/ Gündem / Televizyon ve Reyting Gerçeği – Elif Ceren Altunay

Televizyon ve Reyting Gerçeği – Elif Ceren Altunay

on 2 Aralık 2018 - 16:49 Kategori: Gündem, Sosyalist Dergi

Türkiye, dünyanın en çok televizyon izleyen ülkeleri listesinde birinci sırada. Nitekim ortalamaya bakıldığında kişi başına günlük 330 dakika gibi ciddi bir televizyon izleme dilimi ortaya çıkıyor. Hele ki başka bir eğlence imkanı olmayan milyonlarca emekçi için televizyon günlük hayatta epey önemli bir yer tutuyor. İşe gitmeden sabah haberleriyle başlayan süreç evdeki kadınların gündüz kuşağı programlarıyla, ana haber bülteniyle devam ediyor ve akşamları dizi ile noktalanıyor. Yaşadığımız sistem her şeyi olduğu gibi televizyonu da sermaye için en verimli hale getirme çabasında. Hele ki milyarlara ulaşabilen bu kadar etkili bir aracın politik-ekonomik bir altyapısının olmaması imkansız olurdu. Peki, Türkiye’deki televizyon gerçeği hakkında ne biliyoruz? Bize dayatılan her şeyde olduğu gibi bunda da pek az ayrıntıyı biliyoruz.

Nedir Bu “Reyting”?

Farkında olmasak da hayatımızda yer edinen reyting, “izlenme oranı” demek. Ülkede özel sektörün hızla alanının genişlemesine televizyonun dahil olmasıyla reytingler, ilk defa 1989 yılında, Avrupa’nın büyük bölümünün de reyting ölçümünü yapan AGB Nielsen şirketi tarafından ölçülmeye başladı. 2009’dan itibaren Kantar Medya tarafından yan kuruluşu TNS eliyle gerçekleştiriliyor.

Reytingler “peoplemeter” denen bir cihazla ölçülüyor. Farklı sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerin evlerine bu cihaz yerleştiriliyor. Ailedeki her bireye birer numara veriliyor ve herkes kendi numarasını kumandaya tuşlayarak izliyor. Böylece o programı evde hangi yaş, cinsiyet gurubuna ait bireyin izlediği anlaşılıyor. Bu sayede o evdeki babanın, gencin, çocuğun, kadının neler izlediği ortaya çıkmış oluyor. Sonuçlar kategorilere bölünüyor: A\B, C1, C2, D\E. Bu kategorilerin sınıfsal yapıyla elbette doğrudan ilgisi yok; eğitim durumu, gelir ve tüketim alışkanlıklarına göre ayrışma gerçekleştiriliyor. A\B grubu, sosyoekonomik olarak en üst düzeyi temsil ediyor; tatillerinde yurtdışına giden, en iyi semtlerde oturan ve alım gücü en yüksek olan grup. C grubu orta gelir grubunu temsil ediyor; ortalama bir bankacı, esnaf ya da memur bu grubun içinde değerlendiriliyor. D\E ise marketten bir şeyi satın alırken sadece en ucuzunu alabilen ve ilkokul, ortaokul belki lise mezunu yoksul emekçiyi temsil ediyor.

Reyting Ölçümü Kimin İçin?

Milyon liralar harcanarak diziler çekiliyor, bir sürü insan emek veriyor ve bazen üçüncü bölümde dizi “reytingi düşük” denilerek bitiriliyor. TV sektöründe çalışan her set emekçisinin kabusudur bu. Televizyon programlarında daha fazla reyting alınsın diye yapılan türlü rezillikleri izliyoruz. Reytingin yüksek olması asıl kimi ilgilendiriyor? Tabii ki patronları. Kanalın kazanç kaynağı reklamlar. Türkiye’de 18:00-00:00 arası saatlerde 35 milyon kişi televizyon izliyor. Ürünü milyonlara, hem de tam satın alacak hedef kitleye ulaştırmak için daha güzel bir yol olabilir mi? Eğer kanal daha çok izlenirse, reklam için daha fazla ücret alınır. Yani bir patron bizleri kendi malını satın almaya ikna etmek istiyor, öbür patron da bu reklamı kanalında izleterek kasasını doldurmak. Mesela herkes gençlere hitap edecek programlar yapmak istiyor. Çünkü gençleri yeni bir ürüne ikna edebilme, satın alma alışkanlıklarını değiştirebilme ihtimali daha fazla. Yaşadığımız sistemin her alanında olduğu gibi burada da seçen taraf olduğumuzu sanıyoruz ama yaptığımız sadece patronların kârı doğrultusunda önümüze gelen yemeği yemek.

Reytingin reklam vermek, doğru ürünü doğru tüketiciyle buluşturmak, hedef kitleye ulaşmak yani sermayeye yaramak dışında hiçbir başka amacı yok. İzlediklerimizi biz belirlemiyoruz; “Ben bu programa bolca reklam alırım” diyen bir sermayedarla, “Ben böyle çok izlenen bir programa reklam verirsem malımı iyi satarım.” diyen başka bir sermayedar asıl kararı veriyor. Dizi sürelerinin bir saatlik süreden üç saate kadar çıkmasının asıl sebebi bile bu. Süreyi uzatıp aralarda daha fazla reklam alabilmek.

Gelelim herkesin merak ettiği soruya: Neden eskisi gibi iyi diziler çıkmıyor? Neden TV işlerinin kalitesi düştü? Birçok dinamiğe bağlı olmakla birlikte, reyting sisteminin değişmesiyle göbekten bağlı bir mevzu. Bir süre önce reyting aletlerindeki A\B grubunun oranı oldukça düşürüldü. D\E grubu ise yeni denekler eklenerek arttırıldı. Reytingler artık bu yeni kitlenin beğenisine göre şekilleniyor. Bunun sonucu olarak kanallar da yapımcılardan bu doğrultuda işler istiyor. Altında politik bir sebep olduğu aşikâr; AKP hükümeti kendi tabanının izlediği, televizyonda yayınlanan her şeyi bir anlamda kontrol altına almak da istiyor.

Sektör Nasıl İşliyor?

Bilindiği üzere medya, büyük holdingler için önemli bir prestij kaynağı. Bunun yanında elde edilen kârlar, ortalama bir emekçinin hayal edemeyeceği miktarlarda. Majör bir kanalın prime time (20:00-23.00) arası tek bir reklam arasından kazancı 1-1.5 milyon lira bandında. Bu paranın önemli kısmını dizinin yapımcısıyla paylaşıyorlar. Yapımcı, elindeki paranın yine önemli kısmını başrol oyuncusuna veriyor. Bir başrol oyuncusu oynadığı her bölüm için 20-80 bin TL arası para kazanıyor. Senaristin, yönetmenin dahi kazandığı ücret bu rakamların yanında sönük kalıyor, kaldı ki set emekçileri. Çoğu sinema – televizyon mezunu bir sürü gencecik insan gerçek anlamda ağır koşullarda, bölüm ücreti 500 TL -1000 TL arası değişen ücretlerle ömür tüketiyorlar. Sabah erken saatlerden geceye kadar çalışan figüranlar günde 40-80 TL kazanıyor. Geçtiğimiz yıllarda set kazasında veya uykusuzken araba kullanmak zorunda kaldığı için kaza geçirip ölen genç set emekçisi haberlerine sıkça rastlamıştık. Yapımcı mı? Çoğunlukla sete bile gelmiyor.

Halkın tek eğlencesi sosyal medya ve televizyon olmuş durumda. O kadar ki, maddi imkansızlıklardan tatile dahi gidemeyen milyonlar için diziler, programlar hayattan kaçış alanı olmuş durumda. Üstelik yayındaki işlerin çoğu da emekçiye ekonomik darboğazını unutturup milliyetçi duygularla illüzyon bir haz yaratma peşinde. Ama ertesi gün uyanıp yine işe gitmek, ay sonunu zor getirmek, zamların altında ezilmek bizim gerçeğimiz. Yoksul emekçiyle aynı dizileri izleyip aynı milli duyguları paylaştığını, hepimizin bir bütünün parçası olduğunu söyleyenler bizlerin hayatını yaşamıyor. Sektörün işleyişi, kazanılan paralar, set emekçilerinin neler yaşadığı, aslında her akşam televizyon zevkimizin de yine bir sermayedarın cebini doldurmaya hizmet ettiği gerçeğine çevirelim yüzümüzü. Kaderimiz; saraylarda oturup ısmarlama dizilerle halkın duygularını sömürenlerle değil, geçinebilmek için setlerde sabahlayan emekçilerle ortaktır.

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı