ABD’de Trump’ın kişisel çetesi gibi hareket eden ICE (ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi) tarafından Minneapolis eyaletinde katledilenlerin sayısı ikiye çıkarken; ICE karşıtı gösteriler kitlesel bir şekilde sürüyor.
Neler Yaşandı, Kısa Hatırlatma
Aralık ayı başında ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) yaklaşık 3.000 ICE üyesi ile Minneapolis’te Metro Surge adı verilen bir operasyon başlatmıştı. Operasyonun amacı başlangıçta hakkında sınırdışı kararı olanları yakalamak olarak ilan edilse de ICE birlikleri eyalet genelinde sadece göçmenlere değil ABD vatandaşlarına karşı da terör estirmeye başladı. Aralık ayı sonunda youtuber Nick Shirley’in Minnesota’da kreşler üzerinden dolandırıcılık yapıldığı iddiasını ortaya atması ve Elon Musk, Başkan Yardımcısı J.D. Vance gibi isimlerin bu konu üzerinden yürüttüğü kampanya sonrasında Trump, 5 Ocak’ta 2.000 ICE üyesini daha “sahtekarlık ve kara para aklama faaliyetlerinin merkezi” olarak nitelediği Minnesota’ya göndererek gerilimi tırmandırdı.
ICE terörü 7 Ocak’ta 37 yaşındaki ABD vatandaşı Rene Nicole Good’un öldürülmesiyle tüm dünyanın gündemine girdi. Bu olay üzerine eyalet genelinde protesto dalgası başladı; Trump ICE terörünü savunurken İsyan Yasası’nı devreye sokmakla tehdit etti. ICE birliklerinin ruh halini anlamak için şu örneği de belirtmek gerekir: 20 Ocak’ta Ekvador asıllı 5 yaşındaki Liam Ramos, babasını yakalamak için kullanılmak üzere gözaltına alındı. Ve son olarak 24 Ocak’ta 37 yaşındaki sağlık çalışanı Alex Piretti ICE ajanları tarafından vurularak katledildi.
Minnesotalılar ICE Terörüne Karşı Sokaklarda!
23 Ocak’ta Minneapolis’te sendikalar ve sivil toplum örgütlerinin çağrısıyla genel greve gidildi; -30 dereceyi bulan soğuk havaya rağmen 100.000’den fazla sokağa çıktı. Minnesota genelinde 700’den fazla işyeri grev çağrısına destek verdi. Protestolar ülke geneline yayıldı.
Eylemlerde sendikaların tavrı ise ikircikli oldu. Bir yandan yoğun kamuoyu tepkisi nedeniyle greve karşı çıkamayan AFL-CIO gibi sendikalar, grev çağrısı yapmaktan kaçınırken üyelerini izin veya sağlık raporu almaya yönlendirdiler. Ancak özellikle yerelde bilhassa sağlık ve eğitim emekçileri içerisinde örgütlenen lokal sendikalar eylemlerin canlılığının temelini oluşturdu.
Amerikan Egemen Sınıflarında Çatlak!
Yoğun tepki Amerikan egemen sınıfları içerisinde de ICE terörü konusunda bölünme yarattı. Minneapolis Belediye Başkanı Jacob Frey ve Vali Tim Walz ICE birliklerinin kentten çekilmesini isterken; Minnesota Başsavcılığı Metro Surge Operasyonu’nun anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle federal mahkemeye dava açtı.
Amerikan siyasetinden yönelen tepkiler sadece Demokratlarla sınırlı değil. Cumhuriyetçiler içerisinde de özellikle Alex Piretti’nin katledilmesinin ardından eleştirel sesler yükselmeye başladı. Trump ve Vance ICE birliklerine açık destek vererek meseleyi göçmen düşmanlığı, sol kışkırtma gibi tartışma başlıklarına çekmek isterken; ICE’ın yaptıkları birçok cumhuriyetçi için bile aşırı görülüyor. Bunlardan birisi Minnesota Valiliği için Cumhuriyetçi Parti’den aday olan Chris Madel. Madel, eyaletteki baskıları ve ICE aracılığıyla vatandaşları cezalandırmaya yönelen uygulamaları eleştirerek partisini artık tanıyamadığını ve adaylıktan çekildiğini açıkladı.
Seçmen cephesinde de durum farklı değil. Amerikan kamuoyunda ICE’ın uygulamalarına karşı hoşnutsuzluk çok açık bir şekilde kendisini gösteriyor. CNN’in yaptığı ankette Amerikalıların % 60’ının ICE’ın uygulamalarına karşı olduğu görülürken; ünlü müzisyen Bruce Springsteen gibi pek çok popüler isim de Trump yönetimine eleştirilerini açıktan dile getiriyor. Springsteen ICE’ı açık bir şekilde Gestapo taktiklerini uygulamakla eleştirmişti.
Trump yönetimi bu gelişmeler üzerine şimdilik geri adım attı. Minneapolis’teki operasyonun başında yer alan ve geçtiğimiz günlerde SS’leri andıran üniformasıyla kentte boy gösteren Gregory Bovino görevden alındı. Ayrıca kentteki ICE üyelerinin sayılarının azaltılacağı belirtildi.
Trump’ın Gözdesi ICE!
Trump’ın ICE’ı kendi otoriter yöneliminin sokağa yansımasını sağlayacak bir araca çevirmeye çalıştığına şüphe yok. İkinci döneminin başlangıcından bu yana ICE’ın hem yetkileri hem personel sayısı hem de bütçesi daha önce görülmemiş düzeyde genişletildi. Temmuz ayında kongreden geçirilen ve “One Big Beautiful Bill” (OBBBA) adı verilen yasa kapsamında kurumun bütçesi 10 milyar dolardan 75 milyar dolara çıkarıldı. Bütçenin 30 milyar doları yürütülen operasyonlara, 40 milyar doları ise gözaltı merkezlerine ayrıldı.
Ayrıca 2025 yılı içerisinde kurumun personel sayısı 10.000’den 12.000’e çıkarıldı. Personel alım süreci ise meselenin tartışılan noktalarından birisi. Zira alımlar yapılırken güvenlik soruşturması süreçlerinin gevşetildiği, hatta işe alım sürecinde kullanılan bir yapay zeka hatası nedeniyle yüzlerce kişinin güvenlik taramasından geçirilmeden işe alındığı ortaya çıktı. Bir diğer eleştiri konusu ise yoğun işe alımlar nedeniyle eğitim süreçlerinin kısaltılması. Daha önce sınır bölgelerinde görev yapan birliklerin, bu bölgelerde alışkanlık edindiği müdahale tarzını kentlere taşıması ortaya çıkan vahşetin de kaynaklarından birini oluşturuyor. ICE ajanları için Amerikalılar haydut, kabadayı, Nazi sıfatlarını sıkça kullanırken; ajanların profli de bunu doğruluyor. Guardian’da yer alan bir haberde Minneapolis’teki saldırılar sırasında bir ajanın kendi iç yazışmalarında “5 atış yaptım, 7 delik açtım.” ifadelerini kullandığı belirtilirken; yine aynı yazışmalarda ajanların yürüttükleri operasyonları Call of Duty oyununa benzettikleri aktarılıyor.
Trump yasal olarak da ICE’ı koruma kalkanı altına alarak ve yetkilerini genişleterek estirdikleri terörü destekliyor. Mayıs 2025’te ortaya çıkan bir iç yazışma ICE ajanlarına, bir yargıç tarafından imzalanmış adli arama emri olmaksızın, sadece idari emirlerle özel konutlara zorla girme yetkisi verildiğini ortaya çıkarmıştı. Öte yandan Trump yönetimi 1798 yılında çıkarılan Yabancı Düşmanlar Yasası’nı (Alien Enemies Act) tarihin tozlu raflarından indirerek herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın toplu sınır dışı uygulamalarına yasal kılıf geçirmişti.
Trump yönetimine açık çek sunan teknoloji devlerinin ellerindeki imkanlar da ICE için seferber ediliyor. ICE ve bağlı kuruluşlarının 2020 yılından bu yana 263 farklı şirketle teknolojik imkanlarını geliştirme konusunda yaklaşık 7,8 milyar dolar tutarında kontrat imzaladığı belirtiliyor. Bunların içerisinde Palantir, AT&T, Amazon, Deloitte, Dell, Comcast, FedEx, EcoLab, General Dynmaics gibi Fortune 500 listesinde yer alan şirketler bulunuyor. ICE’ın son dönemde teknoloji şirketleriyle yaptığı anlaşmalar arasında sosyal medya platformlarının taranarak sınır dışı edilecek kişilerin tespit edilmesi de bulunuyor. Bununla birlikte ICE’a destek sadece maddi yollarla yürümüyor. Meta; Facebook, Instagram ve Threads gibi uygulamalarda ICE ajanlarının resimlerinin ve görüntülerinin paylaşılmasını engellemeye başladı.
ICE Terörüne Karşı Örgütlü Seferberlik!
Minnesota’da yaşananların ardından ICE karşıtı Amerikalılar sadece sokaklarda protestolarla seslerini yükseltmekle kalmazken; aynı zamanda bu terörü frenleyecek sivil direniş biçimlerini de geliştirmeye başladılar. Yoğun teröre karşı korkup pısmak yerine ICE ajanlarının alaya alındığı, görüldükleri her yerde hakaretlerle karşılandıkları sayısız gönderi sosyal medyada paylaşılmaya başlandı. Öyleki kendilerine karşı yönelen yoğun nefret karşısında teşkilatta morallerin yerlerde süründüğü vurgulanıyor.
Ayrıca, teknolojinin sağladığı olanaklarla halk ICE terörüne karşı önlemlerini de almayı öğreniyor. Mahalle düzeyin örgütlenen toplulukların şifreli mesajlaşma uygulaması Signal üzerinden haberleşme ağları oluşturdukları; ICE birliklerinin yerleri, kaç kişi oldukları gibi bilgileri paylaştıkları belirtilirken; bu gruplar üzerinden örgütlenen kalabalıkların ICE’a karşı sayıları 1000’leri bulan devriye grupları oluşturdukları aktarılıyor. Aynı zamanda insanlar ICE birliklerinin görüldüğü yerlerde düdükler çalarak iletişim kuruyor, cep telefonlarıyla yapılanları kayıt altına alarak kamuoyunu canlı tutmayı hedefliyor. ICE’a karşı kurulan Sunrise Movement (Gündoğumu Hareketi) ise ICE’ın konakladığı otelleri, araç kiralama şirketlerini hedef alarak ticari işletmeleri de ICE’a destek verip vermeme konusunda bir kez daha düşünmeye itiyor. Gönüllüler ayrıca ICE tehdidi nedeniyle evlerinden çıkamayan göçmenlerin de market ve diğer ihtiyaçlarını karşılayacak bir dayanışma ağı da kurdular.
ABD’de İklim Değişiyor!
Süleyman Demirel’e Kürtlere kötü davranıldığı hatırlatıldığında verdiği cevabı çoğu kişi hatırlar: “Kürtlere kötü davranıyoruz da sanki Türklere iyi mi davranıyoruz?”.
Trump yönetiminin uluslararası alandaki saldırgan tutumunu dünya kamuoyu çokça tartışıyor. Çoğu zaman Trump’ın içeride yarattığı otoriterleşme geri planda kalıyor. Ancak Trump uluslararası alanda neyse içerde de o! Trump, nasıl ki liberallerin çokça kutsadığı o uluslararası alanda kurallara dayalı düzeni hallaç pamuğu gibi atıyorsa; içerde de Amerikan devlet aygıtının kurumsal temellerini sonuna kadar hırpalıyor. Yargı bağımsızlığı, Merkez Bankası bağımsızlığı gibi Türkiye gibi ülkelerde artık tartışma konusu olmaktan çıkan konular artık ABD’de de en sık tartışılan başlıklar haline geldi.
Bunun sonucunda ülke genelinde sadece göçmenler, Latin kökenliler değil sıradan beyaz Amerikalılar bile Trump’ın bu otoriter saldırganlığından nasibini fazlasıyla alıyor. Bilhassa Kasım ara seçimleri yaklaştığı ölçüde Trump’ın iç politikada gerilimi daha da yükseltmesi ve kimlikler üzerinden kutuplaşmayı daha da derinleştirmesi olası görülüyor. ICE’ın daha çok gündeme gelmesinin ve özellikle Demokratların güçlü olduğu kentleri daha fazla terörize etmesinin bir sebebi de bu. Trump mümkün olduğunca yasaların ve yargının denetiminden bağımsız, işlediği suçlar yanına kar kalan SS’vari bir paramiliter çete eliyle muhalefet kanallarını daraltmaya çalışıyor.
Bunu başarabilir mi? Elinden geleni yapacaktır. Ancak Amerikan emekçi sınıfları da direnç göstermeye başladı. Bu direncin ne kadar sürdürülebilir olacağı Trump’ın sınırını belirleyecektir.













