/ Engin Kara / Troçki’yi Hatırlamak – Engin Kara

Troçki’yi Hatırlamak – Engin Kara

on 21 Ağustos 2018 - 10:52 Kategori: Engin Kara, Yazarlar

Troçki’nin katledilmesinin üzerinden 78 yıl, mimarlarından biri olduğu Ekim Devrimi’nin üzerinden 100 yıl geçti. Sanki “içinde bulunduğumuz çağa ait olmayan hikâyeler”. “Eskide kalmış, eskimiş, kullanım tarihleri dolmuş”… Ortalık böylesi iddialardan geçilmiyor. Oysa Ekim Devrimi ve onun liderlerine yönelik nefret ve kin bitmiş değil.

(I)

Günümüz Egemen Sınıflarının Kini

Marks ve Engels, birlikte kaleme aldıkları Komünist Manifesto’nun girişinde soruyorlar: “İktidardaki rakiplerince çığlık çığlığa komünist diye saldırılmayan hiçbir muhalefet partisi var mı?”. Bu sorunun bir benzerini bugün Troçkizm için soramaz mıyız? Britanya İşçi Partisi’nde esen rüzgârların Troçkizm “suçlaması” ile karşılaşmasından eski başbakan Davutoğlu’nun “Marksist-Leninist-Troçkist PKK” tanımına kadar farklı düzeylerde Troçkizm “suçlamaları”… Bir dönem sosyal medyada bolca dönen bir köşe yazısı “bu dehşetli Yahudi” diye tariflediği Troçki’nin fikirleri ile onun Büyükada’ya sürgün edildiği “tarihlerde Türkiye’de hükümfermâ olan Kemalizm” arasında “itikadî (inançsal) anlamda herhangi bir zıtlaşma” görünmediğini bile ileri sürmüştü. (M. Latif Salihoğlu, yeniasya.com, 25/07/2018)

Ekim Devrimi’nin 100. yıldönümünde Putin’in devlet televizyonu tarafından televizyonda yayımlanan sekiz bölümlük “Troçki” dizisi, sömürücü sınıfların Troçki’yi hâlâ nasıl kin ve nefretle andığını gösteriyor. Dizi boyunca “dehşetli Yahudi” Troçki karanlık, kana susamış bir figür olarak tasvir ediliyor. Dizide Lenin de karalamalardan payını alıyor; adeta deli, ne yapacağı belli olmayan, burnu havada, diktatör bir Lenin tasviri var. Dizinin bütün sahnelerinde Troçki’nin üzerinden devrime, işçi sınıfına, Yahudi kimliğine saldırılıyor. Varsa yoksa yalan, karalama… (Tanıdık geldi mi?)

Ölümünün üzerinden üççeyrek yüzyıl geçmiş olsa da Troçki ismi bugün hala egemenler tarafından karalanması gereken, siyasi düşmanlarını sıkıştırırken kullanılabilecek bir nitelik taşıyor. Troçki’nin dünya devrimi mücadelesini bıraktığı siyasi mirası göz önüne alınınca, başka türlü olması da beklenemezdi.

Günümüzde Stalinizm ve Troçki’nin Hayaleti

Egemen sınıf gibi resmi Stalinist okulun sadık torunlarının da Troçki nefreti ve korkusu geçmiş değil. Ayrışmadan evvelki TKP’nin (bugünkü Okuyan tayfası) elinde olan Yazılama yayınevinden 2012’de basılan bir çeviri kitap: “Stalin ve Demokrasi, Trotskiy ve Naziler”. Grover Furr imzalı kitap, Stalinist karşı-devrimci terörün önemli dönemeçlerinden biri olan 36 Moskova Mahkemeleri’ndeki düzmece ifadeler dışında hiçbir somut argüman ileri süremiyor.1 Varsa yoksa yalan, karalama… (Tanıdık geldi mi?).

Diğer bir olasılık başını kuma gömme. “Troçki mi? O da kim? Ne gerek var yüzyıl öncesinin tartışmalarına dönmeye? Bu tartışmalar geçmişte kaldı, önümüze bakalım…”

Stalinist gelenekten gelenler arasındaki bir eğilimden daha bahsetmek lazım. Stalinizm’in artık vaat edecek pek de bir şeyinin kalmadığının farkında olup, hatta kimi düzeylerde Troçki’yi ya da onun söylediklerini utangaçça da olsa olumlayıp, tüm bunlara rağmen meseleyi arkasından dolanma ya da bayatlamış hikâyeleri ısıtıp ısıtıp öne sürme. Ertuğrul Kürkçü ve Metin Çulhaoğlu bu şekilde davrandığını söyleyebileceğimiz iki isim. Kürkçü 27 Ekim 2017 tarihli Gazete Duvar’dan İrfan Aktan’a verdiği röportajda mesela tek ülkede sosyalizm fikrini Lenin’den sapma olarak görüyor. Ya da Çulhaoğlu 13 Eylül 2014 tarihli İleri Haber köşesinde utangaç bir şekilde “eşitsiz ve bileşik gelişim yasası” ile “sürekli devrim”in güncelliğini hatırlatmak zorunda hissediyor. Ama gelgelelim ikisi de geçmişlerinden beslenen konumlarını tartışmaya açmamak için meseleyi derinleştirmeye yanaşmıyor.

21. Yüzyılda Troçki’nin Güncelliği

Sınıf mücadelesinin sona erdiği iddialarına rağmen içerisinde bulunduğumuz yıllar, her defasında bir kez daha sınıf mücadelesinin güncelliğini kanıtlıyor. İşçi sınıfı yaşıyor, hatta büyüyor ve artık toplumların tartışmasız çoğunluğu haline gelmiş durumda.

İşçi sınıfının sosyalizm mücadelesinin en tutarlı programı Marksizm de sınıf mücadelesiyle birlikte güncelliğini koruyor, önemini hatırlatıyor. Burjuva ideologlar bile dönüp Marks’a bakmak için sıraya giriyor.

Dünya devrimi de hiç öyle düşlerde olacak bir şey değil. Daha geçtiğimiz yıllarda basit toplumsal hareketlerin bile dünya çapında nasıl muazzam etkileşimler doğurduğunu deneyimledik. Sınıf mücadelesinin enternasyonalist olması, tercih değil zorunluluk.

Hal böyleyken, 20. yüzyılda bürokratik aygıtın iktidarını “sosyalizm” diye yutturan, toplumlara ekonomik ve politik baskıdan başka bir şey sunmamış olan Stalinizm, bugünkü kuşaklara hiçbir motivasyon sağlayamıyor. Eğer yüzyılımızda sosyalizm bayrağı yükselecekse, Marks ve Engels’in, Lenin ve Troçki’nin silüetleri bir bütün olarak o bayrağa işlenmek zorundadır.

20. yüzyıldaki pek çok devrimci süreçte sayısız politik tartışma yürüten ve bugün karşı karşıya olduğumuz çokça politik sorun için kullanışlı olacak şekilde bunları bize miras bırakan Troçki’yi ölüm yıldönümünde bir kez daha hatırlamak, hatırlatmak 21. yüzyılda sosyalizm iddiasının ödevidir.

(II)

Ekim Devrimi ve Troçki

Troçki, Çarlık Rusya’sı topraklarında gerçekleşen muazzam bir işçi hareketinin ve 1917 Ekim Devrimi’nin önde gelen iki liderinden biri.

Yüzyılın başında yolları ayrı düşse de devrimin yakıcı görevleri karşısında hiç duraksamaksızın kesişmiştir Lenin ile Troçki’nin yolları. 1917’nin baharında ikisinin dilinde de “iktidarın Sovyetler tarafından ele geçirilmesi” sloganı vardır.

1917’nin eski Rus takviminin Ekim, bizim takvimin Kasım ayında Lenin ve Troçki, ayaklanmanın hazırlıklarını ve idaresini birlikte üstlenirler. Lenin’in gizlenmek durumunda olmasından ileri gelen bütün boşlukları, Troçki doldurur. O kadar ki devrimin ardından kurulan ilk işçi sınıfı hükümetleri, kitlelerin dilinde Lenin-Troçki hükümeti diye anılacaktır.

Söz konusu devrimin görevleri olunca aralarındaki güven ilişkisi, başka bir dostlukta sağlanamayacak türdendir. Parti toplantısı oturumlarında bakışmayla anlaşabilen, birbirlerine açık imzalı emir kağıtları verecek kadar güvenen iki liderdir söz konusu olan.

Devrimin ardından da iki dev, ısrarla aynı rotayı yürüyeceklerdir. Çokça konuda ayrı düşseler de, en şiddetli tartışmalarda karşı karşıya kalsalar da hepsini devrimci kararlılığın ve entelektüel dürüstlüğün parlak örnekleriyle çözerler. Troçki bu süreçte başta iç savaşın, Kızıl Ordu’nun inşasının, işçi iktidarının pek çok önemli görevinin, Komintern’in inşasının da en önemli liderlerinden biri olur.

Ve nihayet, Lenin siyasi yaşamının sonlarına geldiğinin bilincinde olarak Troçki’yi son bir kavgaya daha davet eder: bürokrasiye karşı savaş. Ne var ki Lenin’in ömrü bu savaşı yürütmeye yetmeyecektir.

Lenin’in ölümüyle partide baş gösteren bürokratik enfeksiyona karşı mücadele görevi Troçki’nin omuzlarına yüklenir. 19. yüzyılın ortalarında dalgalanmaya başlayan bilimsel sosyalizmin bayrağını yükseltme görevi artık Troçki’dedir.

Stalinist Karşı Devrim ve Troçki                                                                                                  

İç savaşta işçi demokrasisinin altı oyulmuş, proletarya fiziken atomize olmuş, parti ve devlet mekanizması içinde baş gösteren bürokrasi gitgide yönetimin iplerini elinde toplamaya başlamıştır. Bu sorun bir anda ortaya çıkmaz. Kaynağı iç savaş dönemine dayanır. Nitekim Lenin de siyasi yaşamının son kısmında bürokrasiye karşı alarm zillerini çalmıştır.

Lenin’in ölümüyle işler sadece daha da kötüleşir. Stalin adım adım tek adam olmaya doğru ilerler. Stalin’e bu pozisyonu sağlayan ise sırtını dayadığı bürokratik mekanizmadır. Devrimci işçi sınıfı hareketinin hızına yetişemeyenler, tek tek Stalin’in etrafında kümelenir.

Parti ve devlet kadrolarında başlayan bürokratikleşme, ayrı toplumsal çıkarlara sahip bir katman yaratır; bu katman bürokratikleşmeyi katmerler. Özne ve koşullar, karşılıklı olarak birbirini besler. Sürecin sonu, katmanın kendisini ayrı bir sınıf olarak örgütlemesine ve (yozlaşmış/bürokratikleşmiş de olsa) işçi iktidarının kalıntılarını tasfiye ederek kendi iktidarını kurmasına varır. Dünyanın (kısa ve sınırlı Paris Komünü – 1871 dışındaki) ilk işçi iktidarı, kendi sömürü mekanizmasını devlet kapitalizmi biçiminde kuran bürokrasi elinde can verir.

Bu süreç elbette sancısız yaşanmaz. İktidarı ele almak kudretini göstermiş olan Sovyet proletaryası ve onun yeni lideri Troçki ve taraftarları, Stalinist karşı-devrime direnir. Partinin yeni liderliğinin bütün parti ilkelerini çiğnemesine ve iktidarın işçi sınıfına dayanan bütün özelliklerini yok etmesine rağmen Troçki ve taraftarları kendilerine “Bolşevik-Leninizm”i bayrak edinir. Bolşevik-Leninist kuşak Uluslararası Sol Muhalefet’i ve ardından Dördüncü Enternasyonal’i inşa edecektir.

Artık devrimi gerçekleştiren parti kuşağının önemli bir çoğunluğu Muhalefet saflarındadır. Önce fiili engellemelere maruz kalırlar, ardından illegal çalışma koşullarını itilirler. Tasfiyeler başlar ve süreç gitgide daha kanlı bir hal alır. İşçi iktidarı ile birlikte bir devrimci kuşak da bürokrasinin iktidarı elinde can verir. Troçki ve Muhalefet, bütün bu süreçte devrimin ve kazanımlarının savunulmasından bir an vazgeçmezler.

Dünya Devrimi ve Troçki

Stalinist karşı-devrim sadece SSCB ile sınırlı kalmaz. Dünya devriminin partisi olan Komintern de zapt edilir. Menşevizme ve uzlaşmacılığa dair ne varsa hortlatılır ve dünya komünist partilerine dayatılır. Eskinin Ekim Devrimi tarafından mahkûm edilen sapmalarını güncellemek yetmez, iyice ileri gidilir ve “tek ülkede sosyalizm” hikâyesi uydurulur (Troçki bu hikayenin, Stalinist aygıtın, devrimci Marksizmi savunan muhalefete karşı elinde argüman bulunsun diye icat edildiğini vurgulamıştır.). Neticede dünya devrimi reddedilir. Hem de öyle “olmadı yahu” gibisinden değil. Stalinist aygıt basbayağı dünya devriminden korkmaktadır ve onu engellemek için ihanetten ihanete koşar. Aygıta bu motivasyonu sağlayan da mezarından çıkartılan bir diğer hortlaktır: Rus milliyetçiliği.

Troçki ve Troçkizm, SSCB’de bürokrasinin iktidarına karşı işçi iktidarını savunmanın yanında, dünya devrimi programını da kendisinden sonraki kuşaklara miras bırakacak şekilde savunmak zorunda kalmış ve savunmuştur. SSCB’deki işçi iktidarının tasfiyesinin ardından Komünist (Üçüncü) Enternasyonal’in de tasfiyesine Troçki’nin cevabı Dördüncü Enternasyonal olmuştur.

Troçki’nin dünya devrimi çabaları örgütsel ve ideolojik çalışmalarla sınırlı da değildir. Hem kapitalist düzen hem de Stalinizm tarafından önüne çekilen her türlü baskı, sansür ve envai çeşit engellemeye rağmen, Çin Devrimi’nden Alman Devrimi’ne, İspanya’dan Fransa’ya nerede devrimci bir sınıf hareketi varsa Troçki’nin bütün zihni ve enerjisi oraya adanır. Arkasında sayısız politik ürün bırakır.

(III)

Troçki’nin Mirası

21 Ağustos 1940 tarihinde Meksika’da Stalin’in ajanı tarafından katledildiğinde Troçki, geride kalanlara, bir ömre sığmasına şaşılacak denli muazzam bir miras bırakmıştır: Başarılı bir ayaklanmanın lideri, ilk işçi iktidarının kurucularından biri, ilk işçi ordusunun mimarı, o iktidar bürokrasi elinde can çekişirken onun sarsılmaz sözcüsü, liderlerinden olduğu devrimin tarihçisi, faşizme karşı mücadelenin en net ve tutarlı teorisyeni, Marksizm’in 20. yüzyıl (sürekli devrim) programcısı, Avrupa ve dünya devrimlerinin yorulmak bilmeyen politikacısı, Enternasyonal’in inşa ustası, “gündelik hayatın sorunları” diye sınıflandırabileceğimiz sayısız konunun devrimci sanatçısı…

Stalinist karşı-devrimi durduramaması Troçki’nin başarısızlığı değil miydi? Kuşkusuz hayır. “Hayatım” adlı eserinde belirttiği üzere Lenin ve Troçki gibi devrimcileri öne çıkaran, her zaman işçi sınıfının devrimci mücadelesi olmuştur. Ne zaman ki işçi sınıfı ileri atılır, Lenin ve Troçki’ler tarihin öne çıkan figürleri olur. Rüzgâr tersine döndüğündeyse, kişisel yetenekler işçi sınıfının yerini dolduramaz. Troçki, her şeye rağmen rüzgâra karşı koşarak Marks ve Engels’le başlayan kavgayı kendinden sonraki kuşaklara devamlılık içinde aktarmayı başarmıştır.

Kızıl Komutan’a Selam Olsun!

 

1: Bu Kadarı da Olmaz Demeyin: Söz Konusu TKP Olunca Oluyor! – Güneş Gümüş (http://sosyalistgundem.com/bu-kadari-da-olmaz-demeyin-soz-konusu-tkp-olunca-oluyor-gunes-gumus/)

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı