- Rojava’da Gelinen Nokta ve Kısa Bir Bilanço – Güneş Gümüş - Şubat 4, 2026
- ABD’de ICE Terörü ve Kitle Hareketi – Emre Güntekin - Ocak 28, 2026
- Röportaj | İran Solu, İşçi Hareketi ve İran’ın Geleceği - Ocak 27, 2026
6 Ocak’ta Halep’in Kürt mahallelerine karşı başlatılan taarruz, ilerleyen günlerde hızla ilerledi ve alınan hızlı yenilgilerle SDG yapısı çözüldü. Yaşananlar askeri bir gerileme ve sadece bir mevzi kaybı değil, Kürt ulusal kazanımları için geriye doğru tarihsel bir kırılmadır. ABD onayı ve Ankara’nın stratejik desteğiyle Colani rejimi istediğini almış oldu. Yaşanan sürece Kürtlerin Nakba’sı denebilir, zira Kürtler Rojava’da kendilerine ait bir yönetim, yurt, proto-devlet adına ne derseniz, kurabileceklerini umuyorlardı. Dört parçadaki Kürdistan’ın özgürleşmesi yolunda atılmış tarihi bir aşama olarak Rojava, tarihsel bir laboratuvar ve temel iyimserlik kaynağıydı. Ama bir anda herşey elden kayıp gidiverdi.
Etrafını saran düşman coğrafyada SDG’nin dayandığı tek ululararası güç olan ABD, “bu iş buraya kadar” dediğinde Rojava’nın da kaderi belirlenmiş oldu. 30 Ocak’ta SDG ile Colani rejimi arasında varılan mutabakat sonrası, Kürt kazanımlarından geriye Kobane ve Haseke’de oldukça daralmış ve kırılgan bir etki alanı kalmış görünüyor. Taraflar anlaşmayı kendi pencerelerinden yorumlasalar da gücün Şam’da olduğu bir gerçek. Bundan sonra ibrenin yeniden Kürt güçlerine dönmesi bir hayli zor.
Rojava’nın düşmesi sonrası Türkiye’de şovenist kesimler sevinç çığlıkları atarken Kürtlere düşen hayal kırıklığı, yalnızlık ve onca bedele eklenen yeni acılar oldu. Bu ortamda bir devrimcinin ilk yapması gereken emekçi Kürt halkıyla dayanışma göstermektir. Bu samimiyeti göstermedikten sonra en büyük analizleri de yapsanız, en haklı eleştirileri de yöneltseniz Kürt emekçileri ve gençleri nezdinde bir karşılığı olmayacaktır.
Çıkarılacak derslerin başında; emperyalist-kapitalist sistemin yapısal sınırları ve burjuva devletler hiyerarşisi dahilinde, Kürt halkının ulusal eşitlik talebinin kalıcı ve gerçek bir çözüme ulaşamayacağı gerçeği gelmektedir. Kürtler kendi kaderlerini nasıl tayin edebilecek? Düşünün Suriye’de devlet yıkılıyor, iç savaşta yarım milyon insan hayatını kaybediyor, bu süreçte oldukça kuvvetli görünen SDG dünyanın süper gücü ABD ile “en yakın müttefiklik” ilişkisi kuruyor ama nihayetinde bütün halkın kaderi Trump’ın iki dudağı arasında oluyor. Tom Barrack’ın artık SDG’ye ihtiyacımız kalmadı demeye getirdiği sözler yenir yutulur cinsten değildi. Hafızalara kazınmalı.
Benzer şeyler 2017’de Barzani’nin de başına gelmemiş miydi? IŞİD ile mücadelenin sürdüğü koşulları tarihi bir fırsat olarak gören Barzani, bağımsızlık için referandum kararını uygulamaya soktuğunda yapayalnız kaldı. Batı’nın (özellikle ABD’nin) “evet” oyu sonrası kendilerini koruyacağına dair aşırı güven boşa çıktı. Irak ordusu ve Şii milis gücü Haşdi Şabi, referandum kapsamına dahil edilen “tartışmalı bölgelere” (özellikle Kerkük’e) operasyon başlattı. Sonuçta peşmerge güçleri hızla geri çekildi, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) petrol gelirlerinin yarısından fazlasını sağlayan Kerkük’ü ve diğer geniş toprakları sadece birkaç gün içinde kaybetti. Bölge ekonomisi çöktü, IKBY ekonomik açıdan Bağdat’a bağımlı hale geldi. Referandum, Kürtlerin o güne kadar Irak’ta elde ettiği bütün kazanımlarını tehlikeye attı.
Rojava’da da benzer şekilde ABD’nin korumasına duyulan büyük güven derin hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Açık ki emperyalist güçler ve mevcut burjuva devletler düzeninde Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkı mümkün olmayacak. 150 yıllık deneyim, bunu yeterince ispatlamıştır. Kıbrıs meselesini bile yine 150 yıldır çöz(e)meyen emperyalist sistemin Kürt sorunu gibi mega bir meseleyi çözme kapasitesi yoktur. Öyle bir derdi de yoktur. Emperyalizmi yenen, burjuva devletleri dağıtan bir sosyalist devrim dalgası olmaksızın Kürtlerin kurtuluşu mümkün olmayacaktır. Bu da Kürt, Türk, Arap, Fars emekçilerinin ve gençlerinin birleşik mücadelesini gerektirir. Yoksulluk ve geleceksizlik içerisindeki Ortadoğu gençliğinin sosyalizm bayrağı altında buluşması hayal değildir. Bunun maddi koşulları mevcuttur. Politik alternatifin inşa edilmesi gerekir. Sosyalist Ortadoğu Federasyonu’nda kurucu, eşit, özgür Kürdistan pekala mümkündür. Kürt halkının özgürlük yolu burjuva sınırlar içerisinde kapalıdır, üstelik ulusların boğazlaşmasını, savaşları, etnik temizlikleri ve soykırımları içerir. Bu yol, zayıf olanın yok edilmesi yoludur, ezilenler için kanlı bir çıkmaz sokaktır.
Diğer taraftan Rojava deneyiminde eleştirilmesi gereken ana hususlardan birisi sürekli gözden kaçırılıyor. SDG geniş bir coğrafyada hakim olduğu bu uzun deneyimde yerleşik toplumsal ilişkileri sarsmadı, mülkiyet ilişkilerine dokunmadı, tam tersine sosyo-ekonomik statükoya ve güç ilişkilerine dahil oldu. Bu gerçek sosyalist tahlilin temel çıkış noktalarından birisi olmalıdır. Rojava Devrimi üzerine tonla güzelle yapılsa da bir devrim ulusal/kültürel/kimliksel konularla sınırlı olamaz. Bakınız Haseke, Rakka, Kamışlo, Kobane, Halep’in mahalleri gibi kentsel alanlar oldukça büyük merkezlerdir. Bu bölgeler aynı zamanda Suriye’nin en değerli ekonomik birimlerine ev sahipliği yapar. Buralarda mevcut toplumsal güç ilişkilerinin alt-üst olduğu sosyalist bir atılım yaşanmış olsaydı buradan çıkan enerji ulusal, kimliksel evreni çoktan geride bırakır Şam’ı, Lazkiye’yi, Urfa’yı, Amed’i sarar İstanbul’dan Bağdat ve Beyrut’a kadar bütün bölgeyi etkilerdi. Taraf değiştirerek SDG’yi yalnız bırakan Arap aşiretlerindeki yoksul köylüler ve gençlerin gerçek yoldaşlığı ancak böyle sağlanabilirdi. Aşiret elitleriyle yoksul köylüler arasındaki hiyerarşik bağların çözülmesi ancak bu şekilde mümkün olurdu. Ama Rojava’daki SDG yönetimi ve Öcalan’ın demokratik özerklik programı sınıfsal bir zemine tamamen yabancıdır ve bu haliyle de devrimci sosyalist bir programı uygulamaları beklenemez. Ama en azından emekçiden yana daha halkçı, sol-sosyal demokrat, sol popülist bir yönetim pratiğini de göremedik. Nitekim Amed ve Van’da büyükşehir belediyelerini elinde tutan DEM Parti belediyeciliğinde de benzer durumu görüyoruz. Amed ve Van’da yoksul kitlelere mal olan halkçı bir belediyecilik sergilenmiş olsa buradan çıkan heyecan, perspektif ve dinamizmin tüm Batı metropollerini sarsması kaçınılmaz olacaktır.
Bugün Rojava’da alınan yenilgiden ötürü Öcalan liderliğine olan güven sarsılmış durumda. Ama Kürt eleştiricilerin çoğunluğunun daha nasyonal, daha Barzanici ve sola tepkili oldukları görülüyor. Peki ama temelde ABD/İsrail’e dayanmaktan başka ne öneriyorlar ki! SDG zaten ABD ile yoğun bir ilişki içerisinde değil miydi? Barzani de 2017’de ABD tarafından ortada bırakılmadı mı? Bakınız bugün ABD İran’da olası rejim değişikliği için Şah’ı hazırlıyor ki Şah’ın programı da Fars milliyetçiliği etrafındaki birleşik bir İran politikasıdır. Açıkçası ABD’ye ya da başka bir emperyalist güce dayanan bir Kürt kurtuluş projesinin bir dayanağı yoktur. Tam tersine çözüm emperyalist zincirlerin ve ulusal duvarların kırılmasıyla sosyalist bir devrim hareketiyle gelebilir. Yoksul Kürt halkının ulusal eşitlik mücadelesi sınıfsal eşitlik mücadelesiyle birleştirilmeli, Kürt emekçiler Arap ve Türk emekçilerle enternasyonalist eşitlikçi bir mücadelenin asli öncü unsuru olmalıdır.













