1 Mayıs ve DİSK – Engin Kara

1 Mayıs ve DİSK – Engin Kara

DİSK, “1 Mayıs’ta Taksim’deyiz” dese de görünen o ki sahici bir mücadele örgütlemek yerine sendika yöneticileriyle sınırlanan işlerle günü geçirecek. Adı gereği sınıf mücadelesini örgütlemesi beklenen DİSK yönetimi, bunun yerine kendi görüntüsünü kurtarmak için 1 Mayıs’ı kullanıyor. DİSK’in 1 Mayıs’ta Taksim’deyiz tercihi adeta bir reklam kampanyası gibi.  Duyan da “DİSK ne kadar farklı ne kadar da mücadeleci bir sendika” diyecek. Oysa DİSK yönetiminin işçileri örgütlemek ya da sınıf mücadelesinde fark yaratmak gibi bir derdi zaten yok. İşte 1 Mayıs’lar DİSK yönetimi için görüntüyü kurtarmak adına çok güzel bir araç konumuna indirgenmiş durumda. DİSK 1 Mayıs’a bir kampanya ile mi girecek ya da sendikal bürokrasi dışında alana kimi taşıyacak? DİSK bir konfederasyon olarak sahici bir mücadeleyi en son ne zaman vermiş?

Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs alanı olarak elde edilmesi mücadelesi elbette anlamlıdır. Bu 1 Mayıs’ta bu anlamın karşılığını bulması için elimizden geleni yapacağız. Ama bu mücadelenin birtakım göz boyamalara indirgenmesi karşısında da sessiz kalamayız. 

Taksim Tartışması

Nisan ayının ilk haftasında DİSK ve KESK cephesinden “1 Mayıs’ta Taksim’deyiz” açıklamaları geldi. Bu çıkışlarda seçim sonuçlarının etkisi tartışmasızdı. Her sene laf olsun diye yapılan açıklamalardan farklı olarak bu kez başka yer seçeneği masada değildi. Ancak Taksim iddiasının altı doldurulabildi mi ya da doldurulabilecek mi?

Önceki yıllarda da çokça söyledik, Taksim Meydanı emek hareketi ve 1 Mayıs için önemli; ancak tartışmayı yer meselesine indirgemek, işçi sınıfının taleplerinin gölgelenmesine yol açtığı ölçüde mücadeleye faydadan çok zarar veriyor. Bu birinci nokta. İkincisi ise elbette Taksim’i bir mücadele alanı geri kazanmak isteriz; ancak bu iddiayı altını doldurmadan dillendirmek de Taksim’i kazanma mücadelesine artı değil eksi yazıyor.

Elbette bir politik motivasyon varken, Taksim mücadelesini gündeme yeniden almak mümkün ancak nasıl?

1 Mayıs’ı Örgütlemek

1 Mayıs için nerede olacağımızdan bağımsız olarak ama aynı zamanda Taksim mücadelesi bakımından da en önemli mesele 1 Mayıs’ı emek hareketinin yönetici yani bürokrat katmanlarının gündemi olmaktan öteye geçirip yeniden emekçi kitlelerle buluşturabilmek.

“Yahu bunu biz de isteriz ama yapabilsek yapardık zaten” ya da “kitleler buna hazır mı bakalım” türünden içi boş laflar edilmeyecekse, emekçi kitleleri nasıl 1 Mayıs meydanlarına çekebileceğimize odaklanalım.

Örneğin DİSK, şimdiden bir açıklamayla hangi şehirde hangi saatte nerede toplanacaklarını ilan edip işyerlerinde, emekçi mahallelerinde, ulaşım noktalarında vb. duyurular yapsa; DİSK’e bağlı sendikalar örgütlü oldukları işyerlerinde taleplerini belirleyip bunlar için kenetlenme çağrısı yapıp 1 Mayıs’ı örgütlese, her defasında bürokratik amaçlar için bağ kurulan muhalefetin elindeki Belediyelerin kapısı, bu kez kaynakların 1 Mayıs günü emekçi halk için seferber edilmesi talebiyle çalınsa… Bu durumda sadece sendika üyesi on binlerce işçi değil, yüzü mücadeleye dönük yüz binlerce örgütsüz işçi ve emekçi de 1 Mayıs’a gelecektir.

Elbette 1 Mayıs’ı örgütlerken, emektar çalışmaların yanında bu çalışmalarda ne söylediğinizin etkileri de bir o kadar belirleyici. Bugünkü koşullarda asgari ücrete ve bütün maaşlara ara zam ve her ay enflasyon zammı, emeklilere en az asgari ücret, emeklilik koşullarında adalet, kredi kartı borçlarının silinmesi, işten atmaların yasaklanması, kıdem tazminatının savunulması gibi can alıcı başlıkları ve talepleri yükseltmeden geniş emekçi kesimler üzerinde etki sağlamak mümkün olmayacaktır.

Ne var ki DİSK, “1 Mayıs’ta Taksim’deyiz” dese de görünen o ki sahici bir mücadele örgütlemek yerine sendika yöneticileriyle sınırlanan işlerle günü geçirecek. Adı gereği sınıf mücadelesini örgütlemesi beklenen DİSK yönetimi, bunun yerine 1 Mayıs’ı ve Taksim çağrısın bile sırf kendi karizmalarını kurtarmak için kullandıkları bir sıradanlığa dönüştürerek emek hareketine zarar veriyor.

Partimiz SEP ve partili yoldaşlarımızın öncülük ettiği ya da mücadele neferi olduğu sendikalardaki güçlerimiz hem taleplerimizin yükseltilmesi hem de 1 Mayıs’ın enerjik şekilde örgütlenmesi konusunda seferber olmaya başladı. Ancak isteriz ki bu konuda harekete geçmeye hazır başka güçler de olsun ve beraber yürüyelim.

Aynı Tuzağa Çeken İki Zıt Eğilime Dikkat!

Birincisi, sendika bürokrasisinin dostlar alışverişte görsün mantığı. 1 Mayıs için Taksim’i işaret etmek, 1 Mayıs mitingi örgütlemek uğraşından kurtulmak olarak görülürse, 1 Mayıs günü olabilecek en sembolik işlerle rezil edilirse, kısacası mücadeleden kaçılırsa bunun hiçbir anlamı olmayacak; yapılanlar mevcut emek hareketini zayıflatmaktan başka birşeye yaramayacaktır. Aynı şey, diğer şehirlerdeki 1 Mayısların sembolik işlerle geçirilmesi durumunda da yaşanacaktır.

Diğer tuzak ise, sendikaların sembolik işler pasifizmiyle öne sürdüğü Taksim teklifine balıklama atlayan, bunu bir radikallik göstergesi olarak mutlaklaştıran ve çoğu durumda sınıf perspektifiyle çok az alakası olan diğer çizgi. İşçi kitlelerini 1 Mayıs alanına ne ölçüde çekebileceğiz sorusunu sormadan, çok sınırlı güçlerle alanları zorlamanın sınıf mücadelesine olan etkisini hesaplamadan alan tartışmak işçi sınıfının gündemini ve taleplerini perdelediği ölçüde harekete aynı zayıflığı dayatmaktan başka sonuç yaratamaz.

Eleştirdiğimiz bütün bu savsaklamalara ve yetersizliklere karşın bu 1 Mayıs’ta Taksim için bütün gücümüzle mücadele edeceğiz. Kitlesel mücadelenin ve kararlılığın gücünü Van halkı son yerel seçim sonrası gösterdi. İhtiyacımız olan şey budur: Kararlı ve kitlesel bir emekçi kitlesini sokağa indirebilmeliyiz. Bunu da ancak işçi sınıfının somut talepleri etrafında gerçek mücadelelerle ilmek ilmek örgütleyebiliriz. 1 Mayıs’ları örgütlemeyi, kararlı ve kitlesel bir işçi katılımını hedeflemeliyiz. Bu durumda görev, AKP iktidarının hem özgürlüklerimize yönelik gaspını yırtıp atmak hem de işçi sınıfının ekonomik ve politik taleplerini güçlü şekilde ifade ederek bunlar etrafında bir mücadele örgütlemek olmalıdır. Gördük ki bu ülke ya da bu halk değişmez, dönüşmez değil. Yeter ki verili tıkanıklıkların karşısında yolu açacak bir mücadele programı sunulsun.

Share This