/ Emre Güntekin / IMF Şimdilik Olmaz; McKinsey Verelim – Emre Güntekin

IMF Şimdilik Olmaz; McKinsey Verelim – Emre Güntekin

on 28 Eylül 2018 - 18:09 Kategori: Emre Güntekin, Yazarlar

Ekonomik krizin etkileri kendisini göstermeye devam ediyor. Özellikle birbiri ardına gelen konkordato kararları, krizin iktidar tarafından açıklandığı üzere “psikolojik” boyutla sınırlı kalmadığını gösteriyor.

2018 yılı içerisinde konkordato ilan eden firma listesi hayli kabarık: Hotiç, Yeşil Kundura, Beta Ayakkabı, Keskinoğlu Tavukçuluk, Makro Market, Remoil, Aker İnşaat, Euronet Car Rental, Gilan Mücevher, Mendo İç Giyim, Eminiş Ambalaj, Dizayn Boru, Fleetcorp Filo Kiralama, Om-Ar Tekstil, Nalpaş Gıda, İstanbul’da 45 yıl önce temeli atılan ünlü kebapçı zinciri Kaşıbeyaz Turizm İşletmeleri Sanayi Ve Ticaret AŞ, Lojistik sektöründe hizmet veren Günaydın Group…

Son olarak Kocaeli’de İSU’nun altyapı ihalelerini alan Atinek Mühendislik firması 300 işçinin alacaklarını da ortada bırakarak konkordato ilan etti.

Yükselen dolar kuru, beraberinde gelen yüksek enflasyon ve zamlar tüketimin daralmasını beraberinde getiriyor. Tüketimin daralmasının en çok etkilendiği sektörlerden biri de otomotiv sektörü. Geçtiğimiz yılın Ağustos ayı satışlarına karşı bu yıl % 20’ye yakın bir düşüş söz konusu. Otomotiv fabrikalarında ise bu daralmaya bağlı tepkiler kamuoyuna yansımaya başladı. Geçtiğimiz günlerde TOFAŞ KAP’a yaptığı “Yurt içi pazarda son dönemde yaşanan daralma nedeniyle Şirketimiz Bursa fabrikasında Ekim ayında farklı günlerde toplam 9 iş günü üretime ara verilecektir.” açıklamasıyla bir anlamda krizin reel sektör için kapıyı çaldığını itiraf etmiş oldu. Benzeri bir açıklama Renault’dan geldi. Pazardaki daralma nedeniyle 4 hafta boyunca cumartesi günleri 4-12 vardiyasında üretim olmayacağını açıkladı.

Üst üste gelen konkordato ve üretim durdurma kararlarının emekçi sınıflara yansıması da oldukça yakıcı olacaktır. Toplu işten çıkarmalar önümüzdeki süreçte daha fazla gündeme gelecektir ki üretim ara vereceğini açıklayan TOFAŞ’ın küçülmeye giderek 1000 işçiyi işten çıkarabileceği söylentileri dolaşıyor.

Bu verilere daha başkaları da eklenecektir. Ortada bir enkaz var ve görünen o ki iktidar sahipleri de artık bu acı gerçeğin farkında. Her sınıf var olan problemleri kendi doğalarına ve çıkarlarına uygun yollarla çözmeye çalışacaktır. İşçi sınıfı şimdilik krize karşı sessiz. İktidar ise varlığını ancak kabullenebildiği krize yönelik emekçilerden gelebilecek bir tepkiye karşı sopasını hazır tutuyor.

Diğer taraftan iktidar, Türkiye egemen sınıflarının ekonomik olarak yaşamsal bağlara sahip olduğu ABD ve AB ülkeleri gibi Batılı müttefikleriyle dalaşmanın bedelinin ağır olduğunu gördü. Erdoğan bir yandan ABD diğer taraftan AB ziyaretleriyle ilişkileri onarma derdinde. Belki IMF’nin ateşten sandalyesine şimdilik oturmuyor, ancak gelişmeler egemen sınıflar açısından krizin çözümünün öyle ya da böyle IMF reçetesini uygulamaktan geçtiğini gösteriyor.

Dün Hazine Bakanı Berat Albayrak ekonomi programının denetimi konusunda dikkat çekici bir açıklama yaptı. Açıklamada “Yeni program bünyesinde kurulan Maliyet ve Dönüşüm Ofisi için uluslararası yönetim şirketi McKinsey ile çalışmaya karar verdik. 16 bakanlıktan temsilcilerin bulunduğu bu ofis, tüm hedeflerimizi ve sonuçlarımızı her çeyrekte kontrol edecek.” denilirken, bunun ne anlama geldiği açık. Üstelik zamanlamanın da anlam çıkarmak isteyenler açısından tam da Erdoğan’ın ABD-Almanya ziyaretlerine denk gelmiş olması manidar görünüyor.

Anlaşılan o ki uluslararası piyasalarda kaybolan güveni tamir etmek adına “Yeni Ekonomik Plan” ile ilan edilen dönüşüm sürecinin gözetmenliği Amerikan firmasına emanet edilecek. Ülke içerisinde TBMM ve Sayıştay gibi önemli denetleme kurumları devre dışı bırakılırken, iktidarın McKinsey’den danışmanlık ve denetim hizmeti satın alması; aylarca ABD’nin ekonomik saldırısı masalı okunduktan, ümmet Iphonelarını çatır çatır kırdıktan sonra Amerikalı bir şirkete bir anlamda ekonominin anahtarının teslim edilmiş olması işin ayrıca tartışılması gereken siyasi yönü.

Ekonomist Ümit Akçay konuyu şöyle açıklıyor: “Bunun anlamı şudur: Türkiye’deki kurumlara ve siyasi iradeye güven o kadar düşük ki, ekonomi yönetimi IMF’ye gitmeden bu güven krizini aşmak için ABD’li bir danışmanlık firmasıyla çalışmak zorunda kaldı. Bu sayede, bir IMF anlaşması yapmadan yapmış gibi yapmanın yolu bulundu.”.

McKinsey firması ile yapılan anlaşmanın neleri içerdiği flu. Ancak müstakbel “danışmanlarımızın” ekonomimize nasıl yön vereceğine dair işaretler mevcut. YEP ile birlikte Albayrak, sosyal güvenlik harcamaları başta olmak üzere kamusal harcamalarda “tasarruf”a gideceklerini açıklamıştı. Eğer iktidar ülkeye yatırım çekmek, borç bulmak istiyorsa kamu harcamalarını kısmak, emekçilerin haklarını budamak gibi IMF uygulamalarının abc’sini yerine getirmek zorunda. McKinsey’in gözü bir anlamda uluslararası sermayenin bir kontrolörü olarak, YEP çerçevesinde kurulan ve danışmanlığını üstleneceği Maliyet ve Dönüşüm Ofisi üzerinde olacak. Kesinti ve kemer sıkma programlarının uygulanmasının bekçiliğini yerine getirecek.

Başa dönecek olursak, AKP krizi –daha önceki örneklerde olduğu gibi- emekçi sınıfların üzerine yıkarak çözmek konusunda adımlar atmaya devam edecektir. BES’in 3 yıl zorunlu hale getirilmesi, kıdem tazminatının gasp edilmesi, kamu emekçilerinin iş güvencelerinin yok edilmesi, toplu işten çıkarma gibi saldırılar daha fazla gündeme gelecektir. Uluslararası ortaklarıyla buzları eriten AKP öyle ya da böyle IMF’nin acı reçetesini dayatacaktır.

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı