Koltuğa Endeksli Siyasetin Çöküşü

Koltuğa Endeksli Siyasetin Çöküşü

Cumhuriyetin yüz yıllık serüveninde benzerine az rastlanır özel bir süreçten geçtiğimizi işaret eden pek çok gelişme yaşanıyor. Bir yanda on binlerce insanı yaşamdan koparan ve kentleri neredeyse haritadan silen deprem felaketi olanca ağırlığıyla etkisini sürdürüyor. Her fırsatta dünya lideri olma iddialarını yayan iktidarın iyice enkaza dönüştürdüğü burjuva düzenin aradan geçen yaklaşık bir aya rağmen deprem bölgesinin bırakalım barınma ihtiyaçlarını, su, tuvalet ve duş gibi en yaşamsal ihtiyaçlarını bile karşılamaktan aciz olduğunu görüyoruz. Bu, bir iktidarın acizliğiyle açıklanmaktan uzak bir durum. Asıl sorun, bütün bir burjuva düzenin kamu kaynakları yıllardır talan edilirken, kamu kurumları adım adım çökertilirken, rant ve talan baş tacı hâline getirilirken durumun seyircisi kalarak sadece kendi çıkarlarına bakması, böyle durumlar karşısında halkın geleceğine dair en ufak insani bir planlamayı yapmaktan uzak durmasıdır. Bu felaket AKP’siyle, devlet kurumlarıyla, sermayesiyle bütün düzenin çürümesinin en gerçekçi emaresi olmuştur.

Öte yandan seçimler yaklaşırken bu enkaz düzeninden kurtuluş umuduyla halkın büyük bölümünün gözü burjuva muhalefetin kurduğu masadaydı. Altılı masa seçimlere çok az bir süre kalmışken İyi Parti ve Meral Akşener’in yaptığı çıkışla büyük bir yara aldı. Peki Akşener’in bu çıkışı bizleri şaşırttı mı? Tabii ki hayır! İyi Parti’nin altılı masaya attığı bu siyasi kazık, enkaz düzeninden çıkış için burjuva muhalefetin aktörlerine bel bağlamanın beyhude olduğunu göstermektedir. Halkın can derdine düştüğü, cumhuriyet tarihinin en büyük insani krizinin yaşandığı bir dönemde altılı masanın aktörleri kendi siyasi ikballerinin peşinde koşarak; hem ekonomik krizin hem de deprem felaketinin enkazı altında debelenen iktidara adeta can suyu vermişlerdir. 

İyi Parti gibi Türkiye’deki faşist hareketin MHP’den kopan unsurlarını barındıran, en devletçi siyasi öznelerinden birinin ayrılığı sonrasında muhalif kamuoyunda Kılıçdaroğlu’nun adaylığı büyük bir iyimserlik yaratmış görünüyor. Ancak altılı masanın karakterinde bir değişim bekleyenlerin hayal kırıklığına uğramaları kaçınılmaz olacaktır. Babacan gibi bu ülkede neoliberal politikaların en cevval savunucusunun, Davutoğlu gibi Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlığı döneminde hem Suriye meselesinde hem de Kürt sorununda sicili aşikar olan birinin, Karamollaoğlu gibi siyasal İslamın has bir temsilcisinin oluşturduğu bir bloka eklemlenmek sosyalistler için söz konusu bile olmaması gerekirken; bazılarının şimdiden bu ehven-i şer senaryosuna teslim olduğu görülmektedir.

Mesele bu aktörlerin siyasi sicillerinin de ötesinde ülkede burjuva düzen eliyle kangren haline getirilmiş sorunların çözümünün seçim sandığı aracılığı ile gerçekleşmesinin imkansız olmasıdır. AKP’nin yarattığı bu rant ve talan düzeninden kurtuluş ve insanca bir yaşamın kazanılması sandıktan çok daha ötede bir çabayı zorunlu kılmaktadır. 

Gelinen noktada muhalif kitlelerin aynı zamanda bir hayal kırıklığına uğratıldığı da ortadadır. Ancak bu hayal kırıklığı sadece Akşener’in ani ayrılığının bir ürünü değildir, aksine altılı masanın mimarları tarafından adım adım inşa edilmiştir. Gerek iktidara yarar korkusunu pompalayarak gerekse kitlelerin sokakta haklarını aramalarının ve onların aktif bir siyasi özne haline gelmelerinin kendilerinde yarattığı korkuyla onları mümkün olduğunca frenleyerek… Yıllardır halktan sadece oturup kendi ortaoyunlarını izlemelerini beklemişler ve neticesinde iktidarın ekmeğine yağ sürmüşlerdir.

Ancak geç olmadığı ortada. Karşımızda enkaza dönüşmüş bir düzen söz konusu. Emekçi sınıflar bugünden tezi yok bu enkazı kaldırmak için örgütlenmeli, kendi geleceğini kendi elleriyle inşa etmelidir. Zaman konforu bozma, korkuları yıkma zamanıdır. Fabrikada, tarlada, iş yerlerinde, okullarda, sokaklar sınıfın gücünü gösterme ve burjuva düzenin enkazını kendi ellerimizle kaldırarak yeni bir geleceği inşa etme zamanıdır.

CATEGORIES
Share This