/ Ekonomi / Yaklaşan Ekonomik Kriz ve Anlattıkları -V. U. Arslan

Yaklaşan Ekonomik Kriz ve Anlattıkları -V. U. Arslan

on 14 Haziran 2018 - 13:19 Kategori: Ekonomi, V. U. Arslan, Yazarlar

Bu ülkede sosyalistlere ekmek çıkmaz diyenlere aldırış etmeyin. Bakmayın siyaset arenasını düzen partilerinin işgal etmesine. Bu durumun emekçi halk ile alakası yok. Şu ya da bu gerekçeler gündeme getirilebilir ama kabahatin çoğu sosyalist hareketin geleneksel aktörlerinde. Koyarsanız alternatifi insanların önüne, işlerin rengi değişir. Yok, bunu beceremezseniz hayat boşluk tanıyacak değildir. Neticede burjuva politikasının baskın gelmesinde ve emekçilerin şu ya da bu yana dağılmasında eksantrik bir durum yok. 

Ülke kimlik-kültür kamplaşmasına doydu, bu yüzden muhalefet partileri RTE’nin işine gelen bu kutuplaşmadan çıkmak için “kapsayıcı” olmaya çalışıyor. Partiler ve adaylar herkese boncuk dağıtmanın derdinde. Adeta kim daha popülist yarışması var.

Gelgelelim, sınıf eksenli politika bir köşede altın gibi parıldıyor. Tabii ki çatışmacı sınıfsal politikalar burjuva ve küçük burjuva siyasetin harcı değil. Ama şu seçim ortamında vurucu olmaya çalışan Saadet Partisi’nin sınıfsal çelişkilerden dem vuran videosunun sadece twitter’dan yüz binlerce kez izlenmesi potansiyeli ortaya koyuyor. Milli Görüş geleneği sol söylemin ekmeğini geçmişte çok yedi, hatta RTE kariyerinde buna çok ama çok şey borçludur. Devrimci sosyalistler sahada olmayınca meydan boş kalıyor. Devrimci sosyalistlerin yükselişi Milli Görüş’ün yeri geldiğinde kullandığı sol popülizme benzemez. Sosyalistlerin sadece seçim zamanlarında değil, işyerlerinde, mahallelerde, sokakta emekçilerle ve gençlikle buluşması ne cüretkar bir durum yaratacaktır. Mesele bunu hazırlamakta. 

Gümbür Gümbür Gelen Kriz

Gümbür gümbür gelen büyük bir kriz, emekçilerin dünyasına büyük bir meteor gibi çarpmaya doğru yol alıyor. Kaçış yok, iç ve dış ekonomik dinamikler katılaşmış. Onca şişirilmiş tüketim harcamalarına, hormonlu büyümeye, borca batağa rağmen Türkiye’de emekçi sınıfların durumu zaten iyi değildi. Şimdi uzun sürecek bir ekonomik kriz üstümüze üstümüze geliyor. Kapitalistlerin bir bölümü paralarını yurtdışına kaçırmaya başladı bile. Enflasyon coşacak, faizler coşacak, iflaslar coşacak, bütçe açıkları coşacak, işsizlik coşacak… RTE’nin tüm zamanların en büyük seçim gaflarından biri olan  kıraathane vaadi belki de bedava çay ve kekle patlama yapacak işsizler ordusunu evden dışarı çıkarmaya yöneliktir. Kim bilir? Neticede şurası kesin: İşsizler ağlayacak, esnaf ağlayacak, köylü ağlayacak, işçiler ağlayacak, analar-babalar ağlayacak!! 

Bu tablo öyle kolay da atlatılamayacak. Sonra gelsin IMF kapıları, stand-by anlaşmaları… Krizin faturasını kim ödeyecek? Emekçi sınıflarla kapitalistler arasında gerilim ister istemez şiddetlenecek. Meselenin 2001’deki gibi emekçilerin tevekkül getirip boyun eğmesiyle sonuçlanacağını beklememek gerekir. Evvela yeni kuşak gençliğin hayattan beklentileri yüksek. Üstelik bu beklentiler hep şişirildi. Halihazırdaki durum bile yeterli görünmüyorken hayat standartlarındaki dramatik düşüşlerin bir yansıması elbette ki olacaktır. Beklendiği gibi RTE başta kalırsa bu sınıfsal tepki genel AKP karşıtlığı ile birleşecektir. Tabii bu durumda AKP diktasının elde sopa hazır bekleyeceğini unutmamalıyız. Yok, RTE giderse bu sefer korku bariyerleri yıkılacağından sokağa güven gelecektir.

Neticede sosyalistler olarak biz bu zorlu sürece hazır mıyız? Soru budur. 

Dünya çapında kapitalistlerin gelişmekte olan ülkeler (GOÜ) dediği az gelişmiş kapitalist ülkeler ile gelişmiş kapitalist ülkeler arasındaki makasın açıldığı bir evredeyiz. Yani Türkiye, Arjantin, Endonezya gibi ülkelerin üretebildikleri düşük teknolojili metalar ya da sattıkları hammaddelerle gelişmiş ülkelerle rekabet edemeyeceğidir. Yani bu tarihsel eğilim Türkiye’deki kapitalizmin çıkmazıdır. AKP döneminde yapısal dönüşüm, teknolojik sıçrama ve eğitim atağı için elverişli olan fırsatlar ve gerekli zaman toprağa gömülmüştür. Türkiye’deki kapitalistler kestirme yoldan devlet kaynaklarıyla yağ bağlayarak büyümeyi adet edindikleri için bırakın bu gidişi değiştirmeyi ballı böreklerle daha da yağlanmaya bakmışlardır. Sonuç olarak Türkiye daha uzun yıllar dar gelirli bir ülke olmayı garantileniştir. Üstelik bu daha iyi günlerimiz. 

Türkiye’de kapitalizm emekçi ve devrimci düşmanlığını sürdürdükçe siyasal İslam’a iktidar yolları açılmıştır. FETÖ ve AKP uluslalararası işbirlikçilerinin de sayesinde çürük çarık burjuva cumhuriyeti bir kabile devleti haline getirmeyi başarmıştır. Sonuçta sistem tel tel dökülmektedir ve bizler kapitalizmin alternatifi olarak sosyalizmi ve devrimi gündeme getirmeyi başarmalıyız.

 

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı