Home / Manşet / Tasarımla Gelen Sosyal Apartheid: Taliban’ın Hukuk, Din ve Şiddet Rejimi – Laila Safi

Tasarımla Gelen Sosyal Apartheid: Taliban’ın Hukuk, Din ve Şiddet Rejimi – Laila Safi

4 Ocak 2026 tarihinde Taliban, lider Heybetullah Ahundzade tarafından imzalanan bir Ceza Muhakemesi Kanunu yayımladı. Üç bölüm, on fasıl ve 119 maddeden oluşan bu kanunun içeriği modern dünyada eşi benzeri olmayan bir nitelik taşıyor. Kanun; köleliği yasallaştırıyor, “dinsizlik” varsayımına dayanarak işkenceye izin veriyor ve avukat hakkı tanımaksızın sadece “tanıklık” veya “itiraf” yoluyla mahkumiyetlere olanak sağlıyor. Temel insan hakları ilkeleriyle tamamen bağdaşmayan bu metin, Orta Çağ’ı anımsatan uygulamalara yer veriyor.

Tanrı önünde eşit değil, hukuk önünde eşit değil; tasnif edilen, yönetilen ve cezalandırılan bir toplum. Tiranlar iktidarı ele geçirdiklerinde her zaman bir yalanı sürdürürler: Herkesin Tanrı katında eşit olduğu yalanı. Bugün Afganistan’da bu yalan bir kez daha kendini çürüttü. Taliban sadece baskı uygulamakla kalmadı; hiyerarşiyi kurumsallaştırdı. Medeni hukukun yerine; statünün, itaatin ve güce yakınlığın kişinin değerini belirlediği tabakalı bir düzen getirdi. Bu sistem, halkın hukuken aşağılanmasına, zorunlu bağımlılığa ve modern köleliğe benzer koşullara mahkum edildiği bir kast sistemine dönüştü.

Kurumsallaşmış Ayrımcılık ve Sosyal Hiyerarşi

Yeni kanuna göre (Madde 9) toplum dört sınıfa ayrılıyor: Alimler (ulema), elitler (eşraf), orta sınıf ve alt sınıf. Aynı suç için öngörülen cezalar sadece sosyal statüye göre değişiyor: Alimlere tavsiyede bulunuluyor, eşraf çağrılıp uyarılıyor, orta sınıftakiler hapse atılıyor, alt sınıftakiler ise hem hapis cezasına hem de bedensel cezalara (kırbaç vb.) çarptırılıyor.

Kadınlar bu sınıflara dahil dahi edilmiyor; onlar zaten en altta, hukukun ve toplumun dışında konumlandırılıyor: Vatandaş değiller, katılımcı değiller ve hatta hakları olan bağımlı bireyler bile sayılmıyorlar. Kadınların bu sınıflandırmanın dışında tutulması, onların toplumdan kurumsal olarak silinişini pekiştiriyor.

Kanun, bireylerden “köle” (ghulam) olarak bahsederek köleliği açıkça tanıyor; kocalara veya efendilere (badaar) cezalandırma yetkisi veriyor (Madde 4(5) ve 15) ve toplumu resmen hür ve köle bireyler olarak ikiye ayırıyor. Bu statü, uluslararası hukukta kesinlikle yasaklanmış durumdadır.

Madde 2’nin 11. fıkrası, “baği” (isyancı) kavramını “yozlaşmayı yaymaya çalışan kişi” olarak tanımlıyor ve şöyle diyor: “Eylemlerinin topluma yaygın zarar verdiği kabul edilir; ıslah edilemez sayılırlar ve ölümle cezalandırılmayı hak ederler.”

Bu madde Taliban’a; eleştirmenleri, muhalifleri ve insan hakları aktivistlerini hedef almak için geniş ve ucu açık bir yetki veriyor. Yasanın muğlaklığı, örgütün bilinen vahşetiyle birleştiğinde keyfi infazların önünü açıyor.

Madde 4(5): Kocalara veya efendilere ceza uygulama yetkisi veriyor. Bu madde, hane içindeki özel şiddeti yasallaştırarak kadınları ve çocukları yargı denetimi olmaksızın istismara açık hale getiriyor.

Madde 32: Ceza sorumluluğunu, yalnızca bir kocanın karısını değnekle döverek ağır yaraladığı durumlarla “sınırlıyor” ; diğer fiziksel, psikolojik ve cinsel istismar türlerini görmezden geliyor.

Madde 48: Babaların, on yaşındaki çocukları “kendi çıkarlarına aykırı hareket ettikleri” gerekçesiyle (örneğin namazı bırakmak) cezalandırmasına izin veriyor.

Bu hükümler aracılığıyla Taliban, Afgan toplumunu hakların pay edildiği, görünürlüğün suç sayıldığı ve insanlığın koşullara bağlandığı katı bir hiyerarşiye göre yeniden inşa ediyor. Bu bir kaos değil; silahlı bir dini kültün yönetimindeki yeni gerçeklik.

Ayrımcılıktan Yasalaşmış Yok Saymaya

Kadınlar çalışamaz, okuyamaz, yanlarında bir erkek refakatçi olmadan seyahat edemez, toplum içinde özgürce görünemez, konuşamaz, toplanamaz veya protesto edemezler. Kahkahaları bile yasaklandı; sesleri bile tehdit sayılıyor. Bu bir kültür veya gelenek değil; bu, bir cinsiyetin ortadan kaybolması için tasarlanmış bir hukuk mühendisliğidir.

Bir grup eğitimden, istihdamdan, kamusal alandan ve siyasi hayattan sistematik olarak çıkarıldığında geriye kalan şey eşitsizlik değil, yokluktur. Eğer apartheid bir zamanlar ırka göre bölüyorsa, bu apartheid cinsiyete göre bölüyor ve teoloji ile silah zoruyla uygulanıyor.

Dünyanın En Sevdiği Yalan: “İç Mesele”

Uluslararası toplum buna “Afganistan’ın iç meselesi” diyor. Bu dünya, bir zamanlar kadın hakları adına Afganistan’ı bombalayan ancak şimdi o haklar yok edilirken sembolik bir dayanışmayı bile esirgeyen aynı dünyadır. Mesaj çok net: Bazı hayatlar konuşmaya değer, bazıları ise sessizlikle geçiştirilmeye. Sessizlik tarafsızlık değildir; suç ortaklığıdır.

Sistemleri doğru adlandırmanın bir gücü vardır. Buna “gerici politika” demek durumu yumuşatmaktır. “Kültürel fark” demek meşrulaştırmaktır. “Geçici” demek ise yalandır. Afganistan’da inşa edilen şey, insanlığın köleleştirildiği hiyerarşik bir hukuk düzenidir. Bu önemlidir çünkü bu tür sistemler kendiliğinden yumuşamaz; ancak içeriden, dışarıdan veya her iki yönden gelen bir dirençle karşılaştığında çökerler.

Suç Sayılan Hayatta Kalma Mücadelesi: Milis Yönetimi Altında Afgan İşçi Sınıfı

Taliban, dünyanın Afgan işçi sınıfının bu düzeni kabul ettiğine inanmasını istiyor. Sessizlik rıza demek değildir; konuşmanın hapis, işkence veya kaybolma anlamına geldiği bir ortamda sessizlik kaçınılmazdır. Afgan işçi sınıfı için direniş vardır; ancak bu direniş basitçe suç kapsamına alınmıştır.

Bu suçlulaştırma, aşırı yoksulluğun ezici ağırlığıyla daha da derinleşmektedir. Yolsuzluğa batmış dini bir silahlı kült gibi işleyen bir rejim altında, Afgan işçi sınıfı bir yandan sömürülürken diğer yandan kaynakları kendi baskılarını finanse etmek için ellerinden alınıyor. Tek bir öğün yemek bulma mücadelesi her saati tükettiğinde, açık protesto için gereken enerji, biyolojik hayatta kalma zorunluluğu tarafından çalınmış oluyor. Afgan işçi sınıfının sessizliği rejime verilmiş bir onay değil; uluslararası yaptırımlar ile iç tiranlığın ikili kıskacı arasında hayatta kalmaya çalışmanın bir sonucudur. Bu, sömürülenlerin tükenmişliğidir.

Uluslararası Sol’a Çağrı

Taliban bir hiyerarşi kurdu, tahakkümü yasalaştırdı ve kimin insan sayılıp kimin sayılmayacağını ilan etti. Ancak gerici düzenler kırılgandır. Meşruiyete değil, korkuya dayanırlar. İçten içe çürürler. Kibarca karşı çıkıldıkları için değil; amansızca ifşa edildikleri için çökerler.

Afganistan sadece “bölgesel bir sorun” değildir. Bu, ülkeyi parçalanmış ve savunmasız bırakan on yıllarca süren yabancı müdahalelerin, işgallerin ve ihanetlerin sonucu olan post-emperyalist bir felakettir. Dünya solu bunu görmezden gelemez.

Dünya çapındaki ilerici örgütlere, sendikalara, insan hakları ağlarına, feminist kolektiflere ve anti-emperyalist hareketlere sesleniyoruz: Afgan halkının ilginize, dayanışmanıza ve eyleminize ihtiyacı var. Bu sadece soyut bir savunuculuk değil; paralel eğitim girişimlerine, kadınlar ve azınlıklar için güvenli alanlara, hukuki yardıma ve Taliban’ın insan haklarına saygı duyması için yapılacak uluslararası baskıya verilen somut bir destektir.

Sol, emperyalist terk edişin tam aksi yönde hareket etmelidir. Afgan kadınlarının, çocuklarının ve marjinalleştirilmiş toplulukların yaşamları harcanabilir değildir ve direnişleri görünmez değildir. Afganistan’ın ezilenlerinin, başka yöne bakmayı reddeden müttefiklere ve seslere ihtiyacı var.

Hukuk yoluyla yöneticiler ve yok sayılan tebaalar olarak ikiye bölünmüş bir toplum istikrarlı değildir; dayanışma, ifşa ve küresel hareketlerin sessiz kalmayı reddedeceği günü beklemektedir. Dünya solu daha fazla bekleyemez. Afganistan’ın bize şimdi ihtiyacı var.

 

Referanslar:

Rawadari. (2026, January 21). Press Release Regarding the Implications of the “The Criminal Procedure Code for Courts” Issued by the Taliban. Retrieved from https://rawadari.org/wp-content/uploads/2026/01/Criminal-Code-of-Taliban-English.pdf.

Taliban Supreme Leadership. (2026, January 4). The Criminal Procedure Code for Courts (De Mahakumu Jazaai Osulnama). [Official Decree]. This 119-article legal framework formalizes the division of Afghan society into status-based classes and provides the legal basis discussed in this report.

اصول نامه جزایی.pdf

 

 

 

Cevap bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir