerimizi, önerilerimizi ve kararlarımızı da üniversiteyi savunmak ve ortak mücadele alanları yaratmak bağlamında dayanışmacı bir tavırla devam ettireceğiz.

Son Söz

Kampüslerden sokaklara hayatın birçok alanında iktidarın baskı ve engelleme politikaları mevcut. Özellikle ODTÜ gibi net bir düzen karşıtlığıyla iktidara korku salan bir yerde bu baskıları sık sık göğüslüyoruz. Şunu biliyoruz ki kampüslerdeki baskı dalgaları ancak ortak mücadeleyle kırılır. Ortak mücadele net bir tavırla, mücadeleci bir samimiyetle verilmedikçe bir ortaklıktan söz etmek mümkün olmaz. ODTÜ MFT olarak LGBTİ Dayanışmasının yasaklanan etkinliklerinde her defasında aynı samimiyetle dayanışma gösteriyoruz ve bunu verdiğimiz mücadelenin bizlere kazandırdığı mücadeleci, dayanışmacı tavırdan dolayı yapıyoruz.

Devrimci Marksistler her türlü ezilme ve sömürülme ilişkisine karşı oldukları gibi LGBTİ+ hakları için de aynı perspektifle mücadele etmektedir. Onur yürüyüşünde gözaltına alınan arkadaşlarımız için hastane önünde hepsi bırakılana kadar beklememiz dayanışmacı geleneği sahiplendiğimizin en net göstergelerinden biridir. ODTÜ’de nasıl sonuçlar doğuracağını düşünmeden ‘ben yaptım olducu’ anlayışla hareket eden temsilciler geçen yıldan ve polis ordusunun kampüse girip arkadaşlarımızı-hocalarımızı darp etmesinden gereken dersleri çıkarmalıdır. ODTÜ MFT olarak kampüsümüzde faşist çetelere, AKP yandaşlarına, atanmış rektörlere geçit vermediğimiz gibi LGBTİ+ mücadelesine yönelik devam eden bütün baskı ve engellemelere karşı ortak mücadeleden yana olduğumuzu belirtelim.

Kampüste, ülkede, dünyada ezilenden yana umutlu günler gelecekse yılın her günü verilen örgütlü mücadeleyle gelecektir.

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı