/ Emekçiden / Mega Proje Mega Katliam!

Mega Proje Mega Katliam!

on 12 Şubat 2018 - 17:36 Kategori: Emekçiden

Erdoğan’ın yeni rant kapısı 3. Havalimanı, iş cinayetleriyle gündem olmuştu. İnşaata başlanıldığı günden beri yüzlerce işçiye mezar olan havaliamanının reklamını yapmakta gecikmeyen Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan, daha iki gün önce, 3. Havalimanı’nın yüzde 80’inin tamamladığını ve havaliamanı yatırım bedelinin 10 milyar 247 milyon Avro olduğunu söylemişti. Bakan, dünyanın devam eden en büyük projesinden 6’sını gerçekleştirdiklerini anlata dursun 3. havaliman inşaatında görevli bir harfiyat kamyonu şöförü, AKP’nin 3. Havalimanı şantiyesini nasıl işçilere mezar ettiğini ve 9 milyon ağacı keserek yaptıkları limanın doğayı nasıl tahrip ettiğini tüm gerçekliğiyle anlattı.

Harfiyat kamyon şöforü işçi, inşaat başladığından beri 3. Havalimanı şantiyesinde çalıyor. Bu işi çocukları için yaptığını ama dökülen harfiyatın, kesilen ağaçların doğanın tahribatına yol açtığını ve çocuklarının geleceklerini etkileyecek bu durumu şu sözlerle ifade ediyor:

“Buraya ilk olarak 2007’de geldim. Makinelerden ve egzoz dumanından yağmur değil artık asit yağıyor. Havalimanının kulesini lale sembolünde yapıp, maketini dağıtıyorlar ama onun nasıl gözüktüğünü bir de gelip Akpınar, Çiftalan, Ağaçlı, Odayeri köylülerine sorsunlar. Örneğin Öz – Trans’a, taş çeksin diye verilen arsada köylülerin hayvanları ne kadar zarar gördü? Onlar için önemli değil. Köylüler kaç sefer yürüyüş yaptı, yolu kapattı ama kimsenin kendilerini duymadığını anlayınca onlar da susmak zorunda kaldı. Evet bir tarafta çocuklarımıza bakalım derken diğer tarafta çocuğumuzun geleceğiyle oynuyoruz. Şu an çocuğumun elektrik, su faturasını, kirasını veriyor ve okutuyor olabilirim ama temiz, sağlıklı bir geleceğini de peşin olarak yok edilmesine, elinden alınmasına aracı oluyorum. Belki memleketime giderim ama 10 sene sonra özellikle burada yetişecek olan neslin doğasını, suyunu, oksijenini kısaca hayatını çalıyorum”

İnşaatında işçilerini iş güvenliği adına hiçbir önlem alınmadığı ve şantiyenin “mezarlığa” nasıl döndüğünü, işçilere iş yetiştirme baskısı yapıldığını ise şu sözlerle anlatıyor:

“Geçen gözlerimin önünde Ordulu bir formen (ekip başı), şoförü Vietnamlı olan ve 3 çeker dediğimiz yüksek tonajlı, sadece yükü 80 ton olan aracın altında kaldı. Bu olayı özellikle takip ettim. Hiçbir gazetede, televizyon kanalında ya da sosyal medyada yer almadı. Başka bir örnek vereyim, metronun yapımında kullanılan büyük taşlar taşınırken halat koptu. Her biri 3.5 ton olan 3 taş, çocuk yaşta olan iki işçinin üstüne düştü. Basında bu ölümün haberini de duymadım. Hatta ambulans dahi gelmedi ve çocukları özel arabayla götürdüler. Havalimanı yapımında şu ana kadar 400 işçinin öldüğünden bahsediliyor.”

İş cinayetlerine kurban giden emekçilerin ailelerine 400 bin TL gibi bir para verilip susturulmaya çalışıldığını ise şöyle anlatıyor: “O işçi 400 yıl yaşasa ve çalışsa o parayı yanyana göremez. Ve insanlarımızın inancı, ‘Kader. Ölenle ölünmez.’ Aile bir yerde o parayı almaya mecbur oluyor. Birileri kazanıyorken birilerinin hayatı da işte böyle zindan oluyor.”

İşçi, patronları tarafından doğru düzgün muayenesi yapılmayan yüklü kamyonları kullanmaya zorlanıyor. İşçi, Öz – Trans adında, özel araç muayene istasyonu şirketinin de yaptığı işin kağıt üzerine, ‘bu plakalı araç muayeneye gitti’ notu düşmek olduğunu anlatıyor. Araç muayeneye gitmese de hazırlanana evrakta aynı bilgi notu yer alıyor. Freni tutmayan araç bile yollara çıkıyor. Geceleri, araçların arka lambalarının hiç biri yanmıyor ve alanda sık sık kaza oluyor.

“ Kamyonlar, dakikada bir hafriyat yüküyle dolduruluyor. Yükü denetleyen yok. Özel güvenlikçiler, formene çay getirmekle meşgul. Hafriyatların tonaj hesabının belediyenin kantarıyla yapılması gerekiyor. Fiş alınması için. Bu işin sorumluluğu ise belediye yetkilisine ait. Ancak, orda bulunduğumuz süre boyunca yükümlülüklerin hiçbirine denk gelmiyoruz. Kulübedeki bir güvenlikçi, kamyonlardan parayı alıyor o kadar. Hiçbir ölçüm yapılmadan verilen para ise 30- 100 TL arasında değişiyor. O paradan devletin kasasına gelir yazılıyor mu bilinmiyor. Zabıtalar ise sabah geliyor, akşama kadar çayını içip gidiyor. Alanda tonajlı yüzlerce araç çalışıyor.”

Patronlara güvencesiz çalıştırılmak istemediğini söylediğindeyse şu cevabı alıyor:

“Bu araçlar insana çarpar, öldürür ve gider. Bitti. Faili meçhul. Kim vurduya gitmiş olursun. Devlet istese bulur. Havalimanında çalışıyor diye cezada esneklik yapar. Bakanlık, 2019 seçimlerinden önce teslim edilsin diye ‘acele edeceksiniz’ emrini veriyor. Dikkatini çekmiştir, tüm kamyonlar balık sırtı. Normal de benim kamyonumun yük hakkı, en fazla 42 tondur. Geçersen ceza uygulanması lazım ama şu an çalışan tüm kamyonlar, 80 ton civarında. Firmanın ismini vermeyeyim, bir keresinde gereğinden daha fazla yük yüklemediğim için beni kovdu. Adama, ‘farz edin ki kaza yaptım ve biri öldü ve bu yükü kantara çektiklerinde 22 yıl verirler, yatar mısınız?’ dedim. ‘O zaman çalışma’ karşılığını verdi.”

Havalimanı projesinde Orkun Group, harfiyat işleri yapan şirketlerden biri. Akpınar Mahallesi’ne özel yaşam alanı kurmuşlar. Camileri, hayvanat bahçeleri kısaca herşeyleri var. İşçileri ise berbat koşullarda barındırıyorlar. Şirket yöneticileri helikopterle buraya geliyor. Yol üstünde duran otobüslerine rastlıyoruz. “Normal bir yurttaşın otobüsü olsaydı çoktan çekilmiş, ceza verilmiş olacaktı. Günlerdir orada. O araç yüzünden kaç kez başka araçlarla kafa kafaya gelip, ölümle burun buruna geldim” diyor.

İşçi, normalde 8 saat çalıştırılması gereken işçilerin 12 saat çalıştırılmaya zorladıklarını şu sözlerle anlatıyor:

“Üç gün önce sabah işe geldim. Bakan bir tanıdığı olduğunu söyleyen yani sırtı kalın firma sahibinin şoförü, jandarma görüyor olmasına rağmen, balık sırtı dediğimiz, gereğinden fazla yük yüklemiş. Bir yandan elinde telefon, konuşuyor. Beni solladıktan sonra sürücüsü kadın olan bir araca vurdu. Aracı önüne alarak sürükledi ama durmadı. Hissetmiyor çünkü, makine gibi. Kadın araçtan inemedi, ben aşağı indiğimde kadın başını direksiyona koymuş ağlıyor. Sabah 7’de uyku sersemliğiyle işe giden kadına kocaman bir tır çarpıyor. O kadının psikolojisi şu an kim bilir nasıldır. O soför 7/24 sefer hesabıyla çalıştırıldığı için durmuyor. Anadolu’nun ücra bir köşesinde ailesine birkaç kuruş göndermek için gurbete gelmiş bir insana, ‘maaşınız 1.500 TL ve günlük ortalama 6 sefer yapacaksınız, onun dışında yapacağınız her sefer başına 10 TL alırsınız’ diyince şoför de fazla sefer yapayım diyerek resmen ölüme gidiyor. Fazla kazanayım derken hızlanıyor, acele ediyor. Normalde 8 saat çalışılması gerekiyorken, 12 saat çalıştırılıyorlar. Burada işçinin değeri sıfır.”

3. Havalimanı’nda ekmek parası için Türkiye’nın, hatta dünyanın bir ucundan gelen 31 bin işçi çalışıyor. Almanya’dan, Vietnam’dan inşaatta çalıştırılmak üzere getirilen binlerce işçi var. Şantiye yemekhanelerinde doğru düzgün yemek bile yok. Barındıkları yer, banyoları kokuyor. İşçi, ucuz iş gücü olarak görülen emekçileri çalışma şartlarını şöyle anlattı:

“Hayvan bağlasanız burada yatmaz. Ama Almanyadan gelen işçi burada ki işçilerin içinde yemek yemiyor, kendi yemeğini, yatma yerini, konteynırını TIR’la kendi ülkesinden getirtiriyor. Vietnamlı işçilerin de yevmiyeleri dolarla. Buradaki aynı işi yapan işçilerden daha fazla. Kesin olmamakla birlikte 2.500 dolardan bahsediliyor, bununla birlikte sigortaları da yüksek primle yatırılıyor. Ama Türkiye yurttaşı işçiye sözleşmeyi asgari ücretten imzalatıyorlar. Ama işçi 12 saat çalıştırılıyor. Üstünü elden vereceğiz diyorlar. Vermeseler de işçi hiçbir hak talebinde bulunamıyor. Artık o paranın verilip verilmemesi patronun vicdanına kalmış. Bir keresinde, Batman’dan gelen duvarcılar çalıştılar ama o işçilerin parasını patronlar vermeyip yedi.”

AKP’ nin 3. Havalimanı inşaatında 31 bin emekçi çalışıyor ve burada yüzlercesi iş cinayetlerine kurban gidiyor. Hafriyat kamyon şoförü işçi, verdiği röportajla 31 bin emekçinin sesi olmuş bu seslerin giderek yükseleceği ortada. AKP patron partisi olduğunu her seferinde gösteriyor. AKP’nin düzeninde zengin şirket yöneticilerinin sırtı sıvazlanırken, üç kuruş maaş uğruna diyar diyar gezen yoksul emekçilerinse payına ekmek parası için girdikleri şantiyeden cenaze torbalarıyla ayrılmak düşüyor.

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı