Anasayfa / Manşet / Lula Sürpriz Yaptı, “Trump”giller Tokat Yedi, Ama Nasıl? Brezilya’dan Türkiye’ye Dersler – Suphi Akın

Lula Sürpriz Yaptı, “Trump”giller Tokat Yedi, Ama Nasıl? Brezilya’dan Türkiye’ye Dersler – Suphi Akın

Brezilya devlet başkanlığı seçimleri, sadece Brezilya için değil Latin Amerika ve küresel siyaset açısından da son derece kritik ve yankı uyandıran bir sürprizle sonuçlandı. Brezilya nüfusu, yüzölçümü ve ekonomik büyüklüğüyle Latin Amerika’nın en önemli ülkesi ve dünyanın en büyük seçimli burjuva demokrasilerinden biri. Bir önceki seçim sonuçlarını tanımayarak darbeye kalkışan ve 27 yıllık cezasını ev hapsinde geçiren aşırı sağcı Jair Bolsonaro’nun oğlu Flávio Bolsonaro, seçimde merkez solcu Lula da Silva karşısında 4 milyondan fazla oy farkıyla (59.790.152 oya karşı 64.171.319 oy) yenilgiye uğradı. Bu tablo; Trump, Bolsonaro, Milei ve Netanyahu gibi isimlerle simgelenen küresel aşırı sağ dalga için ağır bir yenilgi anlamına geliyor.

Oysa ilk turda tablo bambaşkaydı. Aşırı sağcı Bolsonaro kanadı yarışı %47’ye %45 önde kapatmıştı. Brezilya siyasi tarihinde daha önce hiçbir adayın ilk turu geride bitirip ikinci turda seçimi çeviremediği düşünüldüğünde, Lula’nın işinin neredeyse imkânsız olduğu varsayılıyordu. Peki bu tarihi dönüş nasıl sağlandı?

Birinci sıraya kitlesel seferberliği ve gençlik hareketini koymak gerekiyor. İlk tur oylamadan hemen 48 saat sonra Rio de Janeiro Üniversitesi’nden on binlerce öğrenci sokaklara döküldü. Bu eylemler hızla diğer ünivesitelere ve ülkenin geneline yayıldı. Devasa mitinglerle birlikte seçim katılım oranı rekor seviyelere ulaştı; Brezilya yargısı yoğunluk nedeniyle oy verme süresini 2 saat uzatmak zorunda kaldı.

Lula Aşkı mı?

Bu muazzam seferberlik, Lula’ya duyulan sevgiden ziyade, aşırı sağcı kokuşmuşluğun zaferini engellemek, Amazonların yağmalanmasına, emekçilerin sömürüsünün ağırlaştırılmasına ve ülkenin ABD’nin arka bahçesi haline getirilmesine duyulan öfkedendi.

Brezilya’daki devrimci ve sol hareketlerin önemli bir bölümü, aşırı sağı püskürtmek adına ikinci turda Lula’ya “eleştirel destek” çağrısı yaptı. Zira Lula; ilk iktidar dönemlerinde sınırlı sosyal programlarla yetinmiş, kapitalistlerle iyi ilişkiler yürütmüş, emekçilerin kitlesel eylemlerinin karşısında durmuştu. Ancak aşırı sağın zaferini engellemek için emekçi halk tabanından gelen yoğun seferberlik ağır bastı ve Lula dördüncü kez başkanlığa seçildi.

Lula, sağ kanadın ve aşırı sağın çoğunluğu kazandığı bir Kongre ve valilikler haritasıyla ülkeyi yönetmek zorunda. Nitekim Lula, son döneminde bu sağcı kesimlerin ve ekonomik elitlerin bir kısmıyla çoktan anlaşmalar yapmıştı. Merkez sağcı bir siyasetçi olan Geraldo Alckmin’in Başkan Yardımcılığı görevi, tam olarak bu burjuva uzlaşma stratejisini somutlaştırıyor. Nitekim Lula-Alckmin yönetimi, kamu borç açığını kontrol altına alma adı altında emekçilere kemer sıktıran önlemler hazırlıyor.

Burada hatırlatılması gereken en temel gerçek şudur: Flávio Bolsonaro’yu yenilgiye uğratan şey sağ ile ılımlılaşmak, merkeze kaymak veya burjuvaziyle uzlaşmak değil; milyonların sokaklardaki hareketliliğiydi.

Sokak Hareketi ve Halkın Örgütlülüğü Esas Ölçüdür

Sağ kanat ve Trumpçılık, tıpkı geçmişte olduğu gibi yenilgiyi hazmedemeyip sosyal medyada seçim sonuçlarını tanımayacaklarının sinyallerini şimdiden veriyor. Aşırı sağla ve ABD emperyalizmiyle baş etmek; Lula’nın önceki hükümeti döneminde de uyguladığı neoliberal uygulamaları tamamen süpürüp atmak için tek bir yol var: Sokaktaki toplumsal gücü canlı ve örgütlü tutmak. İşçi sınıfını köleleştirici koşullardan kurtarmanın yolu, tıpkı Fransa’daki kitlesel grev ve eylem örneklerinde olduğu gibi, sokaktan gelen muazzam gücü işçi sınıfının genel grev hareketiyle birleştirmektir.

Donald Trump; Türkiye’de Erdoğan’ın yakın bir dostu ve müttefiki olarak hareket etmiş, otoriter rejimlerin küresel ölçekte meşrulaşmasında mihenk taşı olmuştur. Trump severlerin, Orban gibi figürlerin ve son olarak Vucic ile Bolsonaro gibi isimlerin arka arkaya kan kaybetmesi ya da yenilmesi, hiç kuşkusuz Türkiye’de değişim isteyen kitlelerde de yankı bulacaktır.

Ancak Brezilya tecrübesinin Türkiye soluna ve emekçilerine öğrettiği en kritik ders şudur: Değişim için seçimleri beklemek büyük bir tuzaktır. Türkiye’de de tıpkı Brezilya’da olduğu gibi, sağ ile uzlaşarak, muhalefeti “sağcılaştırma” ve düzen içi dengelerle ılımlılaştırma siyaseti kitlelerin pasifize edilmesine yol açmaktadır. Otoriterleşmeye, ekonomik yıkıma, sömürüye ve emperyalist bağımlılığa karşı esas panzehir; kitlelerin sokağa çıkması ve kendi öz gücüne dayanmasıdır. Sokakta, fabrikada, mahallede ve üniversitede örgütlenen toplumsal mücadelenin zayıflığı durumunda sandıklardan da iyi bir sonuç çıkmayacaktır.

Sonuç olarak; Trump’ın ve dostlarının dünyada geriletilmesi bir fırsattır; fakat bu fırsatı zafere dönüştürecek olan şey “seçim tarihini bekleyen pasif bir seçmen kitlesi” değil; kendi bağımsız sınıf çıkarları doğrultusunda sokağı ve mücadeleyi diri tutan örgütlü bir halk gücüdür.

 

 

 

 

 

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.