/ Dünyadan / IKBY’de Emekçi Halk Neden İsyan Ediyor? – Arzu Görmez

IKBY’de Emekçi Halk Neden İsyan Ediyor? – Arzu Görmez

on 21 Aralık 2017 - 13:34 Kategori: Dünyadan

Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’nde (IKBY) memur maaşlarının ödenmemesi, kemer sıkma politikaları, kamu bütçelerinin yağmalanması ve yolsuzluğu protesto eden binlerce öğretmen, sağlık emekçisi ve kamu çalışanı maaşlarının ödenmesi talebiyle Pazartesi gününden beri sokaklarda. Bazı kamu kurumlarındaysa memurlar iş bıraktı.

IKBY’ye karşı 18 Aralık’ta “26 Yıllık Soygun Son Bulsun!” sloganıyla siyasi partilerden bağımsız olarak ve Öğretmenler Sendikası’nın çağrısıyla başlayan eylemler dalga dalga 13 kente yayıldı. Protestoların yükseldiği kentlerde çatışmalar yaşanırken, Süleymaniye’nin Dukan ilçesine bağlı Piremegrun kasabasındaki Kürdistan Demokratik Partisi (KDP), Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), Goran Hareketi ve Kürdistan İslami Topluluk Partisi (Komel)’e ait parti binaları ile asayiş ve trafik polisi noktaları ateşe verildi. Polisin eylemi bastırmak için biber gazı, plastik mermi kullandığı ve bu sırada kimi eylemcilerin yaralandığı, 5 kişininse katledildiği biliniyor. 5  muhalif televizyon kanalı kapatıldı. Barzani halkı şiddetle bastırmaya çalışıyor.

Daha önce memur maşlarında yüzde 50 civarında kesintiye giden hükümet, son iki ayda kesintili maaşları da ödeyemedi. Reuters’a konuşan bazı kamu emekçileri ise 3 yıldır ödeme yapılmadığını söylüyor. Tüm bu sorunların ortaya çıkışında Kürt Yönetimi’nin içine düştüğü çelişkiler yatıyor: sınıfsal gerginlikler, yolsuzluklar, Barzani ailesinin tüm serveti elinde barındırması, Kürdistan’daki örgütlerin zenginliği paylaşma rekabeti, bürokratik baskı, hayatı felç eden elektrik kesintileri ve kamu hizmetlerindeki aksamalar…

Barzani’nin Zenginliği

Kürtlerin artan sınıfsal çelişkilerini daha iyi anlayabilmek için 25 yıl öncesine dönmek gerekiyor. Kürt Bölgesel Yönetimini ABD’nin de desteğiyle 1992 yılında fiilen ilan edilmişti. Aslında 1970’te Irak yönetimi ile dönemin KDP lideri Molla Mustafa Barzani arasındaki anlaşmayla bölgesel yönetimin hayata geçirilmesi planlanıyordu. Fakat hiç de planlandığı gibi olmadı: aradan geçen 20 yıl boyunca Kürt halkı pek çok baskı ve katliama maruz kaldı. 1992 yılında yapılan seçimlerde Mesut Barzani önderliğinde KDP % 45, 1975’te KDP’den ayrılan Celal Talabani önderliğindeki KYB % 43 oy almış; bunun üzerine parlamento iki örgüt arasında eşit olarak paylaşılmıştı. Fakat bu durum 1996 yılına kadar sürdü. İki örgüt arasındaki anlaşmazlık, arka planında ABD, İran, Türkiye gibi güçlerin rol aldığı 4 yıl süren 8 bin kişinin öldüğü iç savaşa dönüştü. 1996 yılında Talabani’nin güçleri Barzani’nin kontrolündeki Erbil’i ele geçirdi, KYB bu bölgeden ancak Barzani’nin Saddam Hüseyin’den aldığı destekle çıkartılabildi.

İç savaş boyunca Barzani yönetimi Saddam Hüseyin’le yakın ilişkiler geliştirdi. Bu sayede Kürdistan’a uygulanan ambargonun hafifletilmesine izin verildi ve Türkiye üzerinden Habur Sınır Kapısı’nı kullanarak petrol sevkiyatını arttırıp büyük gelirler elde etti. Türkiye bu dönemde Talabani yönetimine PKK ile yakın ilişkileri nedeniyle mesafeli davranmıştı. Talabani ise İran’la kontrolü altında tuttuğu Süleymaniye’nin sınır komşusu olması nedeniyle ilişkilerini sıcak tuttu.

Kürt örgütleri arasındaki hâkimiyet mücadelesinden doğan iç savaş, emperyalist çelişkileri de açığa çıkarttı. Kürt bölgesinde KDP ve KYB arasındaki işbirliği iki aşiret liderini ve kendi yandaşlarını süper zenginler haline getirdi. Sınıf çelişkileri giderek büyüdü ve bu gerginlikler ilk olarak 2006’da Halepçe katliamının yıl dönümünde gösterdi. 2 bine yakın Kürt genci yolsuzlukları ve yerel yönetimi protesto ederek, Halepçe anıtını taşlayıp ateşe verdi. Artan memnuniyetsizlikler yeni örgütlerin doğmasına da yol açtı. Goran Hareketi Barzani ailesinin ve sistemin yolsuzluklarına tepki olarak ortaya çıkmış ve kısa sürede büyük güce erişmişti. Son eylemlerin ardından iktidar ortağı olan Goran Hareketi ve Komel tepki olarak hükümetten çekildi. Fakat Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde hükümetin bir parçası olan bu hareketlerde protestocuların öfkesinden nasibini aldı. Bu durum emekçilerin artık çok köklü bir değişim isteğinde olduğunu gösteriyor.

Kriz 

Mevcut haliyle Bölgesel Yönetimin emekçilerin taleplerini karşılaması mümkün görünmüyor. Ekonomiyi felce uğratan en önemli nedense petrol fiyatlarındaki düşüş. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ekonomisi tamamen petrol gelirleriyle döndürülüyor. Petrol fiyatlarındaki düşüşün dünyanın önde gelen petrol üreticilerinden İran’a yönelik ambargonun yumuşatılmasıyla daha da gerilemesi bekleniyor. Irak merkezi hükümetinin de temel gelir kaynaklarından biri petrol gelirleri ve bütçenin %17’si Bölgesel Kürt Yönetimi için ayrılıyor. Fakat Irak merkezi yönetimi uzunca bir süredir Kürt Yönetimi ile petrol ticaretinin denetimi konusunda anlaşmazlık içerisinde.Bağdat, memur maaşlarını ancak Erbil’in denetimini alırsa ödeyeceği koşulunu öne sürüyor. IKYB’de 1 milyon kişinin memur olarak görev yapması Erbil’i toplumsal dengeleri kontrol etmek konusunda sıkıntıya sokuyor. Barzani yönetimi daha önce merkezden daha fazla ödenek alabilmek için bir kişiyi birkaç farklı yerde memur olarak göstermek gibi ayak oyunlarına da giriyordu.

ABD’nin Aralık 2014’te önayak olduğu yeni bir mutabakat doğrultusunda Kürt yönetiminin bütçedeki payları karşılığında Irak milli petrol şirketi SOMO’ya günde 550 bin varil ham petrol satması konusunda uzlaşma sağlanmıştı. Ancak bu anlaşmaya da uyulmadı. Bağdat Şubat 2014’ten bu yana Kürt yönetimine yapılan bütün ödemeleri durdurmuş durumda ve IKBY’nin toplam borcunun 2014’ten bu yana yaklaşık 18 milyar doların üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Barzani rejimi ise özellikle Türkiye ile ekonomik ilişkileri sıkı tutarken, petrolün sevkiyatı büyük oranda Türkiye üzerinden gerçekleştiriliyordu. Ayrıca özellikle inşaat sektörü için Türkiyeli kapitalistlerin IKBY’de önemli yatırımları bulunuyor.

Referandum Krizi ve İsyan

IKBY’deki siyasi krizin bir diğer önemli dönüm noktası Eylül ayında düzenlenen bağımsızlık referandumu. Barzani’nin referandumu tarihi bir dönüm noktası olarak dört ülkedeki Kürt halkının özlemlerine yönelik bir hamle niteliği taşıyordu. Böylece, boğazına kadar battığı yolsuzluk ve gayrı meşru iktidarını feraha çıkaracaktı.  Ne var ki Barzani’nin planları tutmadı. Referandum projesi halkın çok büyük bir heyecanına tekabül etse de ABD ile iş tutmanın bedeli ağır oldu. Irak Merkezi Yönetimi referandumu tanımadı. Kerkük kaybedildi. Kazanımlar geriledi. Tüm bu gelişmelerden sonra Bağdat, IKBY’ye dayattığı ekonomik yaptırımlarla ülke ekonomisinin düşüşe geçmesini hızlandırdı.Komşu ülkeler IKBY’ye hava sınırlarını kapadı, finansal işlemler Bağdat’ın tekeli altına alındı. IKBY’nin bankalarına dolar yasağı geldi. Yani IKBY, yarı bağımsız ekonomiden Bağdat kontrollü özerk ekonomiye zorlandı. Bu ambargo ekonomik hareketliliğe ciddi zararlar verdi. Telekomünikasyon kontrolü Bağdat’a geçti. Fatura doğal olarak Barzani’ye kesildi. Neticede, referandumun heyecanı ile halkın tepkisi soğrulsa da  artık o öfke açığa çıkıyor.

Referandumda yaşanan yenilgi üzerine görevinden istifa eden Mesut Barzani’nin ardından başkanın olmadığı, Neçirvan Barzani’nin daha fazla yetkilerle başbakanlığı sürdürdüğü, parlamentonun işlevsiz bırakıldığı, seçim tarihinin belirlenemediği ve Bağdat’la ilişkilerin muallaklığını koruduğu ağır bir siyasi kriz yaşayan Bölgesel Kürt Yönetimi tüm bu krizin faturasını elbette ki yoksul emekçiden çıkartıyor. Barzani ve Talabani aileleri ve onların yandaşları, yasadışı petrol ve diğer ticari faaliyetlerle zenginliklerine zenginlik katmaya devam ederken; yoksul emekçilerse aylarca ödenmeyen maaşlar, yaşamlarını felce uğratan elektrik-su kesintileri, hızla artan nüfusun getirdiği geçim sıkıntısı ve işsizlik, en temel hizmetlerin dahi karşılanamaması gibi problemlerle yüz yüze.

Kürdistan işçi sınıfı bölgede örgütsüzlük sorunuyla yüz yüze. IBKY’de sınıf eksenli mücadele hattı kurabilecek Marksist bir alternatifin olmayışı ne yazık ki böylesi haklı talepler için yapılan eylemleri protesto eylemleri olmaktan ileri taşıyamıyor; ancak bu mücadeleler Marksist bir örgütlenmenin inşası için elverişli koşulları içerisinde barındırıyor. Böyle bir örgütlenmenin varlığı sadece Güney Kürdistan bölgesi için değil Ortadoğu’daki bütün emekçilerin kurtuluşu için çok büyük önem teşkil ediyor. Burjuva düzen sınırları içerisinde kurtuluşun olmadığının en iyi örneğini bugün en çok Kürdistanlı emekçiler deneyimlemektedir.

Protestolardan görüntü:

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı