/ Devrimci Perspektif / İslamcıların Geleceği Olabilir Mi? – Güneş Gümüş

İslamcıların Geleceği Olabilir Mi? – Güneş Gümüş

on 18 Nisan 2018 - 19:01 Kategori: Devrimci Perspektif

Bu yazının yazıldığı sırada 24 Haziran’da erken seçim yapılacağını duyurdu AKP Genel Başkanı. Yeni bir virajı daha alarak otoriter rejimlerini geri dönüşsüz şekilde yerleştirmek isteyenlerin sopanın gücüyle bir geleceği olabilir mi?

Bir siyasi hareketin, onun bağlı olduğu ideolojinin gücünü belirleyen nedir? Birçok unsurdan bahsedilebilir, ama en önemlisi herhalde kendisine gönülden bağlı insan sayısıdır. Her türlü bedele rağmen davanın peşinde kaç kişi sürükleyebiliyorsun? İlham olabilme kapasitesi; toplumsal hegemonyanın gücünü de belirler.

Uzun yıllara yayılan tarihi boyunca birçok dönüm noktası yaşadığı halde çeşitli şekillerde ayakta kalan İslamcılık açısından gelecek bu bakımdan çok parlak görünmüyor. Geçtiğimiz birkaç hafta boyunca imam hatipli gençler arasında deizme kayışın arttığı sıkça konuşuldu. Düşünün dindar-kindar nesil yaratmaya çalışırken işler istedikleri gibi gitmiyor anlaşılan. Erdoğan “olmaz öyle şey” diye Milli Eğitim Bakanı’nı azarlayadursun, Diyanet İşleri Başkanı “deizm sapkınlıktır, gençler bu sözümden sonra bu yollara sapmaz” diyedursun İslamcı ailelerin çocukları başka dünyalara yelken açmış durumda.

İktidara gelen İslamcıların firavunlaşması, Karunlaşması üzerine çokça yazıldı çizildi; güçlü sebeplerden biri olarak bu durumdan bahsedilmeli elbet. Daha 1-2 gün önce intihar eden, ataması yapılmayan gencecik bir öğretmenin ardından “CHP’ye gidecek bir oy eksildi” diyerek neredeyse “oh” çeken İslamcıların – ki münferit bir olay da değil bu durum – sempati kazanması beklenemez tabi.

Ancak mesele bundan öte. Yani sıkıntı İslamcıların kişisel ya da bütün bir parti olarak iktidar nimetlerini görünce bozulması filan değil; asıl mesele davanın kendisinin bundan öte bir sonuç çıkarmamasıdır. Bu Türkiye’ye has bir eğilim de değil. 1980 sonrası dönemde dünyada sıçrama yapan İslamcıların medar-ı iftaharı İran, Müslüman coğrafyada gençliğin ateistlik oranının en yüksek olduğu ülke durumunda. Sopayı elinde tutan, paraya boğulmuş, şımarıklaşmış İslamcılar, bütün icraatlarını İslam’dan alan bir meşruluk iddiasıyla gerçekleştirdikleri için yıpranmadan payını din de alıyor. Süreç, egemen sınıflardan birisi olan kilise hiyerarşisinin feodalizmin baskısı ve sömürüsünü meşru göstererek uzun erimde kendi altını oymasına benziyor. Tabi, kilisenin yıpranması, Hıristiyanlık üzerinde de belirleyici sonuçlar doğurmuştu. Bugün siyasal İslam’ın iktidarı fetheden gücü AKP yozlaşırken onunla beraber saf tutan Diyanet, türlü türlü cemaat ve bir takım ilahiyatçı, vaiz vb de genel olarak İslamiyeti dair sonuçların açığa çıkmasını beraberinde getiriyor.   

AKP’den kendini farklılaştırmak konusunda ısrarcı olan Saadet Partisi ve bir takım istisna cemaatler de durumu kurtaramayacaktır.  

Ortada Dava Kalmadı; Kalsa da Farklı Sonuçlar Çıkmazdı

Türkiye’de 1980 sonrasında sosyalist hareketin ezilmesi ve tekrar geniş kitleleri harekete geçirecek ölçüde toparlanamamasının avantajıyla İslamcılar, toplumsal bir harekete dönüşmüştü. Bu başarıda en büyük pay sahibi kapı kapı dolaşma irade ve enerjisine sahip kadrolardı. “Adil Düzen” diyorlar, haksızlıklara karşı çıkıyorlar, İslami bir toplumun bugünkü düzenin hastalıklarından kurtulmanın yolu olduğunu savunuyorlardı. Yani ortada bir dava, bu davaya gönülden inanan kadrolar vardı.

Şimdi elde ne var: İktidar nimetlerinden pay kapmak için dün söylediğini bugün yalayan, iktidarına tehdit gördüklerine karşı hiçbir insani kıstas tanımayan, İslami değerlerle ne kadar haşır neşir olduğu bile tartışmalı insanlar. Bir tek sevda kalmış; para ve koltuk sevdası!

Levent Gültekin, “Akit gazetesi çizgisi, İslamcı camiada uzak durulan, ‘rahatsız edici’ görülen bir çizgiydi. Nasıl oldu da hepiniz birden o çizgiye kaydınız?” diye soruyordu. Biz cevaplayalım, toplumsal hegemonya kurulmaya çalışılırken –liberal aydınlar olsun, kimi zaman sol unsurlar olsun- çeşitli ittifaklar için olduğundan demokratik, duyarlı bir görüntü gerekiyordu. Türkiye’de siyasi yaşamı kökten dönüştürecek kadar güçlendikten ve bu gücü korumak için zor kullanmanın gerekliliği açığa çıktıktan sonra kendisinden başkasının iyiliğini istemeyen, ortalaması Akit çizgisine kayan bir İslamcılık şaşırtıcı olmamalı.

Bir davanız yoksa, rant değirmeninden yararlanacak olanları kendinize çekebilirsiniz ama geniş kitlelerde bir heyecan yaratma şansınız kalmaz. Kaldı ki derin bir tutarsızlık, ikiyüzlülükle sadece etki kapasitenizi daraltmazsınız, kendi doğal tabanınızda bile karşı bir akıntıyı –bugün zayıf gibi görünse de güçlenmesi kaçınılmaz- yaratırsınız.

Faiz haram dersiniz, emekçilerin alınteriyle yaratılan zenginlikler üzerinden sıcak para akmaya devam etsin diye uluslararası sermayeye büyük faizler verirsiniz. ABD’ye karşı eser gürlersiniz, sonra Suriye’yi vursun diye dua edip bir de bu kadar bomba yetmez diye serzenişte bulunursunuz. Yanınızda oldukları sürece her türlü desteği verdiğiniz tarikatlar oturup kalkıp kadınları cinsel bir objeden başka bir şey görmediğini ilan eden sapıkça açıklamalarla rezillik yaratır durur. Cemaat yurtlarında, Kuran kurslarında çocuklara yönelik cinsel istismar suçları ortalığa saçılır; üstüne kapatır, bir kereden bir şey olmaz dersiniz. Helal-haram dinin direğiyken yolsuzluklar ortaya saçılınca “insanlar günah işleme özgürlüğüne” müdahaleden kapı açarsınız. İsraf günah dersiniz lüksten geçilmeyen, şatafat içinde yaşamakta hiç beis görmezsiniz.

Sonra da çıkıp gençlere hayatın zevklerinden vazgeçin dediğinizde deli gömleği geçirmeye çalışan bir iktidar olarak onları kaybedersiniz.

Kadın-erkek ilişkilerine yer yok, içkiye yer yok, sanata yer yok, eğlenceye yer yok: Niçin? Tarikat ağababaları paraları cukkalasın, jetskilerde dolaşsın, pisiciklerle programlara çıksın diye mi?

Sonuç Olarak

Oliver Roy, Siyasal İslamın İflası kitabında İslamcılığın tarihsel projesinin dünya çapında fiyaskodan başka bir şey olmadığını şu sözlerle ifade etmişti:

“İslamcılık, tarihsel bir başarısızlıktır: Ne İran’da ne Afganistan’ın kurtarılmış bölgelerinde yeni bir toplum ortaya konmadı. ‘İslami ekonomi’ laf olmaktan öteye gidemiyor… Zenginler için İslami model Suudi Arabistan (rant artı şeriat), yoksullar için ise Pakistan, Sudan…; yani, işsizlik artı şeriat.”

Roy, bu sözleri 1990’larda etmişti. Şimdi hafif bile kalıyor. Gençlerin payına işsizlik, geleceksizlik ve zorbalık düşüyor. İslamcıların kendi organik tabanının gençliğine bile çekici gelmesi zor. Bu yüzden de İslamcı tabandan sola, laikliğe, deizme-ateizme, hatta komünizme doğru bu dip akıntısı devam edecek.

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı