- Piyasanın Görünmez Eli ve Adam Smith – Davud Caner B. - Ocak 15, 2026
- Molla Rejimi, Emperyalist Müdahale ve Katliam Kıskacındaki İran – V. U. Arslan - Ocak 13, 2026
- Tahran ve Banliyöleri Otobüs Şirketi İşçileri Sendikası – 7 Ocak 2026 - Ocak 12, 2026
Giriş
Adam Smith üzerine kaleme almak istediğim makale serimin ilkinde, onunla özdeşleşen kapitalizmin kalemşörleri tarafından yüceltilen piyasanın görünmez eline değinmek istedim. Fakat hiç ummadığım bir şekilde on milyonlarca insan gibi benim de nasıl kandırıldığımı fark etmem bu yazının seyrini kökten değiştirdi. Adam Smith’in görünmez el diye bir teorisi olmadığını söylesem hiç inandırıcı gelmez değil mi? Ama sanırım gerçek bu. Dünyaca ünlü yayınevi Penguin Books’un yayınladığı yazarının Adam Smith olduğu Görünmez El isimli bir kitabı olmasına rağmen hem de.
Teorinin sahibi Adam Smith’in bu konuda yazdıklarını okuyarak işe girişmek istedim ancak 1744-1790 arasında 3500 sayfaya yakın (toplu eserleri olarak basılan kısım 2500 sayfa) eser ürettiği tahmin edilen Adam Smith’in bu kavramı birbirinden farklı zamanlarda ve konularda sadece üç kez kullandığını öğrendiğimde yeni kaynak arayışlarına giriştim.
Adam Smith’in neredeyse bayrak mottosu olarak görülen bu kavram; ölümünün üzerinden geçen yaklaşık 160 yıl boyunca çok nadiren dile getirilirken 1950’den sonra bir anda popülerlik kazanmış, 1980’li yıllardan sonra ise dört bir yandan kafamıza atılmaya başlanmıştır. Peki ama nasıl?
160 Yıllık Sessizlik
Adam Smith’in fikirlerinin iktisat tarihini şekillendirdiği tartışılmazdır. Ekonomi bir bilim haline getirmeyi kendine görev edindiği ve bu yolda üretim yaptığını da kabul etmek gerekir. Ancak bugün onun mirasının merkezine yerleştirilen görünmez el metaforunun tarihsel serüvenine baktığımızda karşımıza tuhaf bir tablo çıkıyor: Kocaman bir sessizlik.
Smith’in hemşehrisi iktisat tarihçisi Gavin Kennedy’nin literatürü tarayarak oluşturduğu liste, bu gerçeği açığa çıkarıyor. Smith’in çağdaşları ve devamcıları olan büyük iktisatçılar; Thomas Malthus, David Ricardo, J.Stuart Mill üstadları diyebileceğimiz Adam Smith’in bu “muhteşem” görünmez el teorisine karşı nasıl oldu da bu kadar sessiz kalabildiler?
Hele ki Smith’in ve onun devamcılarının eserlerini satır satır inceleyen; Hegel’e yaptığı gibi onları kaldırıp ayaklarının üstüne oturtan; yüzlerce kez alıntı yapan; tüm burjuva argümanlara cevap veren ve emek değer teorisini geliştiren Marx’ın böyle bir bayrak teoriyi eleştirmemesi mümkün olabilir miydi?
Marx ve çağdaşları için Smith; iktisatın ve toplumun işleyişine bir cevap arayan, ki bu cevapları yetersiz kalsa da, ciddi bir iktisatçıydı, piyasayı hayaletlere havale eden bir şarlatan değildi.
Şeytanın Başı: Paul Samuelson
Nobel ödüllü iktisatçı Paul Samuelson yine bir çok nobel ödüllü iktisatçı gibi kapitalizmin sözcülerine mühimmat üretiyordu. Ancak bir yerde mühimmat değil silah üretmeyi başarmıştı. 1948 yılında kaleme aldığı ve yıllarca ders kitabı olarak okutulacak olan Economics kitabı herşeyin miladıydı.
“Kurnaz İskoç” olarak tanımladığı Adam Smith’in “Her bireyin yalnızca kendi bencil çıkarlarını gözetmesinin, görünmez bir el tarafından yönlendirilmiş gibi, herkesin en büyük iyiliğine ulaşmasına yol açtığı ve bu nedenle hükümetin serbest rekabete müdahalesinin neredeyse kesinlikle zararlı olacağı sonucuna varılmıştır.” diyerek büyük bir çözümleme getirdiğini anlattığı eseriyle birlikte; görünmez el teorisi yıllar boyunca “sıkıcı” ekonomi derslerinden hatırlanan tek tük çıkarımlardan biri oldu ve bir mite dönüştü. (Kennedy, 2009)
Soğuk savaşın hemen başlarında karşı cephenin planlı ekonomisine karşı bayrak kaldıran ve ideolojik silahlarını kuşanan Batı akademisinde bu teori giderek popülerlik kazanmaya başladı. Fakat gerçek anlamda bir atılım yapmak için neo-liberal çağın açılması gerekecekti.
Samuelson’un; 1980’li yıllardan bugüne önlerinin temizlenmesiyle büyük bir şarlatanlık saldırısına geçmiş olan piyasacı ideologların (ki onlar kesinlikle ideolojik olduklarını kabul etmezler) merkez üssü olan Chicago Okulunda (The Chicago school of economics) hocalık yaptığını da belirtmek gerekir.
Adam Smith’in Görünmez Elleri
Smith’in bu kavrama üç farklı eserinde yer verdiğinden bahsetmiştik. Bunlardan ilki gençlik yıllarında kalem aldığı fakat 1795’deki derlemede yer alan Astronomi Tarihi adlı yazısıdır. Burada Smith Romalıların ateşin yanmasını ve suyun yükselmesini kavrayabildikleri halde büyük doğa olaylarına açıklık getiremediklerini; bunları “Jupiter’in görünmez eliyle” açıkladıklarını ifade eder. Bu bağlamdaki kullanımda özellikle Pagan ve Put inancıyla alay etmek için kullandığı bir tabir olarak karşımıza çıkar.
İkinci olarak, 1759’da kaleme aldığı Ahlaki Duyguların Kuramı’nda bu kavrama yer vermiştir. Burada ise görünmez eli; dini felsefeyle ve hristiyan ahlakıyla fazlaca haşır neşir olmuş kendi okuyucu kitlesine onların anlayabileceği basitlikte bir metafor olarak yer vermiştir. Smith’in doğrudan karşısına koyduğu sınıf olan aristokratlar için (burdaki kullanımıyla toprak sahipleri) üretilen yiyeceğin (veya değerin) tümünü yiyemeyecekleri için “görünmez bir el tarafından” yönetilen bir iç güdüyle topraklarında yaşayanlara kalanları paylaştırmasından bahseder. Ve bunun iyi bir ahlak veya bilinçli bir tercih nedeniyle değil, zorunluluktan ve kendi zenginlik üretimlerini yapan köylülerin (peasant için “maraba” daha iyi bir çeviri olabilir) soyunun devamı için yapıldığından dem vurur. (Smith, 2005)
Yine bu eserinde üzerinde oldukça etkisi olan Hume gibi, batıl inanç nesneleri veya bilimsel sistemlerdeki açıklanamayan unsurlar için kullanır. Hatta Sokrates’i “görünmez ve ilahi bir varlık” ile gizli iletişim kurduğu için eleştirir. (Rothschild, 1994)
Üçüncü bahsettiği yer; en önemli eseri olan Ulusların Zenginliği eserinin 4. kitabının 2. bölümüdür. Artık hitap ettiği okuyucu kitlesi devlet adamlarına danışmanlık yapan veya etkileyen düşünür ve yazarlar; hatta devlet adamlarının kendisidir. Burada Smith’in ilk kez ekonomik bağlamda bu kavramı kullandığını görebiliyoruz.
Dış ticaret üzerine olan kısıtlamalara eleştiri olarak kaleme alınan bu bölümde; dönemin İngiltere’sinde uygulanan, ülkede üretilebilecek olan malların yabancı ülkelerden ithalatı üzerine konulan kısıtlamaları yerer. Bölüm; bireylerin (Smith’in tahlillerinin en büyük açmazı tüm bireyleri sermaye sahibi olan bir özne olarak ele alınmasıdır) bu kısıtlama olmaksızın bu eğilimde olacağının ve bunun doğal bir durum olmasından bahsederek başlar. Her toplumun yıllık gelirinin daima toplam yıllık üretiminin mübadele edilebilir değerine eşit olduğu tahliliyle devam eden Smith, yerli tüccarları (özellikle de toptancı tüccarları) sermayesini daha güvende hissedeceği kendi iç pazarında faaliyet göstermek isteyeceğini ve sadece kendi çıkarını gözeterek yaptığından bahseder. Tüccarlar “görünmez bir el tarafından” hiçbir şekilde niyetlenmemiş olduğu bir hedef için çalışmış olur ve toplumun genel zenginliğini maksimize ederler. (Smith, 2009, CII, 39-42)
Bir bireyin, sermayesiyle (sanki her birey sermaye sahibiymiş ve üretilecek ürünlerde söz sahibiymiş gibi) faaliyete geçirebileceği üretim en yüksek değere ulaşacağından herhangi bir devlet adamının ondan daha iyi değerlendiremeyeceğinden bahsederek eleştirilerine devam eder. (Smith, 2009, CII, 43)
Smith’in uluslararası ticarete olumlu baktığını söyleyebiliriz ancak bunun teorize edilip, süslenip paketlenmesini başlatan; Britanya imparatorluğunun çıkarlarını iktisadi teori becerisi ile sistematikleştiren kişi devamcısı Ricardo olacaktı.
Elbette Adam Smith büyük bir “bireysel” özgürlükçüdür. Fakat görünmez el teorisi kör kalınan bir yönlendirmeyken, Smith “bireylerin” içgüdüsel ve doğal bir iradeyle zenginliği maksimize etmeye eğilimli olduğunu savunur. Görünmez, sihirli hatta kutsal bir elin durmadan yön verip sürekli olarak optimize ettiği bir piyasa fiyatlandırmasından bahsetmez.
Smith’in piyasası steril bir denge değil; aktörlerin oyunun kurallarını değiştirmeye çalıştığı ve ‘karanlıkta körlemesine yol aradığı’ (blind groping in the dark) kaotik bir süreçtir; dolayısıyla Smith’i anlamak, ‘görünmez el’ mitinin gölgesinden kurtulmakla mümkündür.
Sonuç
Adam Smith’in “bireyler” üzerinden yaptığı çıkarımlar bir kartopu gibi yuvarlanarak ekonomi 101 derslerinde tahtaya çizilen tam rekabetçi piyasanın (perfectly competitive market) eksi ve artı 45 derecelik arz ve talep eğrilerine dönüşmüştür. Bu soyutlamanın varsaydığı şey sınırsız üretici ve sınırsız tüketiciye dayanır. Ve aralarındaki dengeyi o görünmez el sağlar. Evet, Adam Smith bu kadar ahmakça bir teori geliştirmemişti ama buna giden yolun taşlarını döşemişti.
Neo-liberal ahmaklar görünmez el teorisiyle piyasa saldırganlığını en radikal ve safsatalı halini savunsa da Adam Smith’te çok daha zeki ve sistematik şekilde bunların kökünün bulunduğunu reddedemeyiz.
Piyasada her şeyi dengeleyen şefkatli ve ilahi bir el yoktur; kâr hırsıyla hareket eden sermayenin yarattığı kaos ve bu kaosun kaçınılmaz sonucu olan yıkım vardır. Zira Adam Smith’in daha erken çağını (tüccar kapitalizmi) yoğun olarak yaşadığı döneme kıyasla sanayi devrimiyle ve ardından finansal sermayenin gelişimiyle ayakları üzerine oturan kapitalizmde, toplumsal üretime, kaynakların dağılımına ve paraya iradi (ve çoğunlukla irrasyonel olarak) yön veren sermaye sınıfının kendisidir. Sermayenin maksimize etmeye çalıştığı tek şey kârıdır. Bunu sağlayacak şey neyse ideologlar dümeni oraya kırarlar. Bu bazen “bırakınız yapsınlar”dır bazen fiyat kontrolü getirilmesidir, bazen gümrük duvarlarının inşa edilmesidir.
Sermaye sınıfı, işler yolundayken bu elin dokunulmaz kutsallığını öne atar. Ancak işler sarpa sardığında o el “görünmezlik” vasfını yitirir. Kriz anlarında o el; fabrikaları kapatan, sosyal hakları budayan, bankaları kurtarmak için hazineye uzanan ve hak arayan işçinin karşısına dikilen kolluk gücüne dönüşen sermayenin demir yumruğudur.
Dolayısıyla, karşımızdaki “bilimsel bir piyasa mekanizması” değil; sermayenin anarşisini gizlemek için uydurulmuş, son kullanma tarihi çoktan geçmiş bir burjuva mitidir. O eli görünür kılmak, sistemin üzerindeki örtüyü kaldırmaktır. Bizim meselemiz hayaletlerle değil, o yumruğu sıkan bilekledir.
Kaynakça
Smith, Adam. The Theory of Moral Sentiments. Editör Sálvio Marcelo Soares, 6th ed., MetaLibri, 2005.
Smith, Adam. Ulusların Zenginliği. Çeviren M. Tanju Akad, Cilt II, 5. baskı, Alan Yayıncılık, 2017.
Kennedy, Gavin. “Adam Smith and the Invisible Hand: From Metaphor to Myth”. Econ Journal Watch, vol. 6, no. 2, May 2009, pp. 239-263.
Rothschild, Emma. “Adam Smith and the Invisible Hand”. The American Economic Review, vol. 84, no. 2, May 1994, pp. 319-322.













