/ Manşet / Kimin Beka Sorunu?

Kimin Beka Sorunu?

on 14 Mart 2019 - 19:01 Kategori: Manşet

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, kalabalık ve yazı31 Mart yerel seçimlerine artık çok az bir süre kaldı. Seçimler yaklaştıkça geçmiş yıllarda olduğu gibi AKP iktidarının muhalefeti kriminalize etme çabaları ve çirkinlikleri giderek artıyor.

Erdoğan ve rejimi açısında artık ne için düzenleniyor olursa olsun her seçim döneminde kampanyanın teması değişmiyor: Dış güçler, terör örgütleri, faiz lobisi vs… İktidar en çok işine yaradığı söylemleri bu seçimde de “beka” söyleminin arkasına sıralayarak kutuplaştırıcı bir kampanya sürdürmeye devam ediyor. 8 Mart’ın ardından başlayan ezan tartışmaları, Ankara’da belirgin bir şekilde yarışı önde götüren Mansur Yavaş’a yönelik kurulan kirli komplo, Erdoğan’ın Meral Akşener’i miting kürsüsünden hapisle tehdit etmesi, kamuoyunu ikna edebileceği politik argümanlarını yıllar önce kaybeden bir iktidarın tutunduğu kokuşmanın dışa yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

Böyle olunca Erdoğan için yerel-genel-cumhurbaşkanlığı fark etmeksizin bir cenk sahasına döndü. 2014 yılından bu yana iktidar her seçime bir ölüm kalım mücadelesi anlamı yükledi. Erdoğan ve çevresindekiler de farkında ki en ufak bir tökezlemede işleri toparlamaları kolay olmayacak. Bu nedenle haftalardır “beka” sorunuyla yatıp kalkıyoruz.

Ancak AKP eğer iktidar seçimlerden zayıflayarak çıkarsa ülkenin “beka”sının tehlikeye gireceğini kendi tabanına bile kabul ettirmekte zorlanıyor. AKP’ye yakın bir anket şirketi olan ANAR’ın Genel Müdürü İbrahim Uslu bu durumu şöyle açıklıyor: “AKP iktidarının sürekli beka vurgusu yapması, elinde başka koz kalmamasından kaynaklı. Aslında referandumda, son genel seçimlerde işe yaradı. Ama bu süreç uzadıkça, vatandaşı buna inandırmak artık kolay değil. Erdoğan’ın ‘Zillet İttifakı’ söylemi de vatandaşlar arasında kendine çok yer bulan bir söylem değil. Kendi seçmeni bile buna inanmıyor. Bir yandan vatandaşın canını yakan ekonomik kriz varken, diğer söylemler arka planda kalıyor. İktidar bugün ‘Terörü bitirdik, FETÖ’yle mücadele ediyoruz. Onları temizledik, tasfiye ettik’ söylemini dile getiriyor. O zaman da seçmen diyor ki, bu beka da ne oluyor? Yani benim bekamı sıkıntıya sokacak ne var? Ekonomi var. Vatandaş artık ülkenin beka sorunu olduğuna inanmıyor. Onun için ülkenin en büyük sorununu ekonomide görüyor. İktidarın böyle bir kampanya yürütüyor olması kendisiyle de çeliştiğini gösteriyor”. Hatta Nihat Zeybekçi ve Binali Yıldırım bile ülkede bir beka sorununun bulunmadığını dile getirmişti.

İktidarın yıllardır domine ettiği kitleleri ikna edememesi şaşırtıcı değil. AKP büyük oranda muhafazakâr yoksul-emekçi tabanlardan gelen oy potansiyelini bugüne kadar bir düşman yaratarak ve mağduriyet söylemini dibine kadar sıyırarak koruyabilmişti. Ancak artık bu düşman yaratma meselesinde bile ellerindeki barutu tükettikleri Erdoğan’ın, Soylu’nun ve kimi adayların yaptıkları mantık dışı açıklamalardan anlaşılabiliyor. AKP seçimi kaybederse su faturalarını artık DHKP-C’li militanların getireceği, Kürt illerinde 6 yaşındaki çocukların ellerine molotof alarak valiliklere kaymakamlıklara saldıracağı gibi iddialar gülünç olmaktan da öte bir çaresizliğe işaret ediyor.

Öte yandan Mart ayı sonundaki seçime derin bir ekonomik kriz eşliğinde gidiyoruz. Ülke ekonomisinin daralmaya başladığı, sanayi üretiminin ve yatırımların düştüğü, işsizliğin artık ciddi bir toplumsal sorun haline geldiği ve genç insanların bu nedenle intiharlarının arttığı, tarımsal üretimin sıfırlandığı, gıda enflasyonunun coştuğu, yoksul emekçilerin tanzim satış kuyruklarında sıra beklediği, ücretlerin enflasyon karşısında sürekli eridiği bir ülkede tek derdi kendi sefahatini kurtarmak olan bir dikta rejiminin gücünü koruyabilmesi sadece baskıyla ve korku iklimi yaratarak mümkün ve Erdoğan rejimi buna sıkı sıkıya sarılıyor. Ancak bunun kısa vadede işe yarar olduğu unutulmamalıdır. Erdoğan’ın seçimlerden çıkan sonuç ne olursa olsun başka çıkış yolu bulunmamaktadır.

Emekçi sınıflar ve toplumsal muhalefet için ise her zaman bir ihtimal daha bulunuyor. Yoksul emekçilerin kriz koşullarında mücadele etmek dışındaki bütün seçenekleri azalıyor. Zira iktidar 31 Mart’tan itibaren krizin bütün yükünü emekçilere yükleyecektir. Kendileri safahat içinde yaşarken, bizler için zaten var olan sefalet daha da derinleşecektir. Doğrusu ortada bir beka sorunu aranacaksa, bu ancak emekçi sınıfların bekası olabilir. Yoksul emekçiler iktidara gereken dersi hem sandıkta hem de sokakta vermeden bu beka sorununu çözemezler.

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı