/ Devrimci Perspektif / İktidara Korku Gerek! – Emre Güntekin

İktidara Korku Gerek! – Emre Güntekin

on 18 Nisan 2019 - 17:21 Kategori: Devrimci Perspektif, Emre Güntekin

Biraz argo ama Hintlilerin güzel bir tabiri vardır: “Birileri oturdukları koltuktan kalkmakta sıkıntı yaşıyorsa altını kirletmiştir.”. Dün şimdilik nihayete eren İstanbul krizini anlatmak için daha iyi bir ifade bulunamaz. AKP’den devralınan belediyelerde şu 18 günde sızan gerçekler bile Siyasal İslam’ın nasıl bir yağma düzeni inşa ettiğini anlamak için yeterli: Bedavadan maaş alan teşkilat yöneticileri, belediye bütçesiyle kurulan sosyal medyadaki trol orduları, ahbap çavuş ilişkisiyle işe yerleştirilenler, İslamcı vakıf ve cemaatlere akıtılan milyarlar, kayyımların makam odalarına inşa edilen lüks banyolar…

Birgün gazetesinden Hüseyin Şimşek’in haberine göre Hazine ve Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü’nün açıkladığı kamunun harcama rakamlarına göre Ensar Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti, TÜRGEV gibi dernek ve vakıflara üç ayda 2 milyar 672 milyon TL aktarıldı.

Daha bu işin inşaat sektöründen gelen rant ve büyük ihalelerde dönen dolap fasılları açılmadı.

CHP’nin ve HDP’nin AKP’den ve kayyumlardan devraldığı belediyelerin başkanlarının yapması gereken ilk iş belediyeler üzerinden dönen bu yolsuzlukları, vurgunları açıklamak olmalı. Çünkü Türkiye’de özellikle 15 Temmuz’un ardından OHAL ve sopalı referandum aracılığıyla kurumsallaşan tek adam rejimi, kendi üzerindeki bütün denetim mekanizmalarını devre dışı bıraktı. Denetimsizliğin getirdiği cesaretle kamusal zenginlik iktidar aparatı, yardakçıları, topçusu, tüpçüsü, betoncusu tarafından adeta yağmalandı. Milleti bilmem ne yapacağız diyenler servetine servet katarken, yoksul emekçi halk patates, soğan alamayacak hale getirildi. Ulaşımın ucuzlatılması, suya indirim yapılması gibi halkı rahatlatacak temel ekonomik adımlardan önce hepimizin bu yağma düzeninin en azından belediye ayağında nasıl inşa edildiğini öğrenmeye ihtiyacımız var.

Türkiye toplumunun acilen hesap sorma alışkanlığını yeniden kazanması gerekiyor. Kendisini açlığa, sefalete, işsizliğe mahkûm edenlerin; dalga geçer gibi asgari ücret üzerinden çay simit hesabı yapanların, yıllardır bütün siyasal gücü elinde bulundurmanın verdiği kibirle yoksul emekçileri ezebileceklerini zannedenlerin attıkları her adımda halkın tepkisinden korkar hale gelmeleri gerekiyor.

Bugün her zamankinden daha fazla bu gerçeğe ihtiyacımız var. Erdoğan rejimi Türkiye’yi sadece siyasal krizlere değil, derin bir ekonomik krize de sürüklüyor. Seçimin üzerinden daha sayılı günler geçmişken vergi sisteminin emekçilerin sırtına yıkılmasına, BES adı altında maaşların budanmasına, kıdem tazminatı gaspı ile geleceğimizin çalınmasına yol açacak bir reform paketi açıklanıyor!

Rejimin sopası sadece Alevinin, Kürdün, muhalif üniversite gençliğinin kafasına inmeyecek! Sustukça sıra büyükşehirlerin kenarına itilmiş muhafazakâr yoksul emekçiye de, taşrada kıt kanaat üretim yapan çiftçiye de gelecek.

Biz de diyoruz ki bu devran sonsuza kadar böyle devam etmesin. Emekçiler, gençler, çiftçiler kısacası toplumun bütün alt sınıfları yarattıkları zenginliğin bir avuç iktidar çevresi ve patron tarafından yağmalanmasına sessiz kalmasın. Bulunduğu her alanda hakkına sahip çıksın ve daha insancıl, adil, eşitlikçi, sömürünün olmadığı bir düzen için mücadele yürütsün. İşte bu gerçekleştiği zaman değil 17 gün, 17 yıl saray rejimi bir dakika ayakta kalamaz.

Erdoğan ve iktidarı da bunu biliyor. Velev ki gelecekte sadece belediyeleri değil Beştepe’yi de terk etmek zorunda kalırsa arkasında üzeri örtülemeyecek derecede büyük suç dosyaları bırakacaklar. Bu nedenle her türlü hileyle, dalavereyle, baskıyla, zorbalıkla iktidara sıkı sıkıya tutunmak zorunda. Ancak bu ülkenin Erdoğan’a ve iktidarına ülkeyi dar edecek bir emekçi mücadelesi geleneğinin olduğunu hatırlatmak gerekiyor. İş ki bu gelenek bir kez daha ayağa kalksın!

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı