Çin, ABD Hegemonyasını Sorguluyor! – B. Defne Erten

Çin, ABD Hegemonyasını Sorguluyor! – B. Defne Erten

Çin’in Dışişleri Bakanlığı tarafından 20 Ocak’ta yayınlanan rapor ABD ile yürütülen emperyalist rekabete dair çarpıcı ipuçları ortaya koyuyor. Ekonomik, askeri, siyasi ve kültürel anlamda ABD’nin dış politikasını gözler önüne sermeyi amaçlayan bu raporun başlangıcında şu cümlelere yer verildi:

“Bu rapor, ilgili gerçekleri sunarak, ABD’nin siyasi, askeri, ekonomik, finansal, teknolojik ve kültürel alanlardaki hegemonyasını kötüye kullanmasını ifşa etmeyi ve ABD uygulamalarının dünya barışı, istikrarı ve tüm insanların refahı üzerindeki tehlikelerine daha fazla uluslararası dikkat çekmeyi amaçlamaktadır.”

Beş ana bölümden oluşan rapor, ABD’nin dünya çapındaki emperyalist piramidin en tepesindeki ülke olarak gerçekleştirdiği saldırgan politikaların bir çetelesi olarak da okunabilir. ABD’nin İngiltere’den bağımsızlığını ilan ettiği tarihten başlayarak 2018’de Maduro’ya karşı gerçekleştirilen operasyonlara değin bir çok olaya yer verilen raporda 2000’lerin başında gerçekleştirilen Renkli Devrimlerdeki rolünden bahsedilmesinin yanı sıra Arap Baharı’nın da tamamen “kaos ve felaket” getirmek amacıyla ABD tarafından yaratıldığı iddiası mevcut.

Raporun ikinci bölümü ABD’nin askeri politikalarına ayrılıyor. Körfez Savaşları, Irak’ın İşgali, Suriye İç Savaşı gibi savaşlarda ABD’nin rolünün altı çizilirken Süleyman Soylu’nun sözlerinin de referans alınması dikkat çekiyor: “Eylül 2022’de Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, bir mitingde ABD’nin Suriye’de bir vekâlet savaşı yürüttüğünü, Afganistan’ı bir afyon sahasına ve eroin fabrikasına çevirdiğini, Pakistan’ı kargaşaya sürüklediğini ve Libya’yı aralıksız iç huzursuzluk içinde bıraktığını söyledi. Amerika Birleşik Devletleri, yeraltı kaynaklarına sahip herhangi bir ülkenin halkını soymak ve köleleştirmek için ne gerekiyorsa yapıyor.”

Raporda yer verilen bilgilere göre ABD’nin ortalama yıllık askeri bütçesi 700 milyar doları aşarken; bu rakam ondan sonra gelen 15 ülkenin toplamından daha çok, dünya toplamının ise yüzde 40’ına denk düşüyor.

Ekonomik hegemonyanın analiziyle devam eden raporda dünyadaki ekonomik tutarsızlığın ve krizlerin asıl sebebinin doların rezerv para birimi olduğu dile getirilirken aynı zamanda ekonomik ve teknolojik anlamda tekelleşmeye ve Huawei gibi Çin markalarına yönelik yasaklara vurgu yapılıyor. Son olarak yıllardır aşina olduğumuz “Amerikan Rüyası”nı ve ABD hegemonyasını yaratmak adına en kuvvetli araçlardan biri olan kültürel hegemonya bağlamında Amerikan filmleri gösterilirken bir yandan da TikTok vb. uygulamaların ABD ve hegemonyası altındaki diğer ülkelerde kısıtlanmasının altı çiziliyor.

Raporun tamamı, I. Dünya Savaşı’ndan itibaren emperyalist piramidin en tepesine yerleşmiş, ülkelere demokrasi adı altında kan ve gözyaşı götürmüş, milyonlarca insanın ölümüne sebep olmuş bir güç olarak ABD hegemonyasının tarihsel bir karnesi gibi okunabilir. Diğer taraftan ise raporu “Ülkelerin birbirine saygı duyması ve birbirine eşit davranması gerekir. Büyük ülkeler kendi statülerine uygun davranmalı ve çatışma ya da ittifak değil, diyalog ve ortaklık içeren yeni bir devletler arası ilişkiler modelinin izlenmesinde başı çekmelidir. Çin, her türlü hegemonyacılığa ve güç politikasına karşıdır ve diğer ülkelerin içişlerine müdahaleyi reddeder. Birleşik Devletler ciddi bir vicdan muhasebesi yapmalıdır. Yaptıklarını eleştirel bir gözle incelemeli, kibir ve ön yargılarından sıyrılmalı, hegemonik, otoriter ve zorbalık uygulamalarından vazgeçmelidir.” gibi iddialı sözlerle bitiren Çin’in karnesi de bu konularda hiç de parlak değil. Ülkelerin çeşitli limanlarına, rezervlerine el koymak şartıyla borç veren, doğrudan askeri müdahale kapısını açık bırakan başka bir emperyalist ülkeden bahsediyoruz. Silahlanma ve teknoloji hegemonyasının yarışında ABD’yi eleştirirken aynı zamanda ABD’nin en büyük rakibi haline gelmek adına yoğun bir emek sömürüsünün yaşandığı bir ülke Çin. Bu sebeple beş farklı bölümden oluşan bu raporun her bir maddesini aynı zamanda Çin’in ABD ile yarıştığı bir kalem olarak nitelendirmek gerekiyor.

İnsanlık kapitalizmin tarihsel kriziyle karşı karşıya kalırken, emperyalist gerilimler bu krizin bir sonucu olarak sık sık karşımıza çıkıyor. Geçtiğimiz yıl yaşanan Tayvan krizi ABD-Çin geriliminin nasıl patlamaya hazır bir bomba haline geldiğini göstermişti. İki ülke de her fırsatta birbirinin gücünü ve yapabileceklerinin sınırlarını sınamayı sürdürüyor. Dünyanın jandarmalığını üstlenen ABD bu konumunu sürdürmek isterken eski ihtişamında olmadığını hem kendisi hem de müttefikleri görüyor, tabiki en büyük rakibi haline gelen Çin de…

Share This