/ Manşet / Güneş Gümüş’le Röportaj: “Sosyalist Solun Ortak Cephesi ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleri”

Güneş Gümüş’le Röportaj: “Sosyalist Solun Ortak Cephesi ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleri”

on 3 Mart 2018 - 10:34 Kategori: Manşet

Sosyalist Gündem olarak Sosyalist Emekçiler Partisi Genel Başkanı Güneş Gümüş ile sosyalist solun ortak mücadele cephesi ve cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerine önemli bir röportaj gerçekleştirdik. Güneş Gümüş, AKP’yi geriletmek için sosyalistlerin nasıl bir birliktelik kurması gerektiğine ve bu mücadele cephesinin siyasal hattına dair akıllardaki sorulara yanıt verdi. Keyifle okumanız dileğiyle.  

Güneş Gümüş-SEP Genel Başkanı | İhraç Edilen Barış Akademisyeni

Sosyalist Gündem: OHAL sürecinde Türkiye’de demokratik haklar askıya alınırken Afrin vesilesiyle de dikta rejimi kendisini tahkim ediyor. Bütün bunlar doğrudan doğruya yaklaşan seçim süreciyle de alakalı. Bu zorlu dönemde sosyalistlerin birlikte hareket etme çabaları ya da en azından tartışmaları hızlanmış görünüyor. Bu konuda sosyalistler ne durumda?


Güneş Gümüş:
 Doğrusu bir çabadan daha çok tartışmadan bahsedebiliriz. Süreç sıkıştırıyor, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde varlık göstermek gibi bir plan da var. Ama ne yazık ki çok ihtiyacımız olan kitlesel seferberlik hali ya da bunu öngören bir planlamadan bahsedemiyoruz. Maalesef bir araya gelen gruplarda enerji noksanlığı göze çarpıyor. Açık bir karamsarlık hali söz konusu. Aslına bakarsanız tabela olarak düzinelerce sol-sosyalist gruptan bahsedebiliriz, ama mücadele sahasında aktif bir şekilde mücadele eden fazla da bir grup yok. İşte mesele de burada başlıyor: Aktif mücadele etmek gibi bir derdi olan sosyalistlerin bir araya gelip o seferberlik haline geçmesi gerekir. 

Sosyalist Gündem: Seferberlik hali gerekiyor dediniz? Bunu biraz açar mısınız?   

 
Güneş Gümüş: Seferberlik halinden kastımız güçlü kampanyalar düzenlemek için geceyi gündüze katmak ve bir iddia ortaya koymaktır. Bir teyakkuz halinden bahsediyoruz. Sosyalist parti ve grupların bunu yapacak fiziki gücü fazlasıyla var. Bir araya gelip etkili kampanyalarla, uygun ve gerçekçi araç ve yöntemlerle halkla temas edebilsek ilerici güçlerde ciddi bir moral yükseliş olacaktır. Enerjik bir çalışma, uygun talep ve sloganlar, birlik ve beraberlik ortaya konmalıdır. İhtiyacımız olan bu. Seferberlik budur. AKP’den bunalan milyonlar sosyalistlerin sahada iyi iş çıkardığını gördükçe karamsarlık dağılacaktır. Mücadele için adres ve araçlar gereklidir, kabul edelim, şu anda böyle bir araç ya da adres yok. Mücadele etme ihtimali olan geniş yığınların pasif kalmasında, çaresizliğe ve umutsuzluğa sürüklenmesinde şaşıracak bir yan yok. Tersine Sosyalistlerin Mücadele Cephesi etkili bir şekilde kendisini ortaya koyarsa umut haline gelecektir. Yani içinde bulunduğumuz dönem aslında fırsatlara kapı da aralamaktadır. Zor süreçler zorlu alternatifleri yaratır, ayakta kalmak adına vasat olma şansımız yok. Türkiye’nin içerisinde bulunduğu krizden sosyalistler yükselerek çıkabilir. Ama çıkışa dair bir planınız yoksa, karamsarsanız etrafınızı da aşağı çekersiniz. KESK’te bunu görüyoruz örneğin. Maalesef sosyalist soldaki başat aktörlerin durumu da bu. 


Sosyalist Gündem:
“Sosyalistlerin Mücadele Cephesi” dediniz, peki bu cephe mevcut durumdaki hareketsizlik hali ve perspektif farklılıkları nedeniyle ne kadar kapsamlı olabilir? Yani istenen etki yakalanabilir mi?


Güneş Gümüş:
Mücadele alanında o kadar büyük boşluk var ki iş yapan bir ittifak o kadar büyük ve kapsamlı olmasa bile bütün dikkatleri üzerine çekecek ve mücadele etmek isteyenler için doğal adres olacaktır. Kısa zaman zarfında bu ittifaka katılmayanların kaybedeceği gözükecektir. Neticede ittifakın genişlemesi gündeme gelecektir. Yani cephenin çok geniş kapsamlı olması gerekmiyor, yeter ki mücadele edilsin.


Sosyalist Gündem:
Sosyalistlerin birliği nasıl bir birlik olmalı? Ortak bir parti çatısı altında buluşmak fikri her zaman yaygın bir fikirdir ya da sizin de bahsettiğiniz mücadele platformu,  Birleşik Haziran Hareketi’nden (BHH) hangi açıdan farklı olacak?


Güneş Gümüş:
Sosyalistlerin tek bir parti çatısı altında birleşmesi fikrinin her zaman alıcısı vardır, sağduyu bunu söyler. Ama işin aslı biraz daha farklıdır. Kendisini sosyalist olarak gören grupların teori, politika ve pratikte bir dolu kritik ayrımları var. Örneğin Kürt sorunu gibi. İlk ciddi sarsıntıda birlik partisinin dağılması an meselesidir. Bunları aslında yaşadık. ÖDP, ardında bir sürü hayal kırıklığı ve öfke bırakarak parçalanma sürecine girdi biliyorsunuz. Böyle olacağı iki iki daha dörttü aslına bakarsanız. Yani bazı ayrılıklar gereklidir. Mesele farklı yollardan yürüyüp birlikte vurabilmektir. Bütün bu yaşanmışlıklara aldırmadan böyle bir proje peşinde koşmanın bir anlamı da yok zaten, ayrıca sahada herhangi bir gerçekçiliği bulunmuyor.


Sosyalist Gündem: Bir de Halkın TKP’sinden gelen 1960’ların TİP’ini bugün için oluşturma fikri var.


Güneş Gümüş:
TİP çok özel tarihsel şartların bir ürünüydü. Temsil ettiği parlamenter sol çizgi, özel şartlarda bir yere kadar başarılıydı, ama sınıf mücadelesi Türkiye’de ve dünyada şiddetlendikçe TİP sınırlarına geldi ve tıkandı. Bu anlamda çaresizdi; çünkü olaylar tarafından geride bırakılıyordu. Önemli olan TİP’ten sonraki dönemde sosyalist konfigürasyonun nasıl oluşacağıydı. TİP’ten sonra liderliği kim ve hangi politika ile alacaktı, soru buydu. Sonraki süreçte sınıf devrimciliğinden kopuldu,  Stalincilikten kopulamadı. Seri bölünmeler ve temel ideolojik sorunlar sosyalist solu 12 Eylül tarihi yenilgisine doğru sürükledi. Kısacası 1960’ların çok özel şartlarında oluşan ve daha sonraki olaylar tarafından aşılmış bir partinin (TİP) bugünün özel şartlarında bir karşılığı olamaz. 


Sosyalist Gündem:
Peki, bugün için BHH modeli için ne düşünüyorsunuz?


Güneş Gümüş:
BHH, format olarak, yani sosyalist solun birlikte hareket etmesindeki örgütsel biçim olarak içinde bulunduğumuz koşullara tabi ki daha çok uyuyor. Ne var ki sorun işleyiş ve içerikte. İşleyişteki temel sorun, hantallıktır. Diğer bir sorun da bürokratikliktir. Ben iş yapmam, yapmak isteyene de yaptırmam mantığı var maalesef. Yani hızlanmak isteseniz de hızlanamazsınız. Neticede çoğunlukla orta yaş üstünün katıldığı sayısız toplantı-forum vb yapıldı, ama çok az iş ortaya kondu. Sonra toplantılara katılanların yaş ortalamasından şikayet edildi. Ama gençler niye gelsin ki bu toplantılara. İş var mı ortada yok, heyecan var mı, yok! Karamsarlık saçan benzer analizleri dinlemeye gençler tabii ki gelmezler. Sadece politikaya ilgili yaşlı bir kitleyle baş başa kalırsınız.


Sosyalist Gündem:
BHH’nin içerik olarak sorunu sizce nedir?


Güneş Gümüş:
Heyecan eksikliği, inançsızlık, karamsarlık ve hantallık… Bunlar içerikten bağımsız değil. BHH’nin içeriği, AKP’ye karşı laiklik ve cumhuriyetin savunulması üzerinden kurgulandı. Bu söylemler CHP’nin ve bir dizi ulusalcının eskittiği söylemlerdir. Bugün bu söylemin şampiyonu HALK TV’dir. Düşünün artık. Ayrıca bu görüş 28 Şubat sürecindeki resmi devlet politikasıydı. Bugünle paralel biçimde o zamanki adı SİP olan TKP’nin 28 Şubat’ı desteklemesi manidardır. BHH’nin bileşenleri yakın geçmişin bu hesaplaşmalarını yapmak durumundadır. Laiklik, cumhuriyet, 29 Ekim çizgisinin bunca taraftarına ve gürültüsüne karşın bir dinamik üretememesi boşuna değildir. Tersine bu gibi politikalarla AKP’yi ihya eden kültürel kamplaşmaların değirmenine su taşınmaktadır. Sosyalistleri ulusalcılar ya da liberallerden ayıran derin uçurum toplumsal eşitlik mücadelesidir. Yani şunu fark etmek zor değil sanırım: Yoksul milyonların laiklik gibi bir derdi yok. Emekçilere başka dilden yaklaşmak gerekir. Ama BHH’deki mantık önce kendi mahallemizi toparlayalım mantığı. Bu çok talihsiz bir bakış açısı. Yani bizim işçiden-emekçiden umudumuz yok, o yüzden laikliğe duyarlı kesimlere odaklanalım. Tamam da emekçileri AKP’ye terk edersen gidişatı nasıl değiştireceksin? Emekçileri AKP’den ayrıştırmadan laikliği zaten koruyamayız. Bu mantığın doğal sonucu CHP’ye angaje olmaktır. Anahtar sınıf mücadelesidir. Biz sosyalistlerin Türkiye’de siyasetin yapılış biçimini değiştirmesi gerekir. Bugün şu şekilde bir kültür-kimlik kamplaşması mevcut: Aleviler, laikler, Kürtler, Türk milliyetçileri, muhafazakarlar. Bu şekilde cemaatlere bölünen ve kamplaşan bir Türkiye’de siyasetin odaklandığı konuları ve gündemi değiştirmek zorundayız. Emekçiler mücadele etmiyor değil, bakınız bir sürü işyeri direnişi oluyor her dönem. Geçinmekte zorlanan milyonlar var. Geleceksiz gençlerin haddi hududu yok. Buna rağmen Türkiye’de emek siyasetinin sahibi yok. Bütün sorunlarımızın kaynağı budur. 

 

Sosyalist Gündem: Peki ya demokratik haklar mücadelesi?


Güneş Gümüş:
Tabii ki demokratik haklar mücadelesi verilecek. Emek merkezlilik demek demokratik mevzileri es geçmek demek değildir. SEP çocuksu bir sınıf indirgemecilik önermiyor. Bunu karikatüre dönüştürmemek gerekir. Yani sınıf mücadelesi dar kapsamda ekonomik mücadelelerle sınırlanmak anlamına gelmez. Tabii ki tutuklu gazeteciler savunulacak, tabii ki kadın hakları için eylemler yapılacak, tabii ki Afrin ve benzeri savaş gündemlerinden kaynaklanan şovenist histeriyle mücadele edilecek. Ama bunlar örneğin bir GEÇİNEMİYORUZ kampanyasıyla birleştirilebilir. Emek mücadelesi her kültürel gruba hitap edilebilir, kendi devinimini yaratır… Eski statükoyu savunmayı değil, milyonlarca emekçinin hayatına dokunmaya çalışan talepleri kapsar. AKP’yi köşeye sıkıştırabilecek yegane alternatiftir. Sınıf merkezlilik sosyalizmin başlangıç noktasıdır. Fazla söze gerek bile yok aslında. 

 

Sosyalist Gündem: CHP’de Selin Sayek Böke ve İlhan Cihaner emek söylemini kullanmayı yoğunlaştırdılar. Bu konuda ne söylersiniz?

Güneş Gümüş: Aslında ibre emek merkezli politikayı çok net bir şekilde gösteriyor. Birçok yorumcu gibi Böke ve Cihaner de AKP karşısında bu vurguya ağırlık vermeye başladı. Ama bunun “benim işçim, benim köylüm” kıvamındaki kaşarlanmış burjuva ağzından farklı olması için kapitalist sömürücüleri ve hızla zenginleşen, AKP’den ihya olan kan emicileri hedeflemesi gerekir. Zaten bu mesele bu netlikte olmazsa Böke ve Cihaner kendilerini Kılıçdaroğlu ve yakınındaki Aykut Erdoğdu, Canan Kaftancıoğlu, Veli Ağbaba gibi isimlerden ayıramazlar. Kısacası emeğin yanında olmak demek, sınıf mücadelesinde patronların karşısında olmak demektir. İkisine de hitap ederim noktası Kılıçdaroğlu’nun noktasıdır. Buradan tabii ki bir şey çıkmaz. Bu konuda sosyalistgundem.com‘da çıkan V. U. Arslan’ın yazısını okumanızı tavsiye ederim.


Sosyalist Gündem:
Cumhurbaşkanlığı seçimleri için ne düşünüyorsunuz?


Güneş Gümüş:
Kritik cumhurbaşkanlığı seçimlerini sosyalistlerin boş geçmemesi önemli, ama buraya bel bağlanamaz. Sosyalistler sürekli coşkun bir mücadelenin içerisinde olmak zorunda. Seçimden sonra ne olacak? 16 Nisan referandumundan önce bir iki ay çalışıldı, ya sonra? Sonrasında saha boş kaldı. Ayrıca seçimler zamanında yani kasım 2019’da da yapılabilir. Bu durumda önümüzde 20 ay var demektir. Bu kadar uzun zaman boşa geçirilemez. Ne var ki enerji yoksunu ana gruplar zar zor seçim gündemleriyle harekete geçmeyi gündem edebiliyorlar. Bu anlayışlar, memleket yangın yeriyken hiçbir hareket göstermeksizin aylarca toplantı-forum yapabilirler. 


Sosyalist Gündem:
Sizin sosyalistlerin ortak adayı için bir öneriniz var mı? Ayrıca HDP’nin adayı da olacak, onun dışında sosyalist bir adaya neden gerek var? 

Güneş Gümüş: Sınıf mücadelesinin HDP’nin solunda bir alternatife her daim ihtiyacı var. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de durum böyle. HDP bahsettiğimiz kültürel kamplaşmanın bir parçası. Tabii ki devlet baskısı karşısında HDP ile dayanışma içerisinde olmak gerekiyor, ama mesele bağımsız sosyalist çizgide kalabilmektir. Sosyalistlerin ortak adayı meselesinde bizim önerimiz Ovacık belediye başkanı Fatih Maçoğlu‘dur. Maçoğlu, komünist başkan sıfatıyla geniş halk yığınları içerisinde emekten yana çok güçlü bir profil sergilemiştir. Kendisinin sürece ciddi bir heyecan ve dinamizm katacağını düşünüyoruz. 100 bin imza ve noter masrafı gibi ciddi engelleri aşmak için güçlü bir kampanya gerekecektir. Maçoğlu, bu kampanya için biçilmiş kaftandır. AKP diktasının kendisine yaptığı engellere Maçoğlu’nun vereceği en iyi cevap da bu şekilde olacaktır. 


Sosyalist Gündem:
Sosyalistler cephesinde durum pek parlak değil diyebilir miyiz?


Güneş Gümüş:
 Öyle, ama bu yeni bir şey değil. Uzun yılların problemi. Sosyalist sol uzun yıllardır kriz içerisinde ve hep hazırı tüketerek bugünlere kadar geldi. Bu krizi değil aşmak, krizin kökenlerine inmek gibi bir irade bile sergilenemedi. Bugün bu kriz hali daha çok hissediliyor, çünkü her zamanki vasat altı performansla bugün ayakta kalmak mümkün değil. Sosyalist sol, Türkiye’de bir yenilenme süreci yaşamak zorunda. Bir kabuk değişimi olmadan ileri gitmek mümkün olmayacak. Bunu görmek güç değil. Diğer taraftan durum hiç de ümitsiz değil, çünkü bu ülkeye güveniyoruz. Sağlam devrimciler yetiştirmek konusunda oldukça bereketli bir ülkede yaşıyoruz. Bu böyle olduğu müddetçe her şey değişebilir, hem de en geniş anlamda. SEP, genç kuşaktan sağlam kadrolar yetiştirerek Türkiye sosyalist solundaki yapısal dönüşüme liderlik etmeye adaydır. Bu, biraz zaman alsa da tüm gücümüzle asıldığımız çabadır. Başaracağımıza inanıyoruz, o yüzden içerisinde bulunduğumuz süreç bizde karamsarlığa yol açmadığı gibi tersine bizi heyecanlandırıyor, çünkü biliyoruz ki zorlu dönemler zorlu alternatifleri gündeme getirir. 

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı