
Dünya Nereye? – Güneş Gümüş
Trump’ın ABD Başkanlık koltuğuna oturmasının üstünden üç ay bile geçmeden dünyanın dengeleri şaştı.
Soğuk Savaş döneminden beri devam eden uluslararası kurulu düzen zaten çokça hasar almıştı, Trump ise ondan toptan kurtulma peşinde. Batı Bloku çatırdıyor. Eski dostların arası açılırken yeni ittifaklar gündemde.
Bu hızlı değişimi Trump’ın eseri olarak görenler olabilir. Böyle bir değerlendirme eksik kalacaktır. ABD emperyalizminin krizine bir çözüm üretme gereği olarak Trump’a böyle bir politika izleme imkanı veriliyor. ABD egemen sınıfı bütün olarak Trump’ın arkasında olmasa da egemen sınıf içinde destekçisi az değil.
ABD hala emperyalist hiyerarşinin tepesinde; küresel askeri ve politik hegemonyanın başat sahibi. Ama ekonomik olarak bu gücü destekleme kapasitesi Çin karşısında geriliyor. Ve bu gerileme sürdükçe emperyalizm ağa babası olarak konumu da sarsılacak. Obama döneminden beri ABD, Çin’i çevreleyerek gelişimini engellemeyi hedefliyor. Trump döneminde de bu strateji devam ediyor sadece uygulama yöntemi değişiyor.
Çin, 2008 krizinden sonra dünya sanayi üretiminin ve dünya ticaretinin liderliğine yükselmişti. Ancak Çin’in artan üretim kapasitesi uzun yıllar boyunca uluslararası firmaların atölyesi gibi değerlendirilerek önemsenmedi. Oysa ki Çin sadece montaj yapmadığını üretimdeki ilerleyişini teknolojik gelişmeyle birleştirdiğini gösterdi. Kuantum bilgisayarları, uydu teknolojisi, elektrikli araçlar, yapay zeka gibi birçok alanda öne çıkmış bir Çin var dünyanın karşısında. 2010’larda başlayan Bir Kuşak Bir Yol projesiyle küresel hegemonyasını genişleten Çin artık küresel bir güç olarak gerekli gördüğünde diş de göstermekten eksik durmuyor. Çin Dışişleri Bakanlığı, Trump’ın Çin’den gelen ürünlere uygulanacak gümrük vergilerinin artışına tepki olarak şöyle bir açıklama yapabiliyor: “ABD’nin istediği savaşsa, ister gümrük savaşı olsun, ister ticaret savaşı, isterse başka bir savaş olsun, sonuna kadar savaşmaya hazırız.” Elbette bunlar şimdilik sadece söz; Çin de askeri gücü sınırlıyken bir savaşa girme meraklısı olmayacaktır.
ABD yumuşak güçle çok yol alamadığı için elindeki sertleşme kozunu oyuna sürmüş durumda. ABD’nin hegemonya bölgesinde Çin’in ticaretini azaltmak, Dolar’ın rezerv para olarak etkisini korumak, ABD’nin ekonomik gücünü artırmak için zayıf ülkeler üzerinde basınç yaratarak (Grönland’ı satın alma, Ukrayna’nın nadir element madenlerine çökme gibi) kazanç elde etmek için Trump’ın tekinsiz zorbalığına ihtiyaç var. Bu zorbalık Zelensky’nin kameralar önünde azarlanması ve maden anlaşmasını her koşulda kabule hazır edilmesi biçimini alacak kadar ileri gidebiliyor. Trump’ın verdiği korku zayıf ülkelerde ABD ile ters düşmekten çekinme eğilimlerini güçlendiriyor. Ancak bu zorbalıktan sadece düşmanlar değil eski dostlar da payını alıyor. Avrupa ülkeleri şimdiden Trump tarafından bir kenara atılmış durumda. Musk, Polonya Dışişleri Bakanına “sessiz ol küçük adam” diye çıkışıyor. Trump, İngiltere başbakanını “kendi başına Rusya’yı yenebilir misin?” diye sıkıştırıyor. Trump’ın Batı Bloku’na yüz çevirmesi Avrupa’yı kendi başına bir güç olmak ya da iyice etkisizleştirmek üzere zorluyor. Avrupa’nın büyük devletlerinin askeri harcamalarının arttığı bir dönem olacak önümüzdeki süreç.
ABD’nin başındaki Trump kabadayılıkla uluslararası siyasetini sürüklerken dünyada milliyetçiliği, içe kapanmacılığı ve otoriter rejimleri de güçlendiriyor. Ancak işler her zaman planladığı gibi gitmeyebilir. Örneğin Batı Blokunun parçalanması ABD’nin uzun dönemli çıkarlarına yaramayabilir ve ABD’nin uluslararası gücünü daha fazla zayıflatabilir. Ya da ABD’nin gümrük vergilerini artırması halkın yaşam maliyetlerini yükselterek Batı’da toplumsal mücadeleleri tetikleyen bir etki yaratabilir. Gelecek sürprizlere gebe. Türbülansa girmiş dünyada örgütlü olarak egemen sınıfların artan zorbalığına karşı dirayetli durmak ve yükselebilicek toplumsal mücadelelere hazır olmak şart.