/ Bolşevik Geleneğimiz / Komünist Eğitimin Görevleri-Leon Troçki

Komünist Eğitimin Görevleri-Leon Troçki

on 18 Haziran 2018 - 13:43 Kategori: Bolşevik Geleneğimiz, Marksist Teori

(Çeviri: Şilan Şule Kayhan)

Yeni İnsan” ve Devrimci

Komünist aydınlanmanın görevinin yeni insanın eğitimine dayandığı sıklıkla dile getirilir. Bu laflar kısmen çok genel ve içler acısı; ayrıca “yeni insan” fikri ya da Komünist eğitimin görevleri adına ortaya atılan herhangi bir biçimsiz insancıl yoruma izin vermemeye özellikle dikkat etmeliyiz. Ne olursa olsun şundan şüphe yoktur ki geleceğin insanları, komün yurttaşları son derece ilginç ve merak uyandıran bir varlık olacak ve psikolojisi de (Fütüristler beni maruz görsün ama ben geleceğin insanlarının bir psikolojiye sahip olacağını düşünüyorum) bizimkinden çok farklı olacak. Bugünkü görevimiz, maalesef, geleceğin insanının eğitimi olamaz. Ütopik ve hümanist-psikolojik bakış açısı, önce insanın şekillendirilmesi gerektiğini ve ancak daha sonra insanın yeni koşulları yaratacağı görüşündedir. Buna inanamayız. İnsanın sosyal koşulların bir ürünü olduğun biliyoruz. Ancak şunu da biliyoruz ki insan ile koşullar arasında karmaşık ve bilfiil karşılıklı işleyen bir ilişki vardır. İnsanın kendisi bu tarihsel gelişimin bir aracıdır, daha azı değil. İnsan tarafından aktif biçimde deneyimlenen koşulların bu karmaşık tarihsel yansımasında, soyut bir şekilde [her koşula ç.n.] uyumlu ve mükemmel komün yurttaşları yaratamayız ancak dönemimize özgü somut insanı şekillendiririz. Yine de bu insanın, uyumlu komün yurttaşlarını yaratacak olan koşulların ortaya çıkması için daima savaşması gerecek. Bu, tıpkı komün yurttaşı olan torunlarımızın devrimci olmayacağı [olmak zorunda olmayacağı ç.n] gibi bir durumdan ötürü tabii ki çok daha farklı bir şeydir.

İlk bakışta bu yanlış gibi görünüyor, hatta neredeyse kulağa aşağılayıcı geliyor. Ancak durum böyle. “Devrimci” kavramı, bizim düşüncelerimiz ve isteklerimizden, en iyi arzularımızın toplamından şekillenmektedir ve bu sebepten ötürü “devrimci” kelimesi kültürel evrimin önde gelen çağından devraldığımız en yüksek idealler ve ahlak tarafından etkilenmiştir. Bu yüzden, onları devrimci olarak tasavvur etmediğimizde kendi gelecek kuşaklarımıza iftira ediyormuşuz gibi görünüyor. Fakat şunu unutmamalıyız ki, bir devrimci belirli tarihsel koşulların, sınıflı toplumların bir ürünüdür. Devrimci, psikolojik bir soyutlama değildir. Devrim özünde soyut bir ilke değil, sınıf çatışmasından doğan, bir sınıfın bir diğer sınıfı şiddetle buyruğu altına almasından kaynaklanan maddi bir tarihsel olgudur. Buradan hareketle

devrimci, somut tarihsel bir tiptir ve sonuç itibarıyla da geçicidir. Bu tipolojiye ait olmaktan gurur duyuyoruz. Amma velakin görevimiz vasıtasıyla içerisinde hiçbir sınıf çatışmasının, devrimlerin olmayacağı bu yüzden de devrimcilerin olmayacağı bir toplumsal düzenin koşullarını yaratıyoruz. “Devrimci” kelimesinin anlamını, insanın doğasını kontrol altına almasına ve teknik, kültürel kazanımlarda ilerlemesine doğru yönlendirilmiş bütün bilinçli faaliyetlerini kapsayacak şekilde genişletebileceğimiz doğrudur. Ancak, sınıflı toplumu alaşağı etmek olan somut tarihsel devrimci görevimizi nihai biçimde gerçekleştirmiş olmadığımız için böyle bir soyutlama yapmaya ve “devrim” kavramını bu denli sınırsız genişletme hakkına sahip değiliz. Sonuç olarak, toplumun son derece uyumsuz bir geçiş aşamasında, komünün uyumlu yurttaşlarını eğitme, onları dikkatli bir laboratuvar çalışmasıyla şekillendirme gerekliliğinden çok uzaktayız. Böylesi bir girişim, acınası çocuksu bir ütopya olurdu. Yapmak istediğimiz şey, henüz bir sonuca vardıramadığımız tarihsel geleneklerimizi miras alacak ve onu tamamlayacak olan devrimciler yaratmaktır.

Devrim ve Mistisizm

Bir devrimcinin başlıca özellikleri nelerdir? Devrimciyi evrildiği ve onsuz bir hiç olduğu sınıf kökeninden ayırma hakkımızın olmadığı vurgulanmalıdır. Yalnızca işçi sınıfı ile bağdaştırılabilen çağımızın devrimcisi, kendine has psikolojik özelliklere, akıl ve irade özelliklerine sahiptir. Eğer gerekli ve mümkün ise, devrimci, amaç uğruna şiddete başvurarak tarihi engelleri tuzla buz eder. Eğer bu mümkün değilse o zaman dolambaçlı yoldan gider; zayıflatır ve ezer, sabırla ve kararlı bir şekilde. O bir devrimcidir çünkü engelleri yıkmaktan ve durmak bilmeden enerji harcamaktan korkmaz; aynı zamanda, tarihsel değerinin bilincindedir. Yıkıcı ve yaratıcı çalışmalarını en yüksek etkinlik derecesinde sürdürmek, yani verili tarihsel koşullarda, devrimci sınıfın ileriye doğru hareket etmesini sağlayabileceği azami ilerlemeyi sağlamak onun kararlı çabasıdır.

Devrimci, faaliyetinde yalnızca dışsal engelleri tanır içselleri değil. Yani, kendi içinde faaliyetlerinin tüm somutluğuyla, olumlu ve olumsuz yönleriyle kestirebilme yeteneğini geliştirmek ve doğru bir siyasi dengeye varmak zorundadır. Ancak, subjektif engellerle eylemleri içten engellenmişse; kavrama veya irade gücünde yoksunluk varsa, düşünce ayrılığıyla, dinsel, ulusal etkenler veya önyargılar tarafından felce uğratılmışsa, bu durumda en fazla kısmen devrimci olabilir. Nesnel koşullarda halihazırda çok fazla engel var ve devrimci bu nesnel engellere ve anlaşmazlıklara bir de öznel olanları ekleme lüksüne kendini kaptıramaz. Bu nedenle, devrimcinin eğitimi, her şeyden önce, çoğunlukla çok “duyarlı” bir zihinde bulunan cehalet ve batıl inanç kalıntılarından kendini kurtarmasına bağlıdır.

Darwinizm ve Marksizm

Darwin, belirttiği üzere, İncil’in yaradılış teorisini reddettiği için Tanrı’ya olan bütün inancını kaybetmemişti, bununla beraber Darwinizm’in kendisi bu inançla tamamıyla bağdaşmamakta. Bu bağlamda, diğer açılardan olduğu gibi, Darwinizm bir öncel, Marksizme hazırlıktır. Ayrıntılı olarak materyalist ve diyalektik anlamda ele alınan Marksizm, Darwinizm’in insan toplumuna uygulanmasıdır. Manchester Liberalizmi, Darwinizm’i mekanik bir şekilde sosyolojinin içine sığdırmaya çalıştı. Bu tür girişimler, yalnızca kasıtlı burjuva savunmalarını gizleyen çocukça benzerliklere neden oldu: Marks’ın mücadelesi, varoluş mücadelesinin “ebedi” yasası olarak açıklandı. Bunlar çok gülünç. Darwinizm ve Marksizm arasındaki yalnızca bir içsel ilişkidir, ki bu da cansız doğa ile kadim bir ilişki içerisinde olmada; daha fazla özelliğe sahip olmada ve evriminde, deviniminde, bitki ve hayvan alemlerinin ilk temel türleri arasındaki yaşamın gerekliliklerinin farklılaşmasında; mücadelelerinde; ilk aleti kullanan “ilk” insanın ya da insanımsı bir canlının sahneye çıkışında; ilişkili araçların kullanılmasında, ilkel işbirliğinin geliştirilmesinde; üretim araçlarının, yani, doğayı tâbi kılma araçlarının geliştirilmesinde; sınıf savaşımında; ve son olarak, sınıfların daha iyi bir duruma getirilmesi mücadelesinde olmanın canlı akışını kavramayı mümkün kılar.

Dünyayı böylesi bir geniş bakış açısıyla kavramak, insan bilincinin ilk kez mistisizmin kalıntısından ve sağlam bir dayanağı güvence altına almasından kurtuluşunu ifade etmektedir. Gelecek için mücadelenin içsel öznel handikapları olmadığı ama mevcut yegâne engel ve tepkilerin dıştan kaynaklandığı ve çelişkinin koşullarına göre çeşitli yollarla üstesinden gelinmesi gerektiği konularında son derece açık olmak anlamına gelmektedir.

Sıklıkla söyleriz ki “Pratik eninde sonunda kazanır.” Bu, bir sınıfın ve tüm insanlığın kolektif deneyimlerinin düşüncesizce yapılmış hayal ve yanlış teorileri yavaş yavaş ortadan kaldırması açısından doğrudur. Ne var ki buradan yola çıkarak teorinin gerçekte insanlığın toplam deneyimini içerdiğini anlarsak, eşdeğer gerçekle şu da söylenebilir: “Teori önünde sonunda kazanır.” Bu açıdan bakıldığında, teori ve pratik arasındaki karşıtlık ortadan kalkmakta, çünkü teori, doğru bir şekilde incelenmiş ve genelleştirilmiş bir pratikten başka bir şey değildir. Teori, pratiği bertaraf etmez ama düşüncesiz, ampirik, kaba bir tavır bunu yapar. Mücadelenin uygun koşullarını, kendi sınıfımızın durumunu yerli yerince kestirebilmemiz için, güvenilir bir politik ve tarihsel yönteme sahip olmamız gerekir. Bu, Marksizm ya da en yeni haliyle Leninizm’dir.

Marks ve Lenin- bu insanlar sosyal araştırma alanındaki en önemli iki önderimizdir. Genç kuşak için Marks’a giden yol Lenin’den geçmektedir. Bu düz yol giderek zorlaşır, çünkü bu zaman aralığı o kadar uzundur ki yeni nesli, bilimsel sosyalizmin kurucuları Marks ve Engels’in dehasından ayrı düşürüyor. Leninizm, doğrudan devrimci eylem için, burjuva toplumunun emperyalist can çekişme çağında Marksizm’in vücuda gelmiş ve yoğunlaşmış halidir. Moskova’daki Lenin Enstitüsü, daha yüksek bir devrimci strateji akademisi haline getirilmelidir. Komünist Parti’mize, Lenin’in muazzam önderliği nüfuz etmektedir. Onun devrimci dehası bizimle beraberdir. Devrimci ciğerlerimiz, önceki insan düşüncesinin bugüne değin oluşturduğu daha iyi ve daha yüksek kuramın atmosferini solumakta. Bu nedenle, yarının bizim olduğuna içtenlikle inanıyoruz.

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı