/ Basından Seçmeler / Okumayan Kalmasın: Bülent Şık Bu Gerçekleri Halka Açıkladığı İçin Yargılanıyor

Okumayan Kalmasın: Bülent Şık Bu Gerçekleri Halka Açıkladığı İçin Yargılanıyor

on 7 Şubat 2019 - 13:26 Kategori: Basından Seçmeler

Bülent Şık bir halk sağlığı uzmanıydı. Akdeniz Üniversitesinden KHK ile işinden atıldı. Bugün ise utanç verici bir davada yargılanıyor. Neden mi?

Sağlık Bakanlığıi kanser vakalarının çok yaygın olduğu bölgelerde bir araştırma düzenledi.  “Kocaeli, Antalya, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli illerinde Çevresel Faktörlerin ve Sağlık Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi Projesi” çevresel kirleticiler açısından bir değerlendirme yapmak üzere gerçekleştirildi.. Bu proje çevre kirliliğinin boyutlarını ve kanserin ciddi bir biçimde kirlilikle ilişkili olduğunu ortaya koyuyordu.  Özellikle Kocaeli ve Ergene Havzası açısından durumun akıl almaz boyutlara ulaştığı gözlemlenmişti.  Endüstriyel faaliyetlerin bu bölgelerin özellikle yeraltı ve yerüstü sularında yarattığı kimyasal kirlilik (ağır metal kirliliği başta olmak üzere; kurşun, arsenik, pestisit kalıntıları) kanser vakalarının patlamasına neden oluyordu. Sanayi patronlarının doğaya saldığı atıklar halkı hızlı bir şekilde öldürüyordu.

Bülent Şık  bu araştırmada bizzat yer alan bir akademisyendi. Projeden 2016 yılında çıkarıldı çünkü Barış Akademisyeni’ydi ve KHK ile kamu görevinden ihraç edildi.  Bakanlık, üzerinden üç buçuk yıl geçmesine rağmen raporun sonuçlarını açıklamadı. İnsanların öldüğünü bile bile Sağlık Bakanlığı herhangi bir müdahalede bulunmadı. Kamuoyundan gerçekleri sakladı. Bülent Şık da halka karşı sorumluluk duygusu hissederek  bu raporun çalıştığı bölümü ile ilgili kısmını Cumhuriyet Gazetesi’nde bir yazı dizisi olarak yayınladı.

Bülent Şık bugün Çağlayan’da “gizli bilgiyi paylaşmaktan” yargılanıyor. Bakanlık gizledi, o namuslu bir akademisyen olarak gereğini yaptı. Asıl suçlu bu sonuçları saklamış olan ve gereğini yapmayan, halk sağlığını hiçe sayan bakanlıktır!


Bülent Şık’ın yazı dizisinin tamamını yeniden paylaşıyoruz.  


Türkiye’yi kanser eden ürünleri devlet gizledi, biz açıklıyoruz! İşte zehir listesi 

15 Nisan 2018

Sağlık Bakanlığı, 2011-2016 yılları arasında kanserden ölümlerin dünya ortalamasının üstünde olduğu Antalya, Ergene ve Dilovası’nda geniş çaplı bir araştırma yaptı. Kanser vakalarında çevre kirliliğinin rolüne ışık tutan çalışmanın sonuçları kamuoyuna açıklanmış değil. Bakanlığın halktan gizlediği çalışmada insan sağlığını tehdit eden pestisitin taze fasulye, biber, hıyar, marul, maydanoz, çilek, erik ve elmada maksimum kalıntı limitlerini çok aştığı ortaya çıktı. Sularda ise yine kanserojen etkisi bilinen hidrokarbon kalıntıları tespit edildi.

Dünya Sağlık Örgütü dünya genelinde kanserden ölümlerin oranı yüzde 16 olarak belirtiliyor; yani her altı ölümden birinin nedeni kanser.

Türkiye’de ise her sekiz ölümden birinin nedeni (yüzde 13) kanser. Ancak bölgeden bölgeye büyük farklar var. Örneğin Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne’de yaklaşık her dört ölümden biri, Kocaeli Dilovası bölgesinde (yüzde 37) her üç ölümden ve Antalya ilinde ise her 10 ölümden birinin nedeni kanser.

Kanserojen (kansere yol açan) kimyasallara uzun süre maruz kalmak kanser hastalığının en önemli nedeni. Kansere yol açan etkenlerin çevresel ortamlarda ne miktarda bulunduğu, insanların bu etkenlere ne miktarda maruz kaldığı ve bu maruziyetin ne kadar sürdüğü gibi faktörler kanser hastalığının görülme sıklığının bölgeden bölgeye farklılık göstermesine neden oluyor.

Kanserojen maddeleri bünyemize nasıl alırız?

Bir halk sağlıkçısı gözüyle bakıldığında bedenimizin sınırları dışında kalan her şey dış çevreyi oluşturur. Deriyle temas, soluma, yeme ya da içme yoluyla dış çevrede bulunan toksik etkili kimyasal maddeleri bünyemize alırız.

Zehirli veya kansere yol açan kimyasal maddeler dış çevrede doğal olarak nadiren bulunur. Genellikle tarımsal ve endüstriyel faaliyetlerden açığa çıkarlar. Bu faaliyetlerin yoğun olduğu bir bölgenin toprağı, suyu, havası, gıda ürünleri kansere yol açan kimyasal maddelerle kirletildikçe o bölgede yaşayan insanlar arasında kanser hastalıklarının görülme sıklığının artması kaçınılmazdır. Kocaeli Dilovası ve Ergene Nehri Havzası gibi yaşam alanlarının kansere neden olan kimyasal maddelerle en fazla kirletildiği yerlerde kanser hastalıklarının sık görülmesinin en önemli nedeni budur.

Ergene Nehri Havzası ve Kocaeli Dilovası

Ergene Nehri Havzası’nda Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli illeri yer alıyor. Bu illerde yer alan sanayi tesisleri açığa çıkardıkları atık suları herhangi bir kimyasal arıtma yapmadan nehre boşaltıyorlar. Nehir aşırı yağışlar sonucu taştığında bütün Ergene Ovası zehirli kimyasal maddelerle kirleniyor. Bu zehirli maddeler yeraltı sularına ve yetiştirilen gıda ürünlerine de bulaşıyor. Marmara Denizi’ne dökülen akarsu denizdeki kabuklu canlılardan balıklara bütün yaşam formlarına zehirli kimyasal maddelerin bulaşmasına neden oluyor. Ülkemizin kanser tartışmalarında öne çıkan bir başka bölgesi ise Kocaeli ilinde yer alan Dilovası. 2011’de Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu Dilovası’ndaki kimyasal kirliliğin anne ve bebeklerin vücutlarına sağlığa zararlı ağır metallerin geçmesine neden olduğunu açıklamıştı. Bu açıklama nedeniyle yerel idarecilerin suçlamasına maruz kalan ve hakkında dava açılan Hamzaoğlu, 2016’da üniversitedeki görevinden KHK ile çıkarıldı. Şimdi tutuklu ama toplumsal barış mücadelesini yılmadan sürdürüyor –selam olsun-.


1318 örneğin yüzde 40’ında kimyasal kalıntı bulundu

Gıdalardaki zehir

Araştırmada 1380 gıda ve 1440 su örneği çalışıldı. Gıdalarda 332 farklı pestisitin kalıntısı araştırıldı. Hormonal sistem bozucu olarak nitelenen 106 pestisitin tamamı analiz kapsamındaydı.

Kocaeli’nden alınan toplam 283 örneğin yüzde 38’inde, Antalya’dan alınan 572 örneğin yüzde 60’ında ve Ergene bölgesinden alınan 463 örneğin yüzde 14’ünde pestisit kalıntısı tespit edildi. Gıdalarda en çok pestisit kalıntısı çıkan il Antalya oldu.

Pestisit kalıntı analizi yapılan 1318 gıda örneğinin yaklaşık yüzde 60’ında pestisit kalıntısı çıkmadı; yüzde 40’ında ise en az bir pestisit olmak üzere 73 çeşit pestisit kalıntısı tespit edildi.

Sağlığa zararı kesin

Analiz edilen örneklerin yüzde 17.3’ünde mevzuatın izin verdiği maksimum kalıntı sınır değerinin (MKL) üzerindeki miktarlarda pestisit kalıntısı saptandı. Maksimum kalıntı sınır değerlerini aşan pestisitlerin sağlığa zarar vereceği kesindir. Dolayısıyla 5 farklı ile yayılan onlarca çeşit gıda ürününün analiz edildiği bu çalışmanın ülke genelindeki gıdalarda çok ciddi bir pestisit kalıntısı sorununa işaret ettiği söylenebilir. Bu konuda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından yurt genelinde yapılan çalışmalarda mevzuatta belirtilen sınır değerleri aşan pestisitlerin oranının yüzde 2-3 aralığında olduğu açıklanıyordu.

Ancak bu açıklamanın doğru olmadığı ve ortada ciddi bir sorun olduğu aşikâr.

Araştırmada maksimum kalıntı sınır değerlerini aşan ürünlere dair bilgiler tabloda yer alıyor.

Ancak mesele sadece maksimum kalıntı sınırını aşan ürünler değil. Bir gıda ürününün hepsi de mevzuattaki sınır değerlerin altında kalan birden fazla sayıda pestisit içermesi durumunun da sağlık sorunu yaratacağı düşünülmelidir. Bu soruna yarın değineceğim.

[Haber görseli]

BAZI SULARDA HİDROKARBON KALINTILARI VAR

Araştırmada 5 ildeki 1440 farklı yerleşim noktasından alınan kaynak ve depo suları da analiz edildi. Bu sularda kansere neden olan PAH bileşikleri ile bazı pestisitlerin kalıntıları araştırıldı. Polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH) iki ya da daha fazla benzen halkasına sahip kansere yol açan kimyasal maddelerdir. Petrol kirliliği, yağ, kömür, katran atıklarında bulunur ve fosil yakıtları başta olmak üzere çeşitli maddelerin yanması sonucu açığa çıkarlar. Doğada 100’ün üzerinde PAH bileşiği bulunsa da gıdalar ve sularda nadiren tespit ediliyorlar. Araştırmada kanserojen etkisi daha fazla olan 16 PAH bileşiği araştırıldı. Analiz edilen su örneklerinin 19 tanesinde (yüzde 1,3) PAH kalıntıları tespit edildi. İllere göre dağılım tabloda yer alıyor.

Su örneklerinde Asenaften, Asenaftelen, Floren, Naftalin ve Fenantren olmak üzere 5 adet PAH bileşiğinin kalıntısı tespit edildi. Antalya’dan alınan su örneklerinin hiçbirinde PAH bileşiği kalıntısı çıkmadı. En çok PAH kalıntısı tabloda da görülebileceği gibi Ergene havzasından alınan su örneklerinde çıktı. Yüzde 1.3’lük kirlilik oranı düşük görülmemeli; çalışmanın bütün bir yıla yayılmadığı; belli bir zaman diliminde yapıldığı dikkate alınmalı. Tespit edilen PAH kirliliği her hâlükârda çevre kirliliğinin bir göstergesidir.

[Haber görseli]

Bakanlığın gizlediği araştırma

Sağlık Bakanlığı’nın 2011-2016 arasında yürüttüğü bir araştırma projesi Ergene ve Dilovası’ndaki kanser vakalarında çevre kirliliğinin rolüne büyük ışık tutuyor.

Araştırma “Kocaeli, Antalya, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli İllerinde Çevresel Faktörlerin ve Sağlık Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi Projesi” başlığını taşıyor.

Araştırmada Ergene Nehri Havzası’nda yer alan Edirne, Kırklareli, Tekirdağ illeri; Dilovası bölgesinin de içinde bulunduğu Kocaeli ve Antalya’da yapıldı. Bu illerde yaşayan insanlardan ve yerleşim bölgelerinden alınan binlerce örnekte kanser hastalıklarına neden olan kimyasal maddeler araştırıldı. Araştırmanın amacı çevresel ortamlardaki kanserojen madde kirliliğinin ne düzeyde olduğunu ve o bölgelerde yaşayan insanların soludukları hava, içtikleri su, yedikleri gıdalarla bünyelerine kansere neden olan kimyasal maddeleri alıp almadıklarını belirlemekti. Köy ve mahalle bazında binlerce yerleşim bölgesinden örnekler alındı.

Antalya ilinde sanayi faaliyetleri yok. Dolayısıyla Ergene Havzası ve Kocaeli bölgesinde sanayi faaliyetlerinden ve zehirli atıklardan kaynaklanan kanserojen madde kirliliğini sanayinin olmadığı bir bölge ile kıyaslamak amacıyla seçildi.

Çalışmada neler analiz edildi?

Çalışmada toprak, su, gıda, hava, atık su ve Saroz, İzmit ve Antalya körfezindeki deniz suyu, kabuklu deniz canlıları ve balıklarda kansere yol açan kimyasal maddelerin kalıntıları araştırıldı.

Bunun yanı sıra yüksek gerilim hatlarından doğan kanser riski; atık su arıtma tesislerinden deşarj edilen su ve akarsuların dip çamurları da analiz edildi. Havadaki toz parçacıklarına yapışan ve solunum yoluyla bünyemize aldığımız kanserojen kimyasalların araştırılması gibi çok spesifik araştırmalar bile yapıldı. Sadece su ve gıda örneklerinin sayısı 3000 civarında ve sadece bu örneklerde yapılan toplam analiz sayısı 15 bin.

Araştırma çalışmasında binlerce hanede yapılan anket çalışmaları ile ailelerin soy geçmişlerinde kanser vakalarının görülüp görülmediği belirlendi. Aynı hanelerde yaşayan insanların vücutlarından alınan örneklerde ağır metal ve eser elementlerin bulunup bulunmadığı da analiz edildi. Aynı bölgelerden alınan hava, toprak, yeraltı ve yerüstü suları ve çeşitli gıda örneklerinde kanserojen kimyasal maddelerin ne düzeyde bulunduğu araştırıldı.

Araştırma sonucunda bütün çalışmalar üst üste konularak bir haritalama tekniği ile kanser vakalarının yoğun olduğu bölgelerde kanserojen-kimyasal kirliliğinin de yoğun olup olmadığına bakıldı. Araştırma projesi çalışma sahasının genişliği ve kapsadığı nüfus (5-10 milyon arası) açısından dünyanın en büyük halk sağlığı çalışmalarından biri.

2015 sonunda saha çalışması bitti

Araştırma farklı akademik ekiplerce yürütülen pek çok araştırma projesinden oluşuyor. Gıdalar ve sularla ilgili araştırma projelerinde ben görev almıştım. Çalışmalar 2015 sonu itibarıyla büyük oranda bitmişti. Her halükârda projenin sonuçlarının 2017 yılı içinde Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanması gerekiyordu. Ancak bu yapılmadı. Bakanlığın milyonlarca insanın sağlığını ilgilendiren bu araştırmanın son derece kapsamlı ve vahim sonuçlarını kamuoyundan gizlediğini düşünüyorum.

Gıdalar ve sularla ilgili çalışmada Kocaeli, Antalya ve Ergene Havzası bölgelerinde yetiştirilen gıdaların ve su kaynaklarının çevresel kirleticilerle ne ölçüde kirlendiğinin saptanması ve bu kirleticilerin insan sağlığına etkilerinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştı. Bu çerçevede gıdalarda ve sularda ağır metaller, polisiklik aromatik hidrokarbonlar (PAH) ve pestisitler gibi bazı çevresel kirlilik parametrelerinin çeşitli ürünlerdeki kalıntı düzeyleri araştırıldı.

Bu yazı dizisinde elde edilen bazı çarpıcı sonuçlara yer vereceğim

 

Yazı dizisinin ikinci bölümü:

Bakanlık gizledi, Cumhuriyet açıklıyor (2): Hangi sebzede arsenik, hangi suda tarım ilacı var?

17 Nisan 2018

Bu yazı dizisinin ilk bölümünde Sağlık Bakanlığı’nın 2011-2016 yılları arasında yürüttüğü “Kocaeli, Antalya, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli İllerinde Çevresel Faktörlerin ve Sağlık Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi Projesi” hakkında bazı bilgiler vermiştim.

Araştırmada Ergene Nehri Havzası’nda yer alan Edirne, Kırklareli, Tekirdağ illeri; Dilovası bölgesinin de içinde bulunduğu Kocaeli ili ve Antalya ilinde yaşayan insanlardan ve yerleşim bölgelerinden alınan binlerce örnekte kanser hastalıklarına neden olan kimyasal maddelerin varlığı araştırılmıştı. Hastalığın sık görülmesi ile bu maddelerin çevresel ortamlardaki kalıntı düzeyleri arasında bir bağlantı olup olmadığı belirlenmeye çalışılmıştı.

Bu yazıda gıda ve su örneklerinde yapılan pestisit, ağır metal ve polisiklik aromatik hidrokarbon (PAH) kalıntılarının analizlerine dair bazı sonuçlara yer vereceğim. 2011-2016 yılları arasında yapılan araştırmada 1440 su örneği ve 1380 gıda örneği çalışıldı.

[Haber görseli]

Gıda örneklerinin seçiminde o bölgede yetiştirilen, işlem görmemiş, çevresel kirlilik parametrelerinden etkilenimi gösterebilecek ürünler tercih edildi. Her bir örnek belli bir yerleşim yerinden alındı. Bu örneklerde insanlarda çeşitli sağlık sorunlarına yol açtığı bilinen arsenik, kurşun, kadmiyum, civa gibi ağır metallerin yanı sıra; alüminyum, antimon, bakır, baryum, berilyum, bizmut, çinko, demir, gümüş, kalay, kobalt, krom, manganez, molibden, nikel, selenyum, sezyum, stronsiyum, lityum, vanadyum ve talyum elementlerinin kalıntı düzeyleri araştırıldı.

Gıda örneklerinde hormonal sistem bozucu olarak nitelenen 106 pestisit dahil olmak üzere 332 farklı pestisitin analizi yapıldı. Gıdalara bulaşması muhtemel 16 PAH bileşiğinin de analizi yapıldı.

Pestisitler tarımda kullanılan ve kalıntıları toprağa, suya ve gıdalara bulaşan zehirli kimyasal maddelerdir. Solunan havada, gıdalarda ve sularda bulunabilen pestisit kalıntılarına maruz kalmak insanlarda zaman içinde kanser hastalıklarına yol açabilmektedir. Özellikle gıdalarda birden fazla sayıda bulunan pestisit kalıntıları ve hormonal sistem üzerinde bozucu etkisi olan pestisitler son yıllarda akademik çalışmaların odak noktasında yer alıyor.

Pestisit kalıntılarının incelendiği çalışmada analiz edilen gıda örneklerinin isimlerini ve sayısını gösteren grafik aşağıdadır.

[Haber görseli]

HORMONLARA ZARAR

Bu yazı dizisinin ilk bölümünde gıdalarda maksimum kalıntı sınırını aşan pestisitlere dair bir değerlendirme yapmıştım. Maksimum kalıntı sınırı bir zehirli maddenin gıdalarda ve sularda bulunmasına izin verilen en yüksek miktarın ne olduğunu ifade eder. Bu miktarın aşılması sağlık sorunlarına yol açar. Ancak dikkatle bakılması gereken başka noktalar da var ve bir gıda maddesinde birden çok sayıda zehirli madde kalıntısı bulunması bunlardan biri. Bir gıda ürününün mevzuattaki sınır değerlerin altında kalan birden fazla sayıda pestisit içermesi durumu da sağlık sorunu yaratır ve yapılan analizlerde bu konuya da mutlaka bakmak gerekir.

Öncelikle bir gıda ürününde maksimum kalıntı sınırının altında kalan ancak birden fazla sayıda bulunan pestisitler hakkında bir değerlendirme yapacağım.

Çalışmada pestisit kalıntısı içerdiği saptanan 296 (yüzde 22.5) gıda örneğinin 179’unun (yüzde 13.6) gıda kodeksinde belirtilen maksimum kalıntı sınırının altında 1 pestisit içerdiği saptandı. Birden fazla sayıda pestisit içeren örneklerin dağılımı ise şöyleydi: 79 örnekte (yüzde 6.0) 2 farklı pestisit; 23 örnekte (yüzde 1.7) 3; 12 örnekte (yüzde 0.9) 4 ve 3 örnekte ise (yüzde 0.2) 5 farklı pestisit olmak üzere 117 gıda örneğinde (toplam yüzde 8.9) birden fazla sayıda pestisit kalıntısı saptandı.

itlerin mevzuatta belirtilen kalıntı limit değerlerini aşmayan pestisitler için olduğunu belirtelim. Ancak bir adım daha öteye giderek birden fazla sayıda pestisit kalıntısı içeren örnek sayısı analizini pestisit tespit edilen örneklerin tümünde yapmak gerekiyor. Daha açık bir ifade ile kalıntı sınırı değerlerini aşan ve aşmayan örneklerin tamamını incelemeye dahil etmek gerekiyor. Bu durumda ayrıntıları Tablo 1’de (üstte) gösterildiği gibi toplam 524 gıda ürününün yüzde 51.1’inin birden çok sayıda pestisit kalıntısı içerdiği gibi çarpıcı bir sonuç ortaya çıkıyor.

Bir gıda maddesinde hepsi de mevzuattaki sınır değerlerin altında kalan çok sayıda pestisit bulunmasının sağlığı olumsuz etkileyeceği çeşitli akademik yayınlarda vurgulanmaktadır. Bir gıda ürününde kalıntı sınır değerlerini aşan birden fazla sayıda pestisitin daha ciddi bir soruna yol açacağı ise kesindir.

[Haber görseli]

Anne karnında…

Çalışmada gıda ürünlerinde saptanan pestisitlerin yüzde 40’ının hormonal sistem bozucu nitelikte olduğu da belirlendi. Bu kimyasallar maksimum kalıntı sınır değerlerinin altında kalan seviyelerde sağlık sorunlarına yol açıyor. Hormonal sistem bozucular bir kimyasalın toksikolojik etkilerini belirlemekte kullanılan ve miktar ile toksik etki arasında bir ilişki kuran klasik modele uygun davranmıyorlar. Klasik modelde bir kimyasalın miktarı azaldıkça zararlı etkisinin de azalacağı kabul edilir. Oysa hormonal sistem bozucu kimyasalların zararlı etkisi düşük dozlara doğru gidildikçe daha çok artış gösteriyor. Bu durum bir kimyasal madde maksimum kalıntı sınırını aştığında zararlı olur anlayışını yetersiz kılıyor. Buna ek olarak, yaş küçüldükçe zararlı etkinin arttığı, bir bireyin anne karnındayken veya bebeklik safhasında bu maddelere karşı daha duyarlı olduğu ve olumsuz etkilerin daha fazla olacağı da çeşitli yayınlarda belirtiliyor.

Suda tarım ilacı

Analiz edilen örneklerin büyük bir çoğunluğu kaynak suları, doğal olarak oluşan ve bir çıkış noktasından yeryüzüne kendiliğinden çıkan ya da çıkarılan yeraltı sularıdır. Edirne ve Tekirdağ’dan alınan 2 kaynak suyu örneğinde ülkemizde uzun yıllardır kullanılmayan ve bir kalıcı kirletici olan aldrin isimli pestisitin kalıntısı belirlendi. 34 örnekte ise folpet kalıntısına rastlandı. Edirne’den alınan örneklerin 14’ü; Tekirdağ’dan alınan örneklerin 6’sı; Kırklareli’den 1 örnek ve Antalya’dan alınan 11 su örneğinde folpet kalıntısı çıktı. Folpet sulara yaygın olarak bulaşan kanserojen ve hormonal sistem bozucu bir zehirli madde olup olmadığı üzerinde halen tartışmalar olan bir tarım zehridir.

Bazı zehirler bulunamadı

Marul, ıspanak, lahana, susam, zeytinden oluşan 343 gıda örneğinde yapılan analizlerde herhangi bir polisiklik aromatik hidrokarbon (PAH) kalıntısına rastlanmadı. PAH’lar kansere neden olan kimyasal maddelerdir ve çalışılan gıda ürünlerinde tespit edilmemiş olmaları olumlu bir bulgudur.

Ergene Havzası arsenik kusuyor

Arsenik doğal yollardan da sulara bulaşabilmektedir. Ancak bazı kimya ve metal endüstrisi işkollarından açığa çıkan atık maddelerinde de bulunabilmektedir. Ayrıca tarımda kullanılan çeşitli kimyasal maddeler de sulara ve gıdalara arsenik bulaşmasına yol açan önemli etkenlerdir. Arsenikle kirlenmiş sular kullanılarak üretilen gıda maddelerine de arsenik geçmektedir. Arsenik içeren sular ve gıda maddeleri insanlarda arsenik zehirlenmesine yol açan başlıca kaynakları oluşturur. Yapılan araştırma çalışmaları gıda maddeleriyle alınan arseniğin büyük kısmının et, balık ve tavuktan kaynaklandığını gösteriyor.

Gıda örneklerinde arsenik kalıntılarını belirlemek için yapılan analizlerde Tablo 2’de görülebileceği 24 çeltik, 5 ısırgan otu, 1 karalahana, 2 marul, 8 sarmısak ve 14 yeşil soğan olmak üzere toplam 54 gıda örneğinde (toplamın yüzde 3.9’u) arsenik tespit edildi. Arsenik içerdiği belirlenen 54 gıda örneğinin yüzde 85’i Ergene Havzası’ndaki Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illerinden alınmıştı.

[Haber görseli]

Avrupa Birliği Gıda Güvenliği Otoritesi Kurumu (EFSA) toprak ve su kaynaklarındaki arsenik kirlenmesine bağlı olarak pirinç, karalahana ve marul gibi bazı gıda ürünlerinin bünyelerinde arsenik biriktirmeye daha çok eğilimli olduğunu belirtmektedir. Arsenik içeren gıda ürünlerinin Ergene bölgesinde Antalya’ya kıyasla daha fazla çıkması bu bölgedeki toprak ve su kaynaklarında bir arsenik kirlenmesi olduğuna işaret etmektedir.

Yazı dizisinin üçüncü bölümü:

Suyumuzu da zehir ettiler…

18 Nisan 2018 

Bu yazı dizisinin ilk iki bölümünde Sağlık Bakanlığı’nın 2011-2016 yılları arasında yürüttüğü “Kocaeli, Antalya, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli illerinde çevresel faktörlerin ve sağlık üzerine etkilerinin değerlendirilmesi projesi” hakkında bazı bilgiler vermiştim. Önceki yazılarda ağırlıklı olarak gıdalardaki sorunlara dikkat çekmiştim. Bu yazıda Sağlık Bakanlığı’nın Ergene Nehri Havzası’nda yer alan Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illeriyle, Kocaeli ve Antalya ilinde sulardaki kimyasal kirleticileri tespit etmek için yapmış olduğu araştırmanın bazı sonuçlarına yer vereceğim.

Bakanlığın çalışmadan elde ettiği sonuçların Ergene Havzası’ndaki ve Kocaeli bölgesindeki kimyasal kirliliği çok net bir şekilde ortaya koyduğunu göstermeye çalışacağım.

Çalışmada sulara bulaşması muhtemel pek çok ağır metal kalıntısı araştırıldı. Hepsine yer verme olanağı yok bu nedenle sulardaki genel duruma işaret ettikten sonra, sularda sık rastlanan bir kirletici olan alüminyum ve nadir bulunması gereken arsenik kalıntılarına değineceğim sadece. Ama sulardaki kimyasal kirliliğin ne düzeyde olduğuna değinmeden önce meselenin gözden kaçırılmaması gereken başka bir yönüne dikkat çekeceğim.

Bir gezegende su yoksa hayatın gelişmesi mümkün değil. Yeryüzündeki hayatın ortaya çıkışı ve devamlılığı da su olmasa mümkün olmayacaktı. Uygarlık tarihi su krizine girdiği için yıkılan uygarlıklarla dolu.

Kriz kapıda!

İklim krizi, doğadaki kimyasal kirlenme, nüfus artışı, orman ekosistemlerinin tahribi gibi günümüz uygarlığının güncel sorunları bir kez daha ciddi bir su krizine neden olacak gibi görünüyor. Uluslararası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) 3. Tahmin Raporu’na göre Türkiye önümüzdeki yıllarda ciddi kuraklık tehdidiyle karşı karşıya kalacak. Örneğin Ege, Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu’yu kapsayan bölgelerde yağışlar yüzde 20-50 oranı arasında azalacak. Üstelik zamanla artacak nüfus suya yönelik talebi daha da artıracak. Ancak bu tahminlere sulardaki kimyasal kirlenme dahil değil. Oysa nüfus artışı ve iklim krizinin doğuracağı su kıtlığı sorununun, sulardaki kimyasal kirlenme sorunuyla birlikte değerlendirilmesi gerekiyor. Kimyasal maddelerle kirlendiği için içilebilir olma özelliğini yitirmiş bir su varlığını tükenmiş, kullanılamaz bir varlık olarak görmek gerekir. Böyle bir durumda su kıtlığının yol açacağı sorunların çok daha şiddetli olacağı da açıktır.

Taşıdığı atık debisinin 6 katı

Ülkemizde mevcut su varlıklarını dikkatle korumak gerekirken mevcut durum bunun tam aksinin yapıldığını gösteriyor. Kocaeli bölgesi ve Ergene Nehri’ndeki kirlenme bunun tipik bir örneği ve bu bölgeler ülkemizde yeraltı ve yerüstü sularının kimyasal maddelerle belki de en çok kirletildiği yerler. Ergene Nehri’ne sanayi tesislerinden boşaltılan atıklar nehrin doğal debisinin 6 katı. Her gün 240 bin metreküp kentsel kullanımdan açığa çıkan atık su da herhangi bir arıtma işlemi yapılmadan nehre boşaltılıyor. Ergene Havzası’nda 2000’den fazla sayıda sanayi tesisi var ve bu tesislerin yüzde 82’si Tekirdağ, yüzde 10’u Kırklareli, yüzde 8’i Edirne’de yer alıyor. Suların kirlenmesine neden olan en önemli sektörler tekstil, deri, kimya, gıda ve metal sektörleri. Endüstriyel kirliliğin fazla olduğu bir diğer bölge Türkiye’nin İstanbul’dan sonra ikinci büyük sanayi merkezi olan Kocaeli ili. Gerek Ergene ve gerekse Kocaeli kanser tartışmalarında sıklıkla gündeme gelen bölgeler.

Endüstriyel atık

Araştırmada 1440 su örneği çalışıldı. Bu sularda tespit edilen bazı pestisitlere ve poliaromatik bileşiklere dün değinmiştim. Bu örneklerde ayrıca endüstriyel ve tarımsal faaliyetlerden sulara bulaşan arsenik, kurşun, kadmiyum, civa gibi ağır metallerin yanı sıra; alüminyum, antimon, bakır, baryum, berilyum, bizmut, çinko, demir, gümüş, kalay, kobalt, krom, manganez, molibden, nikel, selenyum, sezyum, stronsiyum, lityum, vanadyum ve talyum elementleri araştırıldı. Çalışma sonuçları endüstriyel faaliyetlerin çok sınırlı olduğu Antalya ili ile kıyaslanarak Ergene Havzası ve Kocaeli ilindeki kirlilik düzeylerinin endüstriyel faaliyetlerden açığa çıkan atıklardan kaynaklanıp kaynaklanmadığı anlaşılmaya çalışıldı.

[Haber görseli]

YÜZ ÖRNEĞİN yarısında alüminyum

Yukarıdaki grafikte bazı ağır metallerin analiz edilen her 100 su örneğinin kaç tanesinde tespit edildiğini gösteren bilgiler yer alıyor. Grafikte de görülebileceği gibi Ergene Havzası’nda yer alan illerde ve Kocaeli ilinde Antalya’ya kıyasla araştırılan elementlerin kalıntısına daha fazla rastlandığı açıktır.

Grafikteki bilgiler, Kocaeli’nde ve Ergene Havzası’nda yer alan illerde suların yaygın bir kirlenmeye maruz bırakıldığını söylüyor. Örneğin Antalya ilinden alınan 100 su örneğinin sadece 18’inde alüminyum kalıntısı çıkarken; Kocaeli’nden alınan örneklerde bu değer 56 olarak belirlenmiştir.

Burada doğal olarak akla gelecek soru suda bulunan kalıntı miktarlarının ne olduğu ve bir sağlık zararına yol açıp açmayacağıdır. Bir kimyasal maddenin zehirli etki gösterdiği miktarla bir başka kimyasal maddeninki aynı değil; her bir kimyasal madde farklı dozlarda zehirli etki gösteriyor. Dolayısıyla gıdalarda ve sularda bulunması muhtemel zehirli maddelerin sağlık zararlarına yol açmaması için hangi sınır değerleri aşmaması gerektiği araştırmalarla belirlenmektedir. Bu sınır değer maksimum kalıntı sınırı olarak adlandırılır. Bu sınırın aşılması sağlık sorunlarına neden olur. Maksimum kalıntı sınırını aşan kimyasal maddeleri içeren gıdaların ve suların yenmemesi veya içilmemesi gerekir. Örneğin içme sularında bulunması muhtemel zehirli maddelerden biri olan arsenik için sınır değer 1 litre suda 10 mikrogram (gramın milyonda biri) olarak belirlenmiştir. İçinde 10 mikrogramdan fazla arsenik bulunan sular içme suyu olarak kullanılamaz. Alüminyum için konulan sınır değer ise 200 mikrogramdır.

[Haber görseli]

Antalya’nın 15 katı

ARSENİK MİKTARI SINIRLARI AŞMIŞ

Yukarıdaki grafik Antalya ilinden alınan su örnekleri ile Ergene Havzası’nda yer alan Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illerinden alınan su örneklerindeki arsenik miktarlarını kıyaslamalı olarak gösteriyor. Grafiği iki ayrı grafiğin üst üste binmiş hali olarak görmeli. Mavi renkli kısım Antalya; kırmızı renkli kısım Ergene Havzası illerini gösteriyor. Kocaeli ilinden alınan su örneklerinden sadece birinde arsenik tespiti yapıldığı için elde edilen bu veri grafiğe konulmadı.

Farkı ortada…

Grafikte en solda yer alan mavi renkli kısım Antalya ilinden alınan 569 su örneğinden arsenik tespiti yapılan 20’sini (yüzde 3.5) gösteriyor. Grafiğin tam ortasından geçen çizgi 10 mikrogram olarak belirlenen aşılmaması gereken arsenik sınırını gösteriyor. Antalya ilindeki örneklerden sadece birinde arsenik miktarı maksimum sınır değer olan litrede 10 mikrogramı aşıyor. Grafikte kırmızı renkle gösterilen kısım ise Ergene Havzası’nda yer alan Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illerini gösteriyor. Sadece görsel olarak bile farkın ne kadar büyük olduğunu görmek olanaklı.

Ergene’deki 3 ilden alınan 764 su örneğinin 316’sında (yüzde 41.4) arsenik tespit edildi ve bu değer Antalya’dan 15 kat fazla. Örneklerden 25’i (yüzde 3.3) sınır değeri aşıyor ve bu suların içme suyu olarak kullanılmaması gerekiyor. En çok arsenik tespit edilen iller Tekirdağ 140 örnek (8’i sınır değer aşımı); Kırklareli 74 örnek (13’ü sınır değer aşımı) ve Edirne 106 örnek (4’ü sınır değer aşımı) olarak belirlendi.

[Haber görseli]

Ağır metaller kol geziyor

HEPSİ DE ENDÜSTRİ MERKEZİNDE

Alüminyum sulara yerkabuğundan, arıtma tesislerinde kullanılan alüminyum içeren bileşiklerden ve en çok da endüstriyel atıklardan bulaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü alüminyumu suda sağlık için önem arz eden kimyasallardan biri olarak değerlendirmiş ve sularda bulunabileceği maksimum miktarı litrede 200 mikrogram olarak sınırlandırmıştır. Bu sınır değerin üzerindeki suların içilmesinin çeşitli sağlık sakıncaları doğuracağı düşünülüyor. Yukarıdaki grafikte analiz edilen sularda tespit edilen Alüminyum miktarları gösteriliyor. Grafik 3 ayrı grafiğin üst üste konmuş hali olarak görülmeli. Turuncu renkli kısım Kocaeli; ortadaki mavi renkli kısım Antalya ve en sağdaki kırmızı renkli kısım Ergene Havzası illerini gösteriyor.

İçilmemesi gerek

Grafikte en altta yer alan ve başında 200 yazan çizgi aşılmaması gereken sınırı gösteriyor. Görülebileceği gibi gerek Kocaeli ilinde ve gerekse Ergene Havzası’ndaki sularda bulunan alüminyum düzeyleri endüstriyel faaliyetlerin çok zayıf olduğu Antalya iline kıyasla çok yüksek. Ergene’de analiz edilen toplam örnek sayısı 764; alüminyum tespiti yapılan örnek sayısı 181 (yüzde 24) ve litrede 200 mikrogram olan sınır değeri aşan örnek sayısı ise 29 (yüzde 3.8) olarak belirlendi.

Kocaeli ilinde analiz edilen örnek sayısı 106; alüminyum içerdiği tespit edilen su örneği sayısı 49 (yüzde 46) ve sınır değeri aşan örnek sayısı ise 10 (yüzde 9.4) olarak tespit edildi.

Her bir analiz örneği bir köy ya da mahalle bazında bir yerleşim noktasından alındı. Dolayısıyla sınır değerin aşıldığı yerlerdeki suların içme suyu olarak kullanılmaması gerekiyor.

Antalya ilinde ise analiz edilen 569 örnekten sadece biri alüminyum için belirtilen sınır değeri aşıyordu ve tespit edilen alüminyum düzeyleri genel olarak çok düşüktü.

Sonuç olarak Ergene Havzası’nda arsenik kirliliğinin; Kocaeli’nde ise alüminyum kirliliğinin daha yoğun olduğu elde mevcut kısıtlı bilgiyle bile söylenebilir.

Burada arsenik ve alüminyum üzerinden yapılan değerlendirmenin genel olarak diğer ağır metaller için de geçerli olduğu söylenebilir. Kocaeli ili ve Ergene Havzası’ndaki sularda gözlenen ağır metal kirliliği jeolojik bulaşmalarla açıklanamaz. Tarımsal ama özellikle endüstriyel faaliyetlerden kaynaklanan bir kirliliğin göstergesi olarak görülmelidir. Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü çalışmada bölgedeki topraklardan, Ergene Nehri’nin değişik noktalarından, arıtma ve deşarj noktalarından alınan örneklerde de kirlilik tespiti çalışmaları yapılmıştır. Bu verilerin tamamının üst üste konulması çok daha doğru ve kesin bir bilgi sağlayacaktır.

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı