Lübnan’da Derin Kriz: Burjuva Düzen Açmazda – Emrecan Konyalı

Lübnan’da Derin Kriz: Burjuva Düzen Açmazda – Emrecan Konyalı

Lübnan krizlerle sarsılmaya devam ediyor. On yıllardır iç savaşlarla, çetelerle, krizlerle boğuşan coğrafyada burjuva düzen normalleşmeyi başaramıyor. Ülkenin geldiği hal ortada: Bankalar kepenk kapattı, halk paralarını alamıyor, devalüasyon alım gücünü bitirmiş durumda, yolsuzluk suçlamaları gırla gidiyor. Bu yazıda yanıt arayacağımız soru Lübnan’ın bu noktaya nasıl geldiği olacak.

Nasıl Bu Noktaya Gelindi?

Lübnan Ekim 2019’dan bugüne büyük bir ekonomik kriz yaşıyor. Yolsuzluklar, etnik ve dini kimliklere bölünmüş rejimin yönetememe hali, Covid-19, Beyrut Patlaması, kamu kurumlarının işlememesi, Rusya-Ukrayna Savaşı bu ekonomik krizi içinden çıkılamayacak hale getirdi. Enflasyon 2019’dan bu yana yüzde 1400’ü aştı, Lübnan lirası son üç yılda yüzde 98’den fazla değer kaybetti. Hiperenflasyon yaklaşık 3 yıldır sürüyor ve halk marketlerde fiyatların neredeyse gün içinde bile değiştiği bir ekonomik kriz yaşıyor. Ödenen ücretler ödendiği anda değer kaybına uğruyor. İşsizlik öte yandan büyük bir sorun. Yoksulluk had safhada, insanlar yiyecek alabilmek için dahi borçlanıyorlar. Günümüzde 6 milyonluk Lübnan nüfusunun dörtte üçü yoksulluk sınırının altında. Dünya Bankası bu krizi 1850’lerden bu yana yaşanan en kötü krizlerden biri olarak tanımlıyor.

1975-1990 yılları arasındaki iç savaş sonrası Lübnan’da bankacılık sistemi balon gibi şişirildi. 1992’den beri ülke cari açık veriyor, 1998’de uluslararası bankalardan alınan büyük borçlar yıllar içerisinde bir kambura dönüştü. 2019’da Lübnan’ın GSYİH’si 52 milyar dolarken 22 milyar dolara ciddi bir düşüş gerçekleşti. Eldeki para ve gelen sıcak para yıllardır fabrikalara ve tarımsal üretime değil finans ve hizmet sektörüne akıtıldı. Bu politikalar borçlanmayı arttırırken, ekonomiyi krizlere karşı güçsüz kıldı. Lübnan döviz kurunu sabitleme kararıyla 1992’den beri Lübnan lirasındaki değer kaybını tutmaya çalışıyordu. Sabit kur 30 yıldır 1 dolar karşılığında 1500 Lübnan lirasıydı. 30 yıl sonunda sabit kuru 15.000 liraya çekmek zorunda kaldılar. Fakat kriz doları karaborsaya düşürdü. Resmi kur büyük ölçüde işlevini yitirdi. Günümüzde karaborsada dolar kurunun 140 bin Lübnan Lirası olduğu söyleniyor. Maaşlar lirayla ödenirken ihtiyaçların yüzde 80’ini ithal eden dolasıyla dövize bağlı bir fiyat artışı yaşayan Lübnan’da halkın alım gücü kalmadı. Orta sınıf yok oldu. Ülkede ultra zengin aileler ve paramiliter güçler zenginliğin büyük kısmına sahipken halktaki yoksullaşma hızla yayılıyor ve uçurum derinleşiyor. Böylesine bir buhranın yaşandığı her yerde olduğu gibi intiharlar artıyor.

Bankacılık Krizi

Bunlar yaşanırken sallanmakta olan bankacılık sistemi iyiden iyiye krizin odağı oldu. Hükümet ipleri elinde tutamıyor. Bir yandan halktan yana radikal kitlesel çıkışlar olmamasını istiyorlar; öte yandan kendilerini doğrudan etkileyen bankacılık gibi sektörleri korumaya çalışıyorlar. Böylesi bir denge politikasının Lübnan’da uygulama alanı olmadığı çok açık.

Bazı mevduat sahipleriyle ilgili mahkeme kararı sonrası Lübnan Bankalar Birliği 9 Mart’ta açıklama yapmıştı. Bankalar Birliği, bazı mevduat sahiplerinin yabancı para cinsinden mevduatını nakit olarak aynı para biriminden ödemesine veya transfer etmesine hükmeden mahkeme kararlarını protesto amacıyla yaptığı açıklama sonrası 14 Mart’tan itibaren kepenk kapatmıştı. Bu mahkeme kararlarının yanında borçluların kredilerini eski resmi döviz kuru üzerinden ödemesine izin veren düzenlemeler de gerçekleşmişti. Elbette bu bankaların hoşuna gitmedi. Likidite açıkları olduğunu ve bu durumun açıklarını arttıracağını söyleyerek düzenlemeyi kabul etmediler. 22 Mart’ta ise hükümetle yaptıkları görüşme sonrası bankaları tekrar açtıklarını söylediler.

Lübnan’da mevduat sahipleri bankalardan paralarını çekemiyorlar. Daha önce parasını almak için banka basan insanları defalarca gördük. Lübnan Merkez Bankası mevduat sahipleri için bir düzenleme çıkartmıştı. Bu düzenlemeyle bankalardan karaborsadan çok daha düşük kurdan ve küçük miktarlarda para çekme şansı tanınıyordu. Bunun üzerine bütün mevduatların ödenmesi gerektiğini, paralarını bankalardan çekmek istediklerini söyleyen birçok kişi merkez bankası önünde eylem yaptılar. “Riad Salameh hırsız” sloganı buralarda sıklıkla atıldı. Riad Salameh hala Lübnan Merkez Bankası başkanı ve büyük yolsuzluk soruşturmasının ana ismi. Yolsuzluk, sahtecilik, kara para aklama ve yasadışı yollarla zenginleşme gibi suçlamalarla karşı karşıya. Beş Avrupa ülkesinde soruşturma altındaki Riad Salameh, kardeşi Raja tarafından kontrol edilen bir offshore şirket üzerinden 2002-2015 yılları arasında 300 milyon dolardan fazla zimmete para geçirmekle suçlanıyor.

Salameh’in Merkez Bankası gibi devlet de iflas etti sözleri geçen yıl gündem olmuştu. Devlet, merkez bankası, bankalar ve mevduat hesapları olmak üzere iflasın yükünü böleceğiz denmişti. Gelinen noktada ne bankalar ne de devlet bu borç yükünü üstlenmiyor. Bankaların birçoğunda siyasi elitlerin çıkar ortaklığı bulunuyor. Hükümete büyük meblağlarda borçlar veren, elitlere yapılan yardımları finanse eden bir bankacılık sistemi bu.  Kamu kurumları ise içi boşaltılmış ve borç batağına döndürülmüş durumda.

Lübnan’da en temel ihtiyaçlar dahi devlet tarafından karşılanamıyor. Örneğin elektrik kesintileri Lübnan’da süregelen bir sorun olsa da 2021 yazından beri devletin yakıt satın almak için gerekli dövizi sağlayamamasıyla tam bir elektrik krizi ortaya çıktı. Rusya-Ukrayna savaşı sonrası OPEC petrol karışımlarının fiyatı kat kat arttı. Bu da bu krizi katmerlendirdi. Ne devlet ne de halk elektrik üretimi için mazot alamıyor. İnsanların hükümetten hiçbir beklentisinin olmadığı bir süreç bu.

IMF, Dünya Bankası, Emperyalistler Ne Sunuyor?

Bütün bu güçler Lübnan’da yaşanabilecek radikal değişimlerden korkuyorlar. Radikal değişimden kasıt Suudi Arabistan ile mi yoksa İran ile mi ilişkiler iyileşecek, yeni cumhurbaşkanı-yeni hükümet kimin tarafında olacak gibi değişimler değil. Radikal değişimden kasıt etnik, mezhepsel, kimliksel onlarca parçaya sahip Lübnan’da bütün kesimlerin ortak, sınıfçı ve kızıl muhalefeti anlamına geliyor. Düzenin hem silah zoruyla hem de ekonomik zorla ayakta kalmaya çalıştığı Lübnan’da böylesine bir ayaklanma her zaman gerçekçi duruyor. Dolayısıyla emperyalist devletlerin aracısı olan IMF ve Dünya Bankası burjuva düzeni rayına sokarak bu sayede bölgede olabilecek radikal çıkışları görece kontrol altına almak istiyorlar. Bir yandan da bu süreçte bağımlılık ilişkilerini güçlendirmek derdindeler. Etnik ve dini kimliklerin elitleri yönetiyor, semiriyor emperyalist güçler çıkarlarını sürdürüyor diyebiliriz. Lübnan’da yeni kurulan hükümet 2019’da yaşanan kitlesel eylemleri ya da daha görkemlisini yaşamak istemiyor. Bu nedenle doğrudan IMF’nin kollarında buldular kendilerini. Geçtiğimiz yıl IMF ile hükümet görüştü. Najip Mikati hükümeti 3 milyar dolarlık borç paketini “birkaç kritik reform” uygulamak koşuluyla kabul etti:

  • Finans sektörünün ve ülkenin dış kamu borcunun yeniden yapılandırılması
  • Kalan birkaç sosyal refah programını ortadan kaldıracak düzenlemeler
  • Başta elektrik olmak üzere kamu iktisadi teşebbüslerinde düzenlemeler
  • Yolsuzlukla mücadele IMF programının belli başlıkları.

Öncelikle IMF’nin 3 milyar dolarlık borcunun Lübnan krizine zerre faydasının olmayacağını söylemek lazım. Güncel kriz sürecinde de fatura er ya da geç kitleselleşen yoksul tabakaya kesilecek. IMF taleplerinin uygulanmasını istese de hükümet ve çıkar sahipleri kendilerini de koruyacak yöntemlerle bunu yapma derdindeler. Dolayısıyla kendi çıkar alanları ve IMF arasında bir uzlaşı arıyorlar. Bu yakın süreçte hükümetin ne gibi hamleleri getireceği kesin olmasa da Lübnan’da baştan aşağı çürümüş bir düzenin rayına oturma şansı yok.

Lübnan geç kapitalistleşmiş bir ülke olarak geç kapitalistleşmenin bütün sancılarını yaşıyor. Lübnan’da kapitalizm, yarattığı kurumları stabil bir düzen etrafında işletemiyor. Her burjuva kurumda yolsuzluklar, çarpıklıklar devam ediyor. Sömürge dönemi sonrasında Lübnan’da kapitalist istikrarın oluşma koşulları yaratılamıyor. Lübnan’da yeni hükümet cumhurbaşkanını seçmek için bile uzlaşamıyor. Bunun temellerini Lübnan’ın tarihsel gelişim seyrinde aramak gerekli. Emperyalist rekabetin oyun sahasına dönen bir coğrafyadan bahsediyoruz. Bir yandan büyük bir zenginliği barındırırken öte yandan yoksulluk, savaş ve iç savaşlarla düzenli olarak yıkılan bir coğrafya. Lübnan halkına büyük bir tecrübe bırakan bir tarih mevcut. Yönetimler değişse de hiçbir dönemde düzenin değişmediğini Lübnan halkı görüyor. Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da birçok ülkede yaşandığı gibi Lübnan’da da düzen halkı rıza yoluyla susturamıyor. Çünkü ne buna uygun mekanizmalara sahip ne de buna uygun koşullara. Tam da bu nedenle Lübnan devrimci dönüşümlere çok açık hale geliyor. Düzenle bağı olan hiçbir figürün -Hizbullah, Gelecek Hareketi, Batı devletleri vb.- samimi bir çözüm sunamayacağını halk görüyor. Dolayısıyla geçici hükümetlerin ya da burjuva parlamentosunun herhangi bir muhalif(!) görüntüsünün bir faydası yok. Halkın ortak, uzlaşmaz, sosyalist bir birlikteliği hem kutuplaşmalar ortamını hem de kriz atmosferini yıkabilir. Aksak bile işleyemeyen burjuva kurumlarının ve ekonomik sistemin toptan yıkımı dışında Lübnan halklarına bir kurtuluş yolu görünmüyor. 

Kaynaklar

CATEGORIES
Share This