İmamoğlu, Saraçhane ve Sosyalistler – V. U. Arslan

İmamoğlu, Saraçhane ve Sosyalistler – V. U. Arslan

Ekrem İmamoğlu’na verilen ceza ile İBB’nin AKP’ye geçmesi ve İmamoğlu’nun siyaseten yasaklanmasının önü açıldı. Olabilecek en uyduruk gerekçelerle verilen bu yargı kararı da gösteriyor ki bir eşik geçiliyor. Bu pervasız hamle, yaklaşan seçim sürecinin nasıl geçeceğine dair de net bir gösterge. 

AKP iktidarda kalmak için burjuva demokrasisinden geriye kalan son mevzileri de tasfiye etmeye yönelebileceğini açık seçik gösteriyor. Peki sosyalistler ve sınıf bilinçli emekçiler burjuva demokrasisini korumalı mıdır? Çocukluk hastalığı sol komünizme yakalanmayanlar için bu sorunun cevabı açıktır. Bir defa herkes bahsettiğimiz şeyin aşırı sağın zaferi ve AKP-MHP’nin aşırı sağcı diktatörlüğü olduğunu fark etmelidir. Bu yüzden devrimciler elbette ki otoriter saldırılar karşısında burjuva demokratik hakları savunacaklardır, zira burjuva demokrasisinin tasfiyesiyle işçi sınıfının mücadeleci örgütleri ve sosyalistler ağır darbeler altında kalacaktır. Bu darbeler karşısında devrimciler ayakta kalmayı bilecektir ama hareket alanları çok büyük ölçüde sınırlanacaktır. Asıl mesele budur.

Burjuva demokratik hakların savunulması burjuva düzenin güçlendirilmesi anlamına gelmez. Buradaki anlam işçi sınıfının örgütlenmesinin daha elverişli koşullarını sağlayan demokratik mevzilerin korunmasıdır. Devrimcilerin demokratik haklar mücadelesinde öne çıkması, aynı zamanda, burjuva demokratik rejimin çürüklüğüne koşut olarak kitlelerin gözünde hak ve özgürlüklerin savunucusu olarak devrimcilerin yükselmesi anlamına da gelecektir. 

Peki bugünün somut koşullarında devrimciler bu taktiği nasıl uygulayabilir? Örneğin İmamoğlu hakkındaki ısmarlama mahkeme kararının ardından sosyalistler nasıl tepkiler vermelidir? Örneğin TİP ve EMEP, İmamoğlu’nun Saraçhane çağrısına derhal katıldılar. Hatta EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz liderlerle birlikte otobüsün üzerindeki yerini bile aldı. Gelgelelim ne TİP’e ne de EMEP’e söz verildi. Saraçhane buluşması AKP’ye tepki kadar Meral Akşener’in şovu ve Millet İttifakı ile CHP içerisindeki çekişmelerle gündem oldu. Meral Akşener hükümeti protesto eden eylemcileri susturdu, yuhalamaya bile izin vermedi. Olası bir seçim gaspı gündemdeyken İBB’nin AKP tarafından bir hukuk darbesiyle ele geçirilmesi gündemdeyken hala en ufak bir eylem dinamizme izin vermeyen ve körü körüne “bize (Millet İttifakı’na) güvenin” diyen burjuva muhalefet, Saraçhane’de bir kez daha kendi geriletici performansını tekrarladı. Tabandaki eylem basıncının gazı bir nebze alınmış oldu. Gelgelelim zayıf kalan her tepki aşırı sağcı saldırıyı güçlendirecektir. Düzmece mahkeme kararına gelen bu zayıf tepki ile beraber kitleler İBB’ye kayyum atanması fikrine alıştırıldılar.

Eylemler ve Devrimciler

AKP-MHP aşırı sağcı koalisyonunun temel demokratik hakları dahi yok ettiği bir ortamda “İmamoğlu hakkındaki karar bizleri ilgilendirmiyor” deyip kenarda durmak devrimcilerin kendisini silahsızlandırması anlamına gelir. Reaksiyon verme çabası doğrudur. Ama devrimciler ve sınıf bilinçli işçiler, müdahalelerini kendi araçları ve yöntemleri ile yapmalıdır. Yüksek siyaset mevkileri, seçim ittifakları, perde gerisi görüşmeleri, burjuva diplomasisi, manevralar ya da diğer parlamenter budalalıklar devrimci parti ve ileri işçilerin burjuva politikasına teslimiyetiyle sonuçlanır. Bizim kullanacağımız yöntemler ise devrimci sınıf mücadelesinin yöntemleridir. Kitleler ve eylemler söz konusuysa sahici bir dinamizm ve taban baskısı mevcutsa devrimciler bu eylemsellik sürecine müdahalede bulunmalıdır. Diğer taraftan bu müdahale bomboş bir katılımla dahil olmakla sınırlı kalırsa bunun adı yine kuyrukçuluk olacaktır. Devrimciler bu tarz eylemlere ancak kendi sözünü söyleme ve bağımsız politika yapma şartıyla katılır. Bu söz yerine göre kürsü konuşmasıyla olabileceği gibi eylem süreçlerine katılım bildiri, pankart, döviz, slogan vb ile de olur. Diğer taraftan bağımsız politik çizgi olmadan teslimiyetten kurtulmak mümkün olmayacaktır.

“ Devrimci işçiler burjuva düzeni bir an önce devirmek için yeterli güce sahip olmadıkları her yerde ve zamanda, faşizme karşı, çürüyen burjuva düzenini özellikle de kendilerinin bu rejim içindeki konumlarını savunmalıdır. Ancak işçiler burjuva demokrasisini onun yöntemleriyle değil, kendi yöntemleriyle korurlar. Faşizme karşı burjuva demokrasisinin savunulması, bizim çizgimiz dahilinde bir taktik sorunudur.”  (Lev Troçki, İspanyol Devrimi, Yazın Yayıncılık, 2000, s.293)

Troçki, İspanya’da faşizme karşı mücadele taktiklerini incelerken faşizme karşı burjuva demokrasisinin savunulması taktiğini ortaya koyuyordu. Genel sosyalist stratejinin o döneme uygun taktiksel ifadesi buydu. Troçki bu mücadelede devrimcilerin kendi örgütlerini ve haklarını savunmasının altını çiziyordu. Bağımsız sınıf tavrı ve buna uygun yöntemler olmadan ileri gitmek söz konusu bile olamazdı.

O halde Türkiye’nin içerisinden geçtiği özel şartlarda burjuva demokratik hak ve özgürlüklerin korunması hususunda hassasiyet göstermek zorundayız. Tabandan yükselen bir dinamizmle gerçek bir eylemselliğin gerçekleşmesi durumunda devrimcilerin bu sürece seyirci kalması düşünülemez. Ama diğer taraftan sosyalistler burjuva muhalefetin göstermelik manevralarına kendilerini alet ettirmezler. Sahici eylemsellik süreçlerine ise kendi araçları ve politikalarıyla müdahalede bulunurlar. Bugünün meselesi budur.

CATEGORIES
Share This