/ Devrimci Perspektif / Muhafazakarlık ve Bilim: Bitmeyen Bir Çelişki-Gökçe Şentürk

Muhafazakarlık ve Bilim: Bitmeyen Bir Çelişki-Gökçe Şentürk

on 8 Temmuz 2018 - 19:01 Kategori: Devrimci Perspektif, Gökçe Şentürk, Kültür-Sanat, Yazarlar

Bilim, tarih içinde özellikle içinde yaşadığımız sistemin tetiklediği bir yanılsama olarak toplumsal olgu ve koşullardan bağımsız şekilde ele alınır. Oysaki bütün bilim tarihi, öncüler, teoriler ve bunların yorumlanma biçimleri içine doğduğu tarihsel anın özelliklerini hem taşır hem de o ölçüde toplumsallaşır ya da dışlanır. İhtiyaçtan doğan fakat sınıfların ve dolayısıyla ayrıcalıklı kesimlerin belirginleşmesiyle belirli bir azınlığın merakına dönüşen bilim ve bilimsel düşüncenin kaderi açısından dönemin egemen sınıflarının toplumsal yönetme kabiliyetine zeval getirip getirmediği bu noktada belirleyici olmuştur. Somutlayacak olursak; bilimsel anlamda bugün gerçek olarak kabul ettiğimiz bazı düşüncelerin (dünyanın güneş etrafında dönmesi gibi) kabul görmesi için yönetici sınıflar arasındaki çatışmanın üretim biçiminin değişmesi noktasına kadar gelmesi ve yeni güçlerin bu yeni fikirlerin toplumsallaşmasından çıkarı olması gerekiyordu. 17. yüzyılda başlayan Bilim Devrimi’nin de iktidar olma meşruluğunu tanrıdan alan feodal sistemden kapitalist ilişkilerin ortaya çıkması, ruhban sınıfı ve burjuvazi arasındaki çelişkilerin burjuvazi lehine sonuçlanmasıyla birlikte din ve bilim arasındaki bağımlılığı da devrimci bir kopuşla gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz.

Muhafazakarlık ve Bilim Çelişkisinin Tarihsel Kökleri

Fransız Devrimi ve Aydınlanma Düşüncesinin ortaya çıkardığı devrimci kopuş ve toplumsal alt üst oluşa karşı 18. yüzyılın sonlarından itibaren şekillenen muhafazakarlık, kapitalist ekonomik işleyişle doğrudan sorunu olmadan toplumsal değişimin hızlı bir şekilde gerçekleşmesinin yarattığı toplumsal sonuçlara düşmanlık besler: kadının konumu, aile, din, alt sınıfların devrim sahnesinin aktörleri olması….

Muhafazakâr düşünce bütün toplumsal öğelerin birebiriyle ilintili ve işlevsel olduğu iddiasındaki organizmacı bir düşüncedir. Her şey hâkim amaç ve işlevini kendi içinde taşır. Aydınlanma döneminin ortaya koyduğu şekliyle akıl adına görenek, inanç ve kurumlar gözden çıkarılmaz, insan iradesine uygun şekilde değiştirilemez. Tek tek insanlarda bulunan akıl, yüzyılların insanlığın birikimiyle karşılaştırıldığında küçüktür. Muhafazakarlığın esas aldığı düzen, salt siyasal kurumlardan oluşmaz; insanın biyolojik ihtiyaçlarını karşılamak için aileye ve çocuklara, güvenlik ve bağımsızlık için mal ve mülke, mutsuz bir göçebe olmamak için yerel bağlara ve komşulara, ona nereden gelip nereye gittiğini ve yeryüzündeki konumunu anlatacak geleneksel bir dini inanca ihtiyacı vardır. Din kutsal olan toplumdan ayrı düşünülemez, bir diğer deyişle toplum dinin diğer yüzüdür. Dinin toplumsal işlevi olan bir cemaat oluşturma misyonu ve yarattığı bir aidiyet duygusu vardır. Muhafazakâr düşünüşe göre, akılcılık; geleneksel temelleri, dini, alışkanlıkları ve kurulu düzene, adetlere olan saygıyı yıpratmış ve ortadan kaldırmıştır. Dolayısıyla ortaya çıktığı şekliyle klasik muhafazakarlık toplumsal çıkarlar adına, kabul, inanç ve inakların yerine akıl ve deneyim yoluyla sorgulama yöntemini sentezleyerek bilgi birikimini elde eden bilimsel düşünceye özü itibarıyla karşıdır.

Muhafazakâr tepkinin Fransız Devrimi ve Aydınlanma yanında bir diğer hedefi de Sanayi Devrimi’dir. Makinalaşmaya, kırsal yapının, sosyal düzenin bozulmasına karşı çıkılır. Kapitalizm tarafından yerinden edilen kırsaldaki mülk sahibi sınıflara, taşralı küçük burjuvalara hitap etmesi boşuna değildir. Karşı çıkışlarının temelinde toplumun hızla köklü biçimde değişmesinin gelenek, değerler ve hiyerarşik ilişkiler üzerinde yarattığı yıpratıcı etkiler bulunur. Muhafazakar açısından organizmada ancak tedrici değişimler yaşanır.

Kapitalizmin ve yönetici sınıfı burjuvazinin “eski düzen”le savaşımı sona erip de tarihsel zaferini ilan ettiğinde toplumsal yapılar bilimden, sanata ve dine kadar yeniden inşa edildi. 20. yüzyılla birlikte kapitalizm, serbest rekabetçi döneminden tekelci dönemine geçmiş ve dini kurum ve kuruluşların iktidarını tehdit etme durumu ortadan kalktığı için de din, toplumsal yapıyı kapitalistler lehine dönüştürmenin bir aracı olarak görülmeye başlanmıştı. Dolayısıyla bu durum doğrudan olmasa da dolaylı olarak muhafazakâr düşüncenin de karşıtı olduğu modernleşme ve rasyonel düşünceye karşı tavrının bir tarihsel kategori olarak ayakta kalabilmesi için değişmesine ve farklı ilişki biçimlerine dönüşmesine yol açtı. Bir diğer deyişle de artık genelleşmiş meta ekonomisi olarak dünyaya egemen olmuş sistem kapitalizm karşıtlığı üzerinden doğmasına karşın ona eklemlenmesine.

Neoliberal Dünyada Bilimin Yeri

Bahsettiğimiz eklemlenmenin en açık örneği 70’lerle birlikte krize çözüm olarak devreye sokulan yeni sermaye birikim modeli neoliberalizm içinde şekillenen muhafazakarlık oldu; yani yeni-muhafazakarlık (neoconservatism). Bu yeni biçimi neoliberalizmin piyasacılığıyla birleştirilmiş bir muhafazakarlık olarak özetleyebiliriz. Devletin kamu harcamalarından elini çektiği azgın piyasacılığın devreye sokulduğu bu dönemden en çok etkilenen kurumlardan biri de bilim ve bilimsel düşünceyle doğrudan bağlantısı olan eğitim sistemi oldu. Bu dönüşüm elbette ülkelerin tarihsel gelişimine göre farklı seviyelerde izlense de artık açık bir biçimde eğitim sisteminin ve bilimsel araştırmaların insanlığın değil piyasa ve kapitalizmin ihtiyaçlarına göre şekillendiğini söylemek gerekir. Tüm dünyada en gözde eğitim kurumlarında, üniversitelerde piyasada kısa vadede somut bir metaya dönüştürülebilecek bir bilimsel kategori ile uğraşmıyorsanız ciddi finansal destek gerektiren araştırmalarınızın fonlanması mümkün değil. Elbetteki bu durum hiçbir bilimsel araştırmanın yapılamadığı ya da ilerlemenin sağlanmadığı anlamı taşımıyor. Ama nesnel biçimde insanlığın yüzyıllar içinde elde ettiği bilgi birikimindeki ilerlemenin bugünün teknolojik seviyesi düşünüldüğünde ciddi bir engelle karşı karşıya olduğu görülüyor. Diğer bir yanıyla yazının başında bahsettiğimiz bilim ve bilimsel yöntem neticesinde elde edilen üretimin, toplumsal süreçlerden tamamen azade şekilde ele alındığını da vurgulamak lazım. Çünkü bu yeni dönem boyunca pozitif bilimlerle beşerî bilimlerin, teknikle toplumsal olanın tamamen ayrıştığı bir süreç mevcut. Bilimsel üretim tamamıyla piyasanın ihtiyaçlarına göre şekillendiriliyor.

AKP Döneminde Türkiye’de Bilim

Yukarıda sözünü ettiğimiz ne varsa herhalde en çarpık şeklini örneklendireceğimiz yer de AKP’nin yeni Türkiye’si. Toplumun yeniden inşasında kullanılan yüksek dozda muhafazakarlık ve azgın piyasacı anlayışın en etkili olduğu yerlerden biri eğitim sistemi. Geç kapitalistleşmenin getirdiği çarpıklık, Türkiye’de burjuva sistemin gündelik kısa vadeli ihtiyaçları ve AKP’nin kırılgan ekonomisiyle birleşince bilimden bahsetmek mümkün dahi olmuyor. Temel bilimlerin kapatıldığı, araştırmaların da kısa vadeli çıkarlar doğrultusunda şekillendirildiği bir anlayış her yanı sarmış durumda. Diğer taraftan da bu çarpık sistemin devam etmesi için yeni yetişen nesillerin her türlü sorgulama ve sınama yönteminden uzaklaştırıldığı giderek gericileşen, ezbere dayalı, evrim teorisinin müfredattan çıkartıldığı bir eğitim sistemi mevcut. En ideal şekliyle sorgulamadan sermayenin ihtiyaçlarını karşılayacak makinenin birer dişlisine dönüşmüş nesiller yetiştirilmek isteniyor. Gelinen noktayı özetlemesi açısından kamu kurumu olarak TÜBİTAK’ın yıllar içindeki dönüşümü, hayvanat bahçesi müdürünün kurumun başına atanması ve popüler bilim kitapları çıkaran TÜBİTAK yayınlarının emre tabi, bilimsel gerçekleri göz ardı eden bir anlayışla çocuk boyama kitapları çıkaran bir yayın politikası izleyerek neredeyse hurafelere kaynak ayıran bir kuruma dönüşmesi örnek gösterilebilir.

Sonuç

İnsanın kendi gerçekliğine ve doğaya içkin bilgi edinme çabası olarak nitelendirebileceğimiz bilim, kapitalizmin bugünkü aşamasında muhafazakarlık ve piyasacılıkla örülmüş kalın duvarlarla karşı karşıya. Bu duvarları sistem içinde aşmanın da hiçbir yolu yok. Özgür ve sorgulayan düşüncenin toplumun bütün bireyleri tarafından benimseneceği ve bilimsel araştırmalar neticesinde ortaya çıkan deneyimlerin tüm toplumun refahı ve ilerleyişi için kullanıldığı bir dünya için kapitalizmin zincirlerinden kurtulmaktan başka çare yok.

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı