/ Bolşevik Geleneğimiz / Sovyet ve Devrim-Lev Troçki

Sovyet ve Devrim-Lev Troçki

on 12 Ocak 2018 - 08:00 Kategori: Bolşevik Geleneğimiz, Marksist Teori

Çeviri: Şilan Şule Kayhan

1

Sovyet tarihi, elli günün tarihidir. Sovyet 18 Ekim’de kuruldu; toplantısı 3 Aralık’ta hükümetin müfrezleri tarafından engellendi. Sovyet bu iki tarih arasında yaşadı ve mücadele etti.

Bu kurumun özü neydi? Bu kadar kısa bir zaman içerisinde Rus proletaryasının ve Rus Devrimi’nin tarihinde yüce bir yere sahip olmasını sağlayan neydi?

Sovyet kitleleri örgütledi, siyasi grevler düzenledi, siyasi gösterilere öncülük etti, emekçileri silahlandırmaya çalıştı. Fakat diğer devrimci örgütler de aynı şeyi yaptı. Sovyetin önemi, onun kamu otoritesinin organı olma çabasıydı. Proletarya bir taraftan, gerici basın diğer taraftan Sovyeti “bir işçi hükümeti” olarak adlandırdı; bu, Sovyetin gerçekte devrimci bir hükümetin embriyosu olduğu gerçeğini yansıtıyor. Sovyet iktidarın gerçek sahibi olduğu ölçüde, onu kullandı; iktidar askeri ve bürokratik monarşinin ellerindeyken, Sovyet onu elde etmek için savaştı.

Sovyet öncesinde, sanayi işçileri arasında çoğunluğu Sosyal Demokrat nitelikte devrimci örgütler vardı. Ama bunlar proletarya içinde faaliyet yürüten örgütlerdi; birincil hedefleri kitleleri etkilemekti. Sovyet ise proletaryanın örgütüdür; amacı devrimci iktidar için savaşmaktır.

Aynı zamanda, Sovyet proletarya mücadelesinin sınıf olarak örgütlü bir ifadesiydi. Sovyetin iktidar mücadelesinde uyguladığı yöntemler bir sınıf olarak proletaryanın karakteri tarafından doğal olarak belirlenmiştir: üretimdeki rolü, sayısal gücü, toplumsal homojenliği. Sovyet, iktidar mücadelesinde, sermaye ve emeğin bireysel temsilcileri arasındaki çatışmalara ilişkin kararları da içeren işçi sınıfının toplumsal faaliyetlerinin bütün yönlerini birleştirdi. Bu birleştirme kesinlikle yapay bir taktiksel girişim değildi: kendi acil çıkarları doğrultusunda mücadelesini bilinçli bir şekilde geliştirip genişleten bir sınıfın durumunun doğal bir sonucuydu. Bu sınıf, olayların mantığıyla iktidar için devrimci mücadelede öncü bir pozisyon üstlenmek zorunda bırakılmıştı.

Sovyetin temel silahı kitlelerin politik greviydi. Grevin gücü, hükümetin iktidarını dağıtmasında yatar. Bir grev tarafından yaratılan “anarşi” ne kadar büyük olursa, zaferi o kadar yakındır. Bu yalnızca “anarşi”nin anarşik eylemlerle yaratılmadığı durumlarda doğrudur. Gün be gün endüstriyel araçları ve iktidar araçlarını harekete geçiren sınıfın; ani bir iş durdurmayla hem sanayiyi hem de iktidarı felce uğratabilen sınıfın, kendi yarattığı “anarşi”nin ilk kurbanı olmayacak kadar örgütlü olması gerekmektedir. Bir grevle hükümet ne kadar etkili şekilde altüst edilirse, grev örgütlenmesi iktidar işlevini üstlenmeye o kadar mecbur olur.

İşçi Vekilleri Konseyi, özgür bir basını ortaya çıkarıyor. Vatandaşların güvenliğini sağlamak için halk milislerini örgütlüyor. Az ya da çok postane, telgraf ve demiryollarının yönetimini devralıyor. Sekiz saatlik iş gününü hayata geçirmek için çaba gösteriyor. Otokratik iktidarı bir grevle felce uğratarak kendi demokratik düzenini şehirli emekçi nüfusunun yaşamına yerleştiriyor.

2

9 Ocak’tan sonra devrim, gücünü işçi kitlelerinin zihinleri üzerinde gösterdi. 14 Haziran’da Potyomkin Tavrichesky isyanı yoluyla maddi bir güç haline gelebildiğini gösterdi. Ekim grevinde düşmanı dağıtabileceğini, iradesini felce uğratabileceğini ve onu tamamen küçük düşürebileceğini gösterdi. İşçi Vekilleri Konseyini ülke çapında örgütleyerek, iktidar olabileceğini gösterdi. Devrimci iktidar yalnızca aktif bir devrimci güce dayanabilir. Rus devriminin ilerdeki gelişimi konusunda görüşümüz ne olursa olsun, şimdiye kadar proletarya dışında hiçbir sosyal sınıfın, devrimci bir iktidarı kurmaya hazır olduğunu ispatlamadığı bir gerçektir. Devrimin ilk eylemi proletaryanın sokaklarda monarşi ile karşılaşmasıydı; devrimin ilk önemli zaferi proletaryanın sınıf silahı olan siyasi grev yoluyla kazanıldı; devrimci bir hükümetin temel çekirdeği proleter bir temsiliyetti. Sovyet, modern Rusya tarihindeki ilk demokratik iktidardır. Sovyet, kitlelerin örgütlü gücünün ta kendisidir ancak onu meydana getirenlerin toplamının üstünde bir güçtür. Bu, çift meclis sisteminin olmadığı, profesyonel bir bürokrasinin bulunmadığı, seçmenlerin her daim vekillerini geri çağırma ve onun yerine bir başkasını aday gösterme hakkına sahip oldukları gerçek, katıksız bir demokrasidir. Üyeleri, işçiler tarafından seçilen vekilleri aracılığıyla Sovyet, proletaryanın bütün toplumsal faaliyetlerini çeşitli kısımlarıyla bir bütün olarak yönetmekte; proletarya tarafından atılacak adımlarının ana hatlarını belirlemekte; onlara bir slogan ve bir bayrak sunmaktadır. Kitlelerin faaliyetlerini örgütlü özyönetim temelinde yönetme sanatı, ilk defa burada, Rus topraklarında uygulanıyor. Çarlık kitlelere hükmetti, ancak onları yönetemedi. Kitlelerin yaşayan yaratıcı güçlerine mekanik engeller koydu ve bu engeller içinde halkın hareketli unsurlarını baskının demir prangalarıyla bağladı. Despotizmin yönlendirebildiği tek kitle orduydu. Fakat bu bile yönetmek değildi, komuta etmekti. Son yıllarda, bu atomize ve hipnotize edilmiş askeri kitlenin yönetimi bile Çarlığın ellerinden kayıp gitmektedir. Liberalizm ise hiçbir zaman kitleleri kontrol edecek güce ya da onları yönetmek için yeterli girişkenliğe sahip olmadı. Onun kitle hareketlerine karşı tutumu, liberalizme doğrudan yardım etseler bile, huşu uyandıran doğal olaylara, depremlere ya da volkanik patlamalara yönelik tutumundan farksızdı. Proletarya, devrimin savaş alanında, burjuva liberalizminden tamamen bağımsız olan özerk bir topluluk olarak boy gösterdi.

Sovyet bir sınıf örgütlenmesiydi, savaşma gücünün kaynağı buydu. Sovyet’in varlığı, şehirlerdeki kitlelerin desteği yetersiz olduğu için değil; salt kentsel devrim olmasının sınırlandırmaları, köyün nispeten pasif tavrı ve ordunun köylü unsurlarının geriliği nedeniyle ortadan kaldırılabildi. Sovyet’in şehir nüfusu içindeki konumu, olabileceği kadar güçlüydü.

Sovyet başkentteki yarım milyon işçi nüfusunun tamamının resmi temsilcisi değildi; başta sanayi işçileri olmak üzere yaklaşık iki yüz bin kadarını kapsıyordu. Doğrudan ve dolaylı politik etkileri çok daha geniş bir alana yayılmasına rağmen, Sovyet’ten pek fazla etkilenmeyen, hiç değilse, binlerce proleter (inşaat sanayisinde, temizlik işçileri, gündelik işçiler ve şoförler arasında) vardı. Yine de Sovyetlerin bütün bu proleter kitlelerin çıkarlarını temsil ettiğinden hiç şüphe yoktur. Fabrikalarda Karayüzlerin az sayıda taraftarı vardı ve bunların sayısı sürekli azaldı. Petersburg’un proleter kitleleri tamamen Sovyetlerin arkasındaydı. Petersburg’daki sayısız entelektüeller arasında Sovyet, düşmandan çok dosta sahipti. Binlerce öğrenci Sovyetin siyasi önderliğini tanıdı ve onun kararlarını destekledi. Emekçi Petersburg tamamen Sovyetlerin tarafındaydı. Sovyet’in posta ve telgraf grevini desteklemesi, ona, alt düzey memurların sempatisini kazandırdı. Şehrin bütün ezilen, bahtsız ve dürüst unsurları, daha iyi bir hayat için çabalayan herkes, içgüdüsel ya da bilinçli olarak Sovyet tarafındaydı. Sovyet fiilen ya da potansiyel olarak nüfusun ezici çoğunluğunun temsilcisiydi. Başkentteki düşmanları, gücünü, köylülerden oluşturulan bir ordunun en geri unsurlarına dayandıran mutlakiyetçilikle korunmadığı sürece tehlikeli olamazdı. Sovyetlerin zayıflığı kendi zayıflığı değildi, bütünüyle kentsel devrimin zayıflığıydı.

Elli günlük süreç devrimin en büyük güçlü olduğu dönemdi. Sovyet ise onun kamusal otoritesi için mücadelesinin organıydı.

Sovyetlerin sınıf karakteri şehir nüfusunun sınıfsal farklılaşması ve proletarya ile burjuvazi arasındaki siyasi çelişki tarafından belirlendi. Bu çelişki, tarihsel olarak sınırlı olan mutlakiyetçiliğe karşı mücadele alanında bile kendini gösterdi. Ekim grevinden sonra, burjuvazi bilinçli olarak devrimin ilerleyişini engelledi, küçük burjuvazi bağımsız bir rol oynamaktan aciz olan bir hiçliğe dönüştü. Kentsel devrimin gerçek lideri proletaryaydı ve onun sınıfsal örgütlenmesi, iktidar mücadelesinde devrimin organı olacaktı.

3

İktidar için, kamu otoritesi için mücadele, işte devrimin temel amacı budur. Sovyetlerin elli günlük ömrü ve kanlı finali, kentsel Rusya’nın böyle bir mücadele için çok zayıf olduğunu ve hatta kentsel devrimin sınırları içerisinde, yerel bir örgütün merkezi bir liderlik aygıtı olamayacağını gösterdi. Proletaryanın ulusal görevler için ulusal ölçekte bir örgütlülüğe ihtiyacı vardı. Petersburg Sovyeti yerel bir örgüttü, fakat merkezi bir örgüte duyulan ihtiyaç o kadar büyüktü ki ulusal ölçekte liderliği üstlenmek zorunda kaldı. Elinden geleni yaptı, yine de öncelikli olarak Petersburg İşçi Vekilleri Konseyi olarak kaldı. Merkezi bir öncü organ kurma yetkisine şüphesiz sahip olacak bütün Rus işçi kongresinin aciliyeti, ilk Sovyet döneminde bile vurgulanmıştır. Aralık çöküşü bunun gerçekleştirilmesini imkansızlaştırdı. Bu fikir, Elli Günün bir mirası olarak kaldı.

Sovyet fikri, emekçilerin bilincinde, kitlelerin devrimci hareketi için ilk ön şart olarak kökleşmiştir. Deneyim, bir Sovyetin her koşulda mümkün olamayacağını ya da arzulanmayacağını göstermiştir. Sovyet örgütünün nesnel anlamı, iktidarı devirmek için, “anarşi” için, başka bir deyişle devrimci çatışma için koşulları hazırlamaktır. Devrimci hareketteki mevcut durgunluk, gericiliğin çılgın zaferi; kitlelerin açık, seçilmiş, otorite sahibi bir örgütünün varlığını imkansız hale getirmektedir. Bununla birlikte, devrimin ilk yeni dalgasının ülkenin dört bir yanında Sovyetlerin yeniden kurulmasına yol açacağında hiç şüphe yoktur. Tüm Rusya İşçi Kongresi tarafından organize edilecek Tüm Rusya Sovyetleri proletaryanın seçilmiş yerel örgütlerinin liderliğini üstlenecektir. İsimler elbette önemsizdir, örgütlerin detayları da öyledir; önemli olan proletaryanın halk iktidarı için mücadelesinde merkezi bir demokratik liderliğin varlığıdır. Tarih tekerrür etmez ve yeni Sovyet, Elli Günün deneyimlerini tekrar yaşamak zorunda kalmayacatır. Yine de bunlar tam bir eylem planı sağlayacaktır.

Bu program çok nettir.

Ordu, köylü ve kentsel burjuvazinin alt tabakaları arasında devrimci dayanışma kurmak. Mutlakiyet rejimini ortadan kaldırmak. Orduyu kısmen görevden azlederek ve yeniden inşa ederek mutlakiyetçiliğin maddi örgütlenmesini yok etmek. Bütün bürokratik aygıtları yok etmek. Sekiz saatlik işgününü uygulamaya sokmak. Proletaryadan başlayarak halkı silahlandırmak. Sovyetleri şehirlerdeki devrimci özyönetim birimlerine dönüştürmek. Köylü Temsilcileri Konseylerini (Köylü Komitelerini) tarım devrimin yerel birimleri olarak kurmak. Kurucu Meclis için seçimler düzenlemek ve kesin bir program için halkın temsilcileri tarafından seçim kampanyası düzenlemek.

Böyle bir programı kesin ve açık şekilde ifade etmek onu uygulamaktan daha kolaydır. Öte yandan, eğer devrim kazanırsa, proletaryanın başka seçeneği yoktur. Proletarya dünyanın henüz görmediği bir devrimci zaferi ortaya çıkaracaktır. Elli günün tarihi, proletarya mücadelesinin ve nihai zaferinin muazzam kitabında yalnızca mütevazı bir sayfa olacaktır.

1907

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı