/ Devrimci Perspektif / Mahalle İntiharı ama Nasıl? – Güneş Gümüş

Mahalle İntiharı ama Nasıl? – Güneş Gümüş

on 24 Temmuz 2018 - 11:59 Kategori: Devrimci Perspektif

AKP’nin 16 yıllık yağma ve talan ekonomisinin yakıtı iyiden iyiye azaldığından yandaşlar dışında herkes güçlü bir ekonomik krize doğru yol aldığımız konusunda hemfikir. Bu kriz birkaç dönem sürecek bir negatif büyüme (resesyonla) süreci ile mi atlatılacak yoksa toparlanmanın uzun zaman alacağı sosyal sonuçları çok daha ağır olacak bir başka kriz (buhran) mi bizi bekliyor? 

Her hâlükârda sol siyasetin bu sürece dair bir hazırlık yapması gerektiği şart. Eğer umutsuz vaka değilsek fikirler dışında sahici icraatları da ortaya koymamız gerekiyor. Ortaya koyduğumuz önerileri de enine boyuna tartışmak ve mantıksal sonuçlarına ulaştırmak zorundayız. Yani enerjik ve kararlı adımlar atmak için öncelikle net olmalıyız.

Yaklaşan kriz vesilesiyle yeniden konumlanma ihtiyacına dair Foti Benlisoy bir yazı kaleme almış. ( https://baslangicdergi.org/sol-mahalle-intiharina-cesaret-edecek-mi/  )
Yazının ana vurgusunu “istibdat cenderesini mümkün kılan ‘mahalleler’ arası kutuplaşmadan” kopararak (mahalle intiharı) “siyaseti sınıfsal-sosyal zeminlere geri taşımak” olarak ifade edebiliriz. 

Her ‘mahalleden’ kadın ve erkek emekçilere seslenmek” gerekliliği konusunda Foti Benlisoy ile hemfikiriz. Sınıf siyasetinin Türkiye’de (ve aslında dünyada da) solun toparlanması için yegane çıkış noktası olduğunu öteden beri söylüyoruz. Bu, bir tespit olarak muazzam önemde, ama iş burada bitmiyor. 
Benlisoy’un kullandığı tabirle mahalle intiharı, ama nasıl? Hangi aktörlerle, hangi mekanizmalarla, hangi ilişkilerle? Neticede meselenin kaynağı ve sonunda yeniden varacağı yer ideolojik dönüşümdür. Bunun farkında olmak gerekir. Sınıf vurgusunu devrimci pratikle birleştirmek, bir yere kadar teknik bir konu. İşin bu kısmı insan kaynağı, politik aygıt(lar), doğru araçlar ve devrimci motivasyonla ilgili. Ama bir de meselenin politik ve ideolojik kısımları var. Fikir vermesi açısında ana başlığı şu şekilde ortaya koyabiliriz: Sınıf çalışmasıyla kültürel çalışmalar (sınıf çatışması & kültürel çatışma) arasındaki derin ideolojik ayrışmada Türkiye’deki sol aktörler nerede duruyor? Mahalle intiharı derken aslında çok kapsamlı bir dönüşümden bahsediyoruz. F.Benlisoy yazısında bu dönüşümün içeriği ve mekanizmaları konularına girmiyor. 
Konuyu biraz daha açmak için öncelikle “mahalle siyasetini”- “mahalleler arası kutuplaşmayı” açmamız lazım. Türkiye siyasetini 1990’lardan itibaren domine etmeye başlayan söz konusu sınıflar üstü kutuplaşma; kimlik, kültür, yaşam biçimi kutuplaşmasıdır. Mahalle siyaseti de kimlik-kültür siyasetidir. Sol açısından da bu, “kültürel solculuk”tur. 
Kültürel solculuğun bir kaynağı laik cepheciliktir. İslamcılığın yükselişe geçmesiyle sol ve sosyalistlerin önemli bir bölümü laikliğin (ve cumhuriyetin) korunması meselesini baş mesele olarak görmüş ve sınıflar üstü bir politika olarak laik cephecilik güç kazanmıştır. Kültürel solculuğun (mahallenin) diğer bir kaynağı Kürt kimliği ile alâkalıdır. Farklı sınıfların bir bileşimi olan Kürt ulusal hareketi, TÜSİAD, AB, ABD ile müttefikliğe varan ilişkiler kurmuş; burjuva devlet ve AKP ile müzakereler yürütmüş, bir yandan da solun bir kısmını siyasal yörüngesine çekerek bir çeşit halk cephesi olarak demokrasi bloğu oluşturmuştur. Açık ya da zımnen sınıf mücadelesini gündem dışı gören solun büyük kısmı, (giderek artan oranda) demokrasi mücadelesi bağlamında HDP’ye yanaştıkça Türk ve Kürt mahalleleri arasında sıkışmıştır. Hatta daha net ifade edersek radikal demokrasinin kimlikler-kültürler politikasına bağlanarak HDP içerisinde erimiştir. Kültürel solculuğun daha başka türleri de elbette var. Politik yaşamı kimlikler mücadelesi olarak örgütledikleri ölçüde Alevi, LGBTİ ve feminist sol da kendi dar mahallesinde hapsolmaktan kurtulamadı. 
Sosyalist olmanın hakkını vereceksek ezilenlerin hakları her daim savunulmalıdır. Ama sol siyasetin kültür-kimlik üzerine kurulması bambaşka bir şeydir. Kimlik-kültür solculuğu dönüştürücü olma potansiyelini nadiren gösterebildi. Hatta bu tarz siyasetin diğer mahalledeki emekçilere seslenme derdi var mı ondan da emin değiliz. Çoğu durumda karşı kimliğin katılaşmasına yol açtığı için sağın bu politikalardan kârlı çıktığını söyleyebiliriz. RTE durumun farkında olduğundan  kimlik çatışmalarını körüklemekten bir an olsun geri durmadı. Trump’ın da benzer taktiği ABD’de uyguluyor olması bizleri şaşırtmıyor. 
Diğer taraftan sol hiçbir gelecek vaat etmese de kendi mahallesinde siyaset yapmanın konforundan ayrılmak istemedi. Kimlik siyasetinin “bizler ve onlar” çizgisi etrafında kendi mahallesini taraflaştırması ve oradan yürümesi dünyanın en kolay işi. Gelgelelim sol bu kolaycılığa battıkça aslî misyonunu kaybetti. Neticede iddiasını kaybetti, heyecanını, kadrolarını, entelektüel üstünlüğünü kaybetti…
Evet, mahalle intiharı, sınıf siyasetiyle olur. Diğer taraftan bu söylemin altını iyi doldurmak gerekir. Siyasi ve ideolojik netlik olmadan intihar bile edemeyiz. O yüzden sınıf ve kültürel çalışmalar konusuna kafa yormak gerekir.
Mahalle siyasetinden çıkışın siyasi karşılığı ise sosyalistlerin HDP’nin solunda, emekçileri ayrıştıran değil birleştiren, sınıf merkezli, enternasyonalist bir dinamiği birlikte inşa etmesidir. Emekçi mahallelerinde, iş yerlerinde, sendikalarda, üniversitelerde ve metropol merkezilerinde bunun için uygun araçlar ve ittifaklar geliştirmek gerekir…  

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı