Home / Yazarlar / V. U. Arslan / Molla Rejimi, Emperyalist Müdahale ve Katliam Kıskacındaki İran – V. U. Arslan

Molla Rejimi, Emperyalist Müdahale ve Katliam Kıskacındaki İran – V. U. Arslan

 

İran, 28 Aralık’tan bu yana geniş çaplı halk ayaklanmaları ve kitlesel protestolarla sarsılıyor. Rejim internet ve telefon bağlantılarını kesmiş durumda. Teyit edilemeyen haberler binlerce ölümden bahsediyor, on binlerce kişi ise gözaltında. Molla rejimi bir kez daha sokakları kana bulayarak kontrolü sağlamak peşinde. Rejimin ölen insanları gizlemek gibi bir derdinin olmadığı tersine halka göz dağı vermek için bir takım görsellerin özellikle açık edildiği anlaşılıyor. İran sokakları bir kez daha kanla yıkanırken bir yandan da ABD-İsrail’ her an saldırıya geçebilir.

Rejimin Yönetme ve Devlet Kapasitesi Çöküyor

28 Aralık’ta on yılların birikmiş öfkesini ve patlayıcı toplumsal dinamikleri ateşleyen nihai fitil, İran riyalinin yaşadığı tarihi değer kaybı oldu. 1 dolar 1,5 milyon riyal seviyesine kadar geriledi. Düşünün sadece on yıl önce 1 dolar 30.000 riyal idi. Ekonomik çöküş, geleneksel esnaf (bazaari) ve küçük burjuvaziyi de şiddetle vurduğundan rejimin son toplumsal dayanakları da kırılıyor. Hatta 28 Aralık’ta başlayan büyük sarsıntıları onlar tetikledi. Ardından yoksul gençlik kesimleri protestolara dahil oldu ve ulusal azınlıklardan kadınlara dek bütün dinamiklerin katılımıyla eylemler büyüdü, ayaklanma biçimini aldı. İran’daki molla rejimi 2022’deki Mahsa Amini protestolarına göre çok daha zayıflamış durumda.

İran’da 2012’de 644 milar dolar olan GSYİH 2025’te 357 milyar dolara düştü (tahmini, worldometers.info). Bunun sonucu olarak bu süreçte en az 10 milyon kişi daha derin yoksulluğa itildi. Elektrik ve su kesintileri gündelik yaşamı iyice zorlaştırırken bütün bu sorunlara bahane olarak dış yaptırımları suçlamanın İran halkını daha da öfkelendirmekten başka bir işe yaramadığı görülüyor. Enerji zengini bir ülkede elektrik ve su altyapısına yatırım yapılmamasının bir açıklamasının olmadığı ortada. Uzmanlar, Tahran’daki suyun yaklaşık %35’inin eskiyen ve sızdıran borular nedeniyle toprağa karıştığını belirtiyor. Nereden baksanız epey açıklayıcı bir örnek.

Mahsa Amini ayaklanması döneminde baskı aygıtlarını (Besic ve Devrim Muhafızları) ideolojik bir motivasyonla sahaya süren Molla rejimi, bugün hem kendi içindeki elitlerin bölünmüşlüğü hem de kolluk güçlerinin ekonomik darboğazdan doğrudan etkilenen aile bağları nedeniyle daha felç edici bir dirençle karşılaşıyor. Dolayısıyla, 2026 protestoları, rejimin temel hizmet sunma kapasitesini yitirdiği ve meşruiyetini artık korkuyla dahi ikame edemediği bir ‘devlet kapasitesi krizini’ ortaya koyuyor.

Monarşinin Geri Dönüşü

Ne yazık ki “örgütlülük” ve “perspektif” noksanlığı, halk isyanlarının kronik yarası olarak yine karşımızda. İyice belli oldu ki bu son dalgadaki bariz değişim, Şah yanlılarının hiç olmadığı kadar kalabalıklaşmasıdır. Öyle ki İran’ın son Şahı Muhammed Rıza Pehlevi’nin en büyük oğlu ve sürgündeki veliaht prens Rıza Pehlevi, adeta ayaklanmanın “doğal lideri” mertebesine yükselmiştir. Peki, neden şimdi? İran muhalefeti tarihsel olarak hep öndersiz ve parçalı bir yapı sergiledi. Halkın en büyük çekincesi, rejimin yıkılmasından ziyade sonrasında oluşacak kaos ve belirsizlikti. İşte tam bu noktada, Şah yanlıları etrafında bir “siyasi vakum” oluşuyor. İnsanlar, nefret ettikleri İslam Cumhuriyeti’nden kurtulmak için, ellerindeki “somut ve kurumsal tek alternatif” olarak görünen monarşi mirasına yöneliyor. Şah’ın ABD ve İsrail’in adamı olması, onu rejim değişikliği sonrasında istikrar sağlayacak güçlü lider pozlarına sokuyor. Bütün bunlar, düne kadar sevilmeyen Şah’ın çekim merkezine dönüşmesine yol açıyor. Şah ve monarşi ile hiç işi olmayacak olan demokrat unsurlar bile sırf Molla rejimi yıkılsın diye şahı desteklemeye yöneliyor.

Diğer taraftan Şah’ın Fars milliyetçiliğinin sembolü olması Türk, Kürt, Beluç gibi ulusal dinamiklerin tepkisini beraberinde getiriyor. Bu olgu da ters bir dinamik olarak devrede. ABD ve İsrail desteğini güçlü sekilde arkasına alan monarşi hareketinin, İran’ın kaderinde yeniden söz sahibi olması son derece üzücü. İran halkının Şahlık zamanında halka yapılan katliamları, işkenceleri, SAVAK’ı unutmaması gerekiyor. Eğer sosyalistler ve sol dinamikler, derli toplu, kayda değer bir alternatif sunabilseydi, bugün sokaktaki bu büyük enerjiyi onlar yönetebilirdi. Sonuç olarak; İran halkı İslamcı despotizmden kurtulmaya çalışırken, bir diğerine ya da dış destekli bir kapitalist restorasyon projesine itiliyor. Örgütlü bir halk iradesi inşa edilemediği sürece, İran’ın geleceği burjuvalar ve emperyalistler arasında tayin edilecek. Bu yüzden dağınık ve marjinal durumda olan İranlı sosyalistlerin “Ne Molla, Ne Şah” sloganı etrafında birleşerek İran, emekçilerine, gençliğine, kadınlara ve ezilen uluslara seslenebilmesi ve bir alternatif olarak kendilerini ortaya koyması gerekiyor. Aksi takdirde İran rejim değişikliği sonrası etnik boğazlaşmalara, yabancı müdahalelere ve hatta işgallere açık olacaktır. Şimdiden Urmiye gibi bir çok şehirde Azeri-Kürt etnik çatışmasının temelleri atılmaktadır. Bunun dışında hemen her etnik ve mezphepsel grubun birbirine girdiği bir kabus senaryosu dahi olasıdır. Ya Sosyalizm Ya Barbarlık sloganı günümüz dünyasında ve bilhassa İranında keskin bir gerçeklik olarak önümüzde durmaktadır.

 

 

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir