Home / Dünyadan / İran’ın içinden: “Bu mücadele, uluslararası sol dayanışma, sınıf perspektifi ve tarihsel sabır gerektiriyor”

İran’ın içinden: “Bu mücadele, uluslararası sol dayanışma, sınıf perspektifi ve tarihsel sabır gerektiriyor”

Sosyalist Gündem’in İran’da başlayan protestolara dair röportaj gerçekleştirdiği Nida Kaveh’le,  İran’da korkunç bir katliamın yaşandığı ve internet erişiminin kesildiği  günlerden sonra İran’daki son durumu konuştuk. Kaveh gerçekçi rakamları, İran sokaklarını ve iktidarın son durumuna dair kritik ayrıntıları aktardı:

Öncelikle İran halkının büyük cesaretine büyük bir saygı duruşu ile başlayalım. Katledilenleri derin bir saygı ile anıyoruz.  25 Ocak’ta sizinle gerçekleştirdiğimiz röportajda henüz eylemler Tahran ve Tebriz’e sıçramamış, büyük kentlerde kitleler sokağa inmemişti. O günden bugüne internet bağlantısını sizinle de kaybettik. Neler oldu? Bilgi kirliliği, manipülasyon ve gerçek ayırt edilmez hale geldi.  Eylemlerin kitlesellik boyutu, yaşanan şiddet ve bastırma; olayların çapı ve politik içeriği… Bunlardan biraz bahseder misiniz? Olaylar nasıl seyretti?

Öncelikle İran halkının cesaretini romantize etmeden ama küçümsemeden anmak gerekir. Bu, ne “bir anda patlayan kendiliğinden bir isyan” ne de “dış güçlerin kurguladığı bir operasyon”du. Süreç yapısal bir kriz birikiminin dışavurumudur. İlk günlerde eylemler Tahran Pazarında ve ya çok çevreseldi, ekonomik ve yerel adaletsizlikler üzerinden başladı. Ancak kısa sürede –özellikle Tahran, Tebriz, Kirmanşah, Ahvaz ve Meşhed hattında– rejimin çıplak şiddeti, hareketin karakterini değiştirdi. İnternet kesintileri, katliam ve hedefli tutuklamalar ve keskin nişancı kullanımıyla protestoları susturmaya çalıştılar. Dehşetin dışardan daha az görünmesine çalışıldı ama protestolar ülkenin hemen hemen tamamını sarmıştı. Önemli olan şu: Eylemler bir “meydan hareketi” olarak değil, çok merkezli ve sürekliliği olan bir toplumsal itaatsizlik olarak seyretti. Devlet bastırdıkça eylemler geri çekildi; geri çekildikçe yeni biçimler aldı. Rejim kontrolü tamamen kaybetmedi ama toplumsal rıza ciddi biçimde aşındı.

Protestolarda öldürüldüğü söylenen sayılar arasında farklı kaynaklar arasında büyük farklılıklar vardı. 30 binden 3 bine çok farklı sayılar söyleniyor. Bize gerçekçi bir tablo çizer misiniz? Durum nedir?

Bu noktada solun de titiz olması gerekir. 30 bin gibi rakamlar politik ajitasyonun ürünü, 3 bin ise daha muhafazakâr ama hâlâ korkutucu bir tahmin.

Gerçekçi tablo şu:

Doğrudan sokak çatışmalarında öldürülenler: birkaç bin düzeyinde ama rejim kuvvetleri hastaneleri de basarak sokaklarda yaralanan ve tedavi altında olan eylemcileri de öldürdü. Bununla birlikte tablo daha da dehşet bir hal aldı. Zaten hastanelerden kaçırılarak infaz edilenlerin ölü bedenlerine ait görüntülere dünya da şahit oldu. Tabii bu olağanüstü ortamdaeski senaryolar da kullanılıyor, mesela Cezaevlerinde işkence sırasında ölenler, “intihar” süsü verilmiş ölümler, kayıplar: belgelenemeyen ama yüzlerle ifade edilebilecek sayıda.  Bunlar sadece ölümlerle ilgili olan kısımdı. Bir de kayıplar var. Binlerce kayıp var. Nerede olduğunu bilmediğimiz insanlar var.

İran devleti sayı vermiyor. Bağımsız doğrulama yok, internet kesintisi var. Bu nedenle nicelikten çok nitelik önemli hale geliyor: Devlet, kendi yurttaşına karşı sistematik ve süreklileşmiş ölümcül şiddet kullanmıştır.

Rejim idamların geçici olarak askıya alındığını ilan etti. Durum gerçekten böyle mi?

Hayır. Bu bir eski taktik manevradır. İran rejimi idamları geçici olarak yavaşlatsa da uluslararası baskı azalınca yeniden hızlandırır ve ya dosyaları “uyuşturucu”, “ulusal güvenlik” gibi başlıklara kaydırarak infazları gerçekleştirir. Bu, rejimin klasik kriz yönetimidir. İdam tehdidi hâlâ bir disiplin mekanizması olarak kullanılmaktadır.

Tutuklanan kaç kişi var? Cezaevlerinden haber alınabiliyor mu?

Tutuklu sayısı net değil; on binlerle ifade edebiliriz. Ancak daha kritik olan şu: Tutukluların önemli bir kısmı yargılanmaksızın tutuklu, avukat erişimi sınırlı. Cezaevleri özellikle gençler için ölüm ve sindirme merkezleri olarak işliyor. Bu durum, protestoların sönmesinden çok yeraltına çekilmesine yol açtı.

Peki eylemler tamamen bitti mi? Gündelik hayat nasıl? Dükkanlar açık mı, hayat “normale” döndü mü? Sokaklarda tansiyon nasıl?

“Normal” kavramı burada ideolojik bir yanılsamadır. Dükkanlar açık. Okullar çalışıyor. Devlet aygıtı işliyor. Ama sokakta sessiz bir gerilim, toplumlarda sürekli bir politik konuşma var. Bu, bastırılmış ama çözülmemiş bir krizin sürdüğünü gösteriyor. Rejim hala iktidarda ancak hegemonik değil.

Peki petrol ve maden sektörlerindeki grevler ne aşamada? Devam ediyor mu, bitti mi? Bir sınıf refleksinin olgunlaşma ihtimalini nasıl görüyorsunuz?

Burası kilit nokta. Petrol ve maden sektörlerindeki grevler: Tam anlamıyla genel greve dönüşmedi Ama rejimi en çok korkutan olasılık burada. Sorun şudur: İran’da işçi sınıfı öfkeli ama örgütsel olarak parçalı. Sendikalar bastırılmış, sol kadrolar ya sürgünde ya hapiste veya inzivaya çekilmiş. Bu nedenle sınıf refleksi var ama henüz siyasal bir özneye dönüşmedi. Potansiyel var; olgunlaşma ise zamana ve örgütlenmeye bağlı.

Egemen sınıf kendi içinde bir bütün halinde hareket edebiliyor mu? Ordu ve rejim arasında muhtemel bir yarılmadan ya da molla rejiminin Hamaney’den vazgeçerek kazanımlarını koruma ve ABD ile anlaşma ihtimalleri var mı sizce?

Hayır, egemen sınıf bütünlüğünü muhafaza ediyor diyemeyiz ancak kopuş da gerçeklemedi. Belirsizlik, rejim sonrasına dair senaryonun netleşmemiş olması, siyasi alternatif meselesi egemen sınıf için de bir sorun.  Devrim Muhafızları, molla sınıfı ve sermaye fraksiyonları arasında çıkar çatışmaları var. Ancak hepsi, mevcut düzenin çökmesinin kendi sonları olacağını biliyor. Hamaney sonrası senaryolar konuşuluyor ama bu demokratik bir açılım biçiminde konuşulmuyor. Rejimi restore etmeye dönük bir elitler arası uzlaşı arayışı şeklinde daha çok.  ABD ile anlaşarak rejimi ve kazanımlarını kurtarma odaklı.

Hemen hemen her gece ABD’nin bir operasyon yapacağına dair uluslararası istihbarat bilgisi ya da kulis bilgisi yayılıyor. İsrail ve ABD arasında bu durumda küçük bir anlaşmazlık yaşandığı ve şimdilik müdahalenin ertelendiği söyleniyor. İçeride ne konuşuluyor?

İçeride bu söylentilere iki tepki var: Bir kesim umutla bekliyor (bu psikolojik olarak anlaşılır ama politik olarak  çok tehlikeli.) Geniş bir kesim ise haklı olarak şüpheli.

Üstelik, emperyalizmin saldırı için ortaya koyduğu gerekçe rejimi yıkmak olsa da  ABD ve İsrail müdahalesi rejimi zayıflatmaktan çok sokak hareketini, halkı geri çekilmeye; rejimin milliyetçi ve güvenlikçi söylemlerini meşrulaştırmaya yarar ve rejimin ömrünü bile uzatır. Emperyalizm her açıdan İran halkının gerçekten düşmanı.

Bu yüzden İran’daki toplumsal muhalefetin en bilinçli kesimleri dış müdahaleye açıkça mesafeli.

Peki, sizce bu düğüm nasıl çözülür? Kısa vadede ne olur?

Kısa vadede rejim ayakta kalır, baskı sürer. Protestolar dalgalar halinde geri gelir.

Uzun vadede ise mesele şudur: Ya İran işçi sınıfı ve alt sınıflar kendi bağımsız siyasal hattını kurar, ya da krizler otoriter restorasyonlarla ertelenir.

Bu bir “bir gecede devrim” süreci değil; devamlı, uzun, sancılı ve sınıfsal bir mücadeledir, Iran tarihi dediklerim için en iyi kanıttır.

 Röportaj için çok teşekkür ederiz. İran halkının uğradığı bu büyük katliamın hesabını kendi hesabımız kabul ediyoruz.İran halkının şahların, molalların, sömürücü kapitalistlerin, emperyalist haydutların olmadığı bir ülkeyi yaratacak kadar güçlü olduğuna en derin şekilde inanıyoruz. Dayanışmamız sizinle. 

Son olarak şunu net söylemek gerekir: İran halkı ne Şah’a, ne mollaya, ne yerli sermayeye, ne de emperyalist kurtarıcılara muhtaçtır. Duygusal ajitasyon değil, politik netlik gerekir. Dayanışma, hakikati çarpıtmakla değil; hakikatin ağırlığını taşımakla olur.

İranlı Marksist Nida Kaveh: “Artık slogan atanlar hacı amcalar”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir