/ Dünyadan / Hindistan’da Tarihi Genel Grev- Barış Deniz Kuş

Hindistan’da Tarihi Genel Grev- Barış Deniz Kuş

on 10 Ocak 2019 - 14:57 Kategori: Dünyadan

2016’da tarihin gördüğü en büyük grevi örgütleyen Hindistan işçi sınıfı Narendra Modi’nin emek düşmanı politikalarına karşı bir kez daha genel greve çıktı. 8-9 Ocak’ta gerçekleşen iki günlük genel greve hayat pahalılığının son bulması, özelleştirmelerin durdurulması, ücretlerin arttırılması, işsizliğin önlenmesi ve sosyal güvenlik haklarının iyileştirilmesi talepleriyle  200 milyon emekçi katıldı. Bazı kentlerde %100 katılım sağlanırken sendikalı olmayan binlerce işçinin de greve katıldığı bilgisi geliyor. Bu, Hindistan emekçileri için oldukça canlı bir mücadelenin mümkün olduğunun müjdecisi ancak Hindistan’da sendikal bürokrasi ve siyasi öznelerin düzene sadakati ciddi bir engel teşkil ediyor.  

Hindistan, sınıflar arası uçurumun çok keskin bir şekilde hissedildiği bir ülke. Merkezi gelişmiş şehirler ile kalan bölgeler arasındaki imkan farkları akıl almaz boyutlarda. Özellikle kırsal alanlarda sağlık hizmeti dahi ya çok basit düzeyde ya da hiç yok, fakat merkezi şehirlerde dünya standartlarında sağlık hizmetine çok kolay bir şekilde ulaşmak mümkün. Hindistan, yıllardır en hızlı gelişen ekonomilerden biri olsa da bu tabii ki halka yansımıyor. Halkın büyük bir çoğunluğu açlık ve yoksulluk sınırında yaşıyor. Bu yüzden de solun toplumsal bir tabanı var ve işçi sınıfı dinamik bir şekilde ücret ve sosyal haklar talepleriyle sık sık harekete geçiyor.

Hindistan işçi sınıfının tarihi, büyük direnişler ve grevlerle dolu. 1972’de 1,7 milyon demiryolu işçisi ücret artışı ve sosyal hakların iyileştirilmesi talebiyle tüm Hindistan’ı sarsan 19 günlük grev gerçekleştirmiş, 1982’deyse 250 bin tekstil işçisi Bombay’da greve çıkmıştı. Aynı şekilde Hindistan hükümetleri ve burjuvazisi de grevlerle baş etme konusunda kararlılığa sahip. 1991’den beri neoliberal politikaları ülke geneline adım adım yaymaya çalışıyorlar. Bu doğrultuda dünyanın her yerinde olduğu gibi eğitim, sağlık gibi kamu harcamalarını yıllardır düşürmeye, özelleştirmeler ve şirketlere getirilen teşvikler yoluyla da neoliberalizme tam adaptasyon sürecini başarmaya çalışıyorlar.

Yaklaşık 550 milyonluk iş gücüyle kapitalistlerin iştahlarını kabartan Hindistan, tüm bu neoliberal politikalarla beraber dünyanın ucuz emek cennetlerinden birisi haline geldi. Hatta devletin “Make in India” isimli yabancı şirketleri teşvik programı mevcut. Makeinindia.com sitesini incelerseniz Hindistan devletinin yabancı yatırımcılara ucuz emek cenneti olduklarını kanıtlama çabalarının boyutlarını fazlasıyla görebilirsiniz. Tüm bu teşvik ve kanıtlama çabalarının yanında yerli ve yabancı sermayeyi rahatlatmak içinse neoliberal saldırılara direnen işçilere ve sendikalaşma mücadelelerine yönelik sert önlemler alınıyor.

Sınıflar arası uçurum, yoksulluk ve genç işsizlik gibi sebeplerden ötürü sosyalist bir partinin toplumda ses getirmesi zor olmasa da Hindistan emekçi sınıflarının direnişine öncülük edecek kayda değer sosyalist bir parti ne yazık ki yok. Ülkedeki en büyük sol yapılanma olan Sol Cephe (Left Front) ve birçok sendika, adını seçimle en uzun süre iktidarda kalan komünist parti (West Bengal Bölgesi ’77 ve 2011 arasında HKP yönetimindeydi) ünvanıyla bildiğimiz Stalinist Hindistan Komünist Partisi’nin (HKP) elinde.

HKP, 1991’de başlanan neoliberal ekonomi politikalarının başarıya ulaşması için direnişe geçmek şöyle dursun neoliberal ajandanın uygulayıcısı olan sosyal demokrat Gandhi sülalesinin partisi Hindistan Ulusal Kongresi Partisi’ni uzun yıllar boyunca desteklemişti. Hatta, 2004 genel seçimleri öncesinde Kongre Partisi’nin önderliğinde kurulan Birleşik İlerici İttifak’ın içindeydi. Bu ittifak 2008’de Amerika ve Hindistan arasında imzalanan nükleer anlaşmayla dağılsa da Hindistan Komünist Partisi’nin aldığı pozisyon değişikliğe uğramadı. Kongresi Partisi’ni büyük bir zaferle mağlup eden sağ-popülist BJP ( Bharatiya Janata Partisi – Hindistan Halk Partisi) adayı Modi’nin 2014’te görev başına gelmesiyle HKP tekrar Kongre Partisi’ni desteklemeye devam etmeye başladı. Parti, emekçi sınıfların umudu olmaktan çok uzakta, sistemin emniyet subabı rolü gören ve komünizmin adını lekeleyen Stalinist, reformist bir oluşum.

2016’da Ne Olmuştu?

1991’de açıklanan “küreselleşme” planıyla neoliberalizme hızla ayak uydurmaya çalışan Hindistan burjuvazisinin arzuları aradan geçen 25 yılın ardından hala istedikleri seviyeye ulaşamamıştı. Sağ popülist Modi, burjuvazinin bu isteği için kolları sıvayarak 2014’te görev başına geldi.

Bir yıl sonra Modi, neoliberalizmin esasına uygun olarak “köhne ve gereksiz” yasaları kaldıracağını söylemişti. Kısa bir süre sonra da “köhne ve gereksiz” 44 iş yasası 4 göstermelik temel koda indirgendi; ücretler, sosyal güvenlik, endüstriyel ilişkiler ve iş güvenliği.

2016’da Modi liderliğindeki BJP ( Hindistan Halk Partisi) merkez hükümeti ve diğer eyalet hükümetleri de iş yasalarını yerli ve yabancı şirketler lehine değiştirerek neoliberal politikaları hızlandırdı ve emekçilerin hakları tırpalandı. Bunun sonucunda da taşeronlaşma hızla artmış ve emekçiler güvencesiz çalışmaya mahkum edilmişti. Özelleştirmeler ve taşeronlaşmayla beraber özgüvenleri iyice artan şirketler, işe alımları genellikle geçici sözleşmelerle yaparak sağlık, emeklilik ve diğer olanakları azalttı. Tüm bunlar ve ekonomik kötüye gidiş sonucunda işsizlik oranları da yükseldi.

Demokratik kitle örgütleri ve sendikaların muhalefeti ve genel grev hazırlıkları sürerken taban desteğini azaltmak ve tabanı yatıştırmak isteyen Modi, sadece grevi desteklemeyeceğini açıklayan BJP yanlısı sarı sendika BMS ile görüştü. Bunun sonucunda da 150 – 180 milyon işçi ücret zammı ve hükümetin emek reformuna karşı bir günlük genel greve çıktı. Her ne kadar rakamlar çok etkileyici olduysa da sendikal bürokrasi, grevi bir günle sınırlamış ve grevin gündelik hayatı etkilemesinin yanı sıra, yeniden yaratılması ve işçilerin siyasi taleplerini gerçekleştirmesinin önüne geçmişti.

2019 Genel Grevi

2018’e geldiğimizde Hindistan’daki sorunların hiçbiri çözülemedi hatta emekçilerin hayat şartları daha da kötüleşti. Modi, işçi düşmanı politikalarını sürdürerek emekçi haklarını tırpanlamaya devam etti. Modi, “her yıl 10 milyon yeni istihdam” vaatleriyle iktidara gelmişti, fakat bu vaatleri gerçekleştirmekten aciz olduğu kitlelerce de görüldü, hatta 2017’de istihdamda düşüş yaşandı.

44 yasanın yerine gelen 4 temel kodun detayları sendikalarla hükümet arasındaki diyaloglarla netleşecekti. Fakat 3 yıldır süren görüşmelere rağmen anlaşmaya varılamaması ama pratikte hükümetin anlayışını ortaya koyan çalışma hayatındaki kötüye gidişler üzerine neredeyse tüm büyük sendikalar Haziran 2018’de görüşmeleri boykot etmeye başladı. 28 Eylül 2018’de de 10 büyük sendika Modi hükümetinin şirket yanlısı halk düşmanı politikalarına karşı 8-9 Ocak 2019’da 2 günlük genel greve gideceklerini açıkladılar. 

Yaklaşık 550 milyonluk iş gücü olan Hindistan’da sendikalaşma oranı %10’un altında, fakat toplumsal rahatsızlık sendikaların üye sayılarının kat ve kat üstünde. Ayrıca 3 yıldır süren tarım krizinden dolayı BJP’yi destekleyen çiftçiler de dâhil olmak üzere hükümete karşı büyük bir rahatsızlık söz konusu. HKP, geçen yıl on binlerce çiftçinin katılımıyla tarım krizine karşı yürüyüş gerçekleştirmişti. Ekonomik kötüye gidişin yanı sıra, ülkede yaşanan tarım krizinden dolayı çiftçiler de genel grevi destekliyor.

Türkiye’den de alışık olduğumuz sendikal bürokrasi Hindistan’da da dizginleri elinde tutuyor. Sendikalar, genellikle HKP ve Kongre Partisi’nin elinde. Sosyal medyadan ihtişamlı görseller görsek de taban baskısını azaltmak için bu sefer ki günlük ilan edilen genel grevin kazanımla sonuçlanması maalesef güç.

Sonuç

Kapitalizmin krizi dünya genelinde devam ediyor. Özelleştirmeler, güvensiz ve taşeron çalışma koşulları, sosyal hakların saldırı altında olması ve yaşam kalitesinin giderek kötüleşmesi gelişmiş kapitalist ülkeler için de geçerliliğini koruyor. Bu kötüye gidiş, kitlelerde de radikal değişiklik isteğini arttırıyor. Dünyanın yükselen güçlerinden Hindistan burjuvazisinin bölgesel bir emperyal güç olma istenci bu saldırılarla mümkün kılınıyor. Canlı mücadele geleneğinin itirazlarının geçmişin prangası olan siyasal öznelerden kurtulması, sömürü koşullarının korkunç boyutlara geldiği Asya kıtasının emekçileri için bir mücadele dalgasının başarıya ulaşmasının tek koşulu.  

Kapitalizmin krizi, sosyalistler için büyük fırsatlar yaratsa da sosyalistler bu fırsatları değerlendiremediğinde sağ-popülist hareketlerin bir bir iktidara taşındığını gördük. Modi hükümeti de bunun bir halkası.  Tersinden, sosyalistlerin enerjik ve samimi çalışmalar ve doğru politikalarla bu süreçte ne kadar kitleselleşebileceği ve toplumsal hegemonyasını arttırabileceğini de Arjantin örneğinde görüyoruz.

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı