/ Devrimci Perspektif / Filistin Sorununda Devrimci Tavır- Engin Kara

Filistin Sorununda Devrimci Tavır- Engin Kara

on 14 Temmuz 2018 - 12:50 Kategori: Devrimci Perspektif

Ortadoğu’daki çeşitli toplumların sömürülen-ezilen kitlelerinin bu sorunda alınacak tavır konusundaki savrulmalarında etkili olan ne? Tarihsel bir öneme sahip olan ve hala yakıcı güncelliğini sürdüren Filistin sorununda nasıl tavır almak gerekiyor? Filistin’e kim dost, kim düşman?

Devrimci bir kadro birikimini güçlendirmek için Filistin sorununda doğru tavır almalı ve bu tavrı bıkmadan usanmadan emekçi-ezilen kesimlere, özgürlük arayışındaki kitlelere anlatmak zorundayız.

AKP’nin İkiyüzlülüğü

Siyonist İsrail rejimi, Filistinlilere her saldırdığında AKP ve bütün siyasal İslamcılar, timsah gözyaşları dökmeye başlıyor. AKP-Erdoğan ve İsrail ilişkilerini biraz inceleyelim.

2009’daki Erdoğan’ın “one minute” çıkışından ve 2010’daki Mavi Marmara olayından sonra Davutoğlu (dönemin Başbakan’ı) ve Erdoğan’ın “hesabını soracağız”, “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” gibi iddialı laflarından bu yana Türkiye ve İsrail devletleri arasındaki ilişkiler nasıl seyretti?

Uzunca bir süre iki devlet arasında diplomatik sorunlar oluşmuş olabilir. Ancak burjuva düzenin diplomasi anlayışı her daim ikiyüzlü ve çıkara dayalı olagelmiştir. Nasıl mı? Söz gelimi büyükelçilik düzeyinde ilişkileri koparırsınız ancak ekonomik çıkara dayalı bütün ilişkileriniz devam eder. Görünürde diplomatik tepki göstermiş olursunuz, gerçekte ise sermayenizi birlikte büyütürsünüz.

Bunlar bir iddia değil. İki rejim arasındaki ilişkinin bu düzeyi bizzat AKP hükümetlerinin resmi açıklamalarında görülebiliyor. Karşılıklı olarak büyükelçilerin geri çekilmiş oldukları tarihlere rastlayan 2014 yılında Ekonomi Bakanlığı tarafından yapılan açıklamadaki şu ifadelere dikkat edelim:

2014 yılında, İsrail’in en fazla ithalat yaptığı 10 ülke içinde, Türkiye’den yapılan ithalattaki artış oranı, diğer ülkelerden yapılan ithalatlardaki artışlara göre en yükseklerden biri olmuş ve Türkiye, İsrail’in en fazla ithalat yaptığı 8 inci ülke konumuna yükselmiştir. 2014 yılında, Türkiye, İsrail’in en fazla ihracat yaptığı 5 inci ülke olmuştur.”

Büyükelçilerin geri çekilmiş olduğu 5 yıllık süreçte AKP Türkiye’si ile siyonist İsrail arasındaki ticaret hacmi yaklaşık %20 oranında artıyor. İsrail’in Filistin halkında çaldığı doğalgazını taşımak için Erdoğan’ın damadı -Berat Albayrak devreye giriyor…

Bunca rant ilişkisinin sonucu, diplomatik olarak tükürdüğünü göstere göstere yalamak oluyor. Neticede Erdoğan böyle bir ticari ilişkiyi riske edebilir mi? Bir yerde İsrail rejimi ile arayı yeniden yapması gerekiyor ve fatura bir zamanlar kolunun altına aldığı Mavi Marmaracılara kesiliyor: “Reis”, İsrail’le resmi ilişkileri 2016’da yeniden kurarken, Mavi Marmaracılara “Türkiye’den böyle bir insani yardımı götürmek için günün başbakanına mı sordunuz?” diye fırça kayıyor.

Ne güzel değil mi? Hem “diplomatik posta” koyun. Hem de “sermayenizi birlikte büyütme”ye devam edin. Sonra da Filistinliler için “gözyaşı” dökün. Bu ilişkinin sonucu, ABD’nin Kudüs kararını, kafaları aynı çalışan bir dizi “Müslüman devlet lideri” ile birlikte kınamaktan öteye geçemeyen, onca katliama ve emperyalist işgal politikalarına rağmen ne İsrail devletiyle ne de emperyalist güçlerle bağını bile koparamayan bir Erdoğan AKP’si; “Müslüman Aleminin Reis’i”!

Emekçi kitleler net olarak kavramalıdır ki Erdoğan-AKP’nin göbeği İsrail rejimine de emperyalizme de bağlıdır. Erdoğan, ABD-İsrail düzeninin, emperyalist kapitalist dünyanın bir adamıdır. Başka türlü davranması da beklenemez. Emperyalizme karşı yapsa yapsa şov yapar; atar tutarlar. Ama yedikleri pasta aynıdır. Ve bu pastanın maliyetini dünyanın dört bir tarafındaki emekçiler ve ezilen halklar canları pahasına ödemektedir.

Siyasal İslam’ın Yahudi Düşmanlığı

Başta AKP olmak üzere, Saadet Partisi’nin de dahil olduğu bütün siyasal İslamcı gruplar, Filistin sorununda, Siyonizm karşıtlığı yerine meseleyi sık sık Yahudi düşmanlığına dönüştürüyorlar. Bir halkın ezilmesinin yükü, başka halklara yüklenemez. Filistin’deki sorunun kaynağı emperyalizmin taşeronu olan işgalci siyonist İsrail devletidir. Yoksa o topraklarda yaşayan ve dünyanın pek çok yerinde tarih boyunca benzer acılara maruz kalan Yahudi kitleler değildir. Dahası Yahudi nüfusun homojen bir şekilde İsrail rejiminin politikalarını desteklediği de söylenemez.

Filistin meselesini Yahudi düşmanlığına çevirerek başka ırksal kışkırtmaların peşinde koşan siyasal İslam’ın bu açıdan da emekçilere sunabilecek hiçbir reçetesi yoktur. Bu güruhtan çıksa çıksa başka katliam düzenleri çıkar.

CHP Tabanı, Kürt Ulusal Hareketi ve Filistin

CHP ve Kürt hareketinin tabanları, pek çok konuda zıt reflekslere sahip olabiliyor. Fakat enteresandır, CHP ve HDP tabanlarını yan yana getiren bir mesele de Filistin sorununda alınacak tavırda ortaya çıkıyor. CHP kitlesinde Filistin mücadelesinin yüzyılımızda İslamcı hareketlerle anılır olmasından kaynaklı bir Filistin antipatisi mevcut. Mesela Erdoğan’ın Filistin konusundaki “hassasiyeti”, bu kitleyi neredeyse Filistin halkının karşısına sürükleyecek bir etki doğuruyor.

Birinci olarak AKP-Erdoğan’ın Filistin konusundaki konumunun yanlış tespit edilmesiyle başlayalım. Erdoğan, Filistin halkının değil, yukarıdaki başlıkta gördüğümüz gibi İsrail rejiminin, Filistinlileri soyan tüccarların dostudur.

İkinci olarak Filistin’deki direniş, İslamcıların mevcudiyeti üzerinden bu antipati zemin kazanıyor. Ortadoğu’nun tamamı için de geçerli olmak üzere Filistin’de İslamcıların öne çıkması, 20. yüzyılın ikinci yarısında solun geri çekilmesiyle paralel bir süreç. Hayat boşluk tanımıyor. Bir zamanlar Deniz Gezmişlerin omuz verdiği Filistin direnişine, sol fiziki olarak ama daha da çok ideolojik olarak krize girdikçe İslamcılar çörekleniyor. Ancak bilinmelidir ki siyasal İslam’ın hem Filistin’de hem de bütün Ortadoğu’da bir geleceği bulunmuyor. Hem emperyalizmle doğrudan ya da dolaylı müttefik haline geliyorlar, hem de ayaklarının altındaki zemini kaybediyorlar. Tabloyu yeniden sol lehine güçlendirecek olansa, solun Filistin halkıyla dayanışmasından geçiyor.

Üçüncü olarak Filistin antipatisinin kaynağı, İsrail’in “laik” niteliğinden geliyor. CHP gibi siyasetlerin bütün siyasi hattı yaşam biçimleri üzerine kurulunca, sol adına ne varsa unutulup laiklik baş mesele yapılınca, İslamcı hareketlerin karşısında İsrail bir anda ilerici ve “laik” oluveriyor! En basit burjuva demokrasisinde bile kabul görmeyecek barbarlığı yaratan İsrail…

Gelelim Kürt ulusal hareketine. Kürt ulusal hareketinden pek çok kimse; Türkiye (lafta), Suriye ve İran devletlerinin İsrail rejimi ile sahip oldukları çelişkilerinden yola çıkarak basit bir “düşmanımın düşmanı” anlayışıyla Filistin sorununda İsrail’e sempati duyuyor ya da ezilen Filistin halkına hiç sıcak yaklaşmıyor. Kürt ulusal hareketinin liderliği İsrail’in arkasındaki güç olan ABD’ye de müttefik olarak bakıyor. Bu durumu fırsat bilen İsrail, Ortadoğu’da kendine müttefik arayışı için Kürt ulusal hareketini gözüne kestirmiş durumda.

Bir kere Kürt halkının tarihsel hedefleri ile Filistin halkının mücadelesi arasında basbayağı bir paralellik mevcut. Kürtler, kendi bölgelerinde ulusal haklarını ileri sürerken, İsrail’e karşı aynısını yapan Filistin halkıyla kaçınılmaz bir kader ortaklığına sahip. Ortadoğu’da emperyalizmin emelleri çökertilmeden ne Kürtler ne de Filistinliler özgürlüklerine kavuşamaz. Siyonist İsrail devleti Filistinlilerin ne kadar düşmanı ise Kürtlerin de o kadar düşmanıdır.

Sosyalistler ve Filistin

Ortadoğu hep böyle miydi? İslamcılar ezelden beri bu kadar güçlü müydü? Tarihsel olmayan ve sığ bir bakış açısıyla bu sorulara evet cevabı vermek mümkün. Tıpkı bugün AKP’den kurtuluş ümidini yitirenlerin geleceğe dair yaptıkları umutsuz ve genelleyici yaklaşımlar gibi. Bir kere 20. yüzyıl, Ortadoğu’da sol rüzgârların estiği bir dönemdi. “Milliyetçi sol” güçleri bir kenara bırakalım. Sosyalizm fikrinden beslenen hareketler bu dönemde ciddi güçlere sahip olmuştu.

Ne var ki sosyalist solun elindeki gerici ideolojik hat -Stalinizm- eninde sonunda yenilgilerle birlikte sosyalizm fikrinin de buzdolabına kaldırılmasına yol açtı. Tekrar söyleyelim, hayatta boşluklara yer yok ve siyasal İslam, solun yarattığı boşluklardan güçlendi.

İslamcı siyaset, Ortadoğu’da bu kadar motivasyon ve enerji kaybetmişken tablonun tersine çevrilmesi de yine sol fikirlerin öne çıkmasından geçiyor.

Bu yüzden geçmişi hatırlamak zorundayız. Deniz Gezmişlerin kuşağının Filistin’deki direnişten duyduğu heyecanı ve Filistin halkına karşı ortaya koyduğu dayanışma ve mücadele kararlığını yeniden yükseltmemiz gerekiyor.

Neticede ortada burjuva demokrasisi standartlarına bile aykırı bir işgal var. Emperyalizmin onlarca yıllık politikaları bile bu işgali uluslararası düzeyde yeterince meşrulaştıramıyor. Mesela Trump istediği atı koşturmak isterken arzu ettiği desteği sağlayamıyor. Ne var ki burjuva düzen unsurlarının Filistin sorununa çözüm üretme iddiası da aynı ölçüde -hatta belki daha da fazla- başarısız. Ne Birleşmiş Milletler, ne uluslararası anlaşmalar Filistin’deki barbarlığı yok edemiyor, edemez.

Filistin Sorununda Görevler

Filistin halkının özgürlük talebine sahip çıkmak zorundayız. Dahası bütün Ortadoğu’da her türlü barbarlığın panzehiri olacak bir sosyalist damarı yeniden yeşertmek zorundayız. Bu defa gerçekten sosyalist ve enternasyonalist bir içerikle.

Filistin halkının haklılığını, İsrail’in barbarlığını bıkmadan anlatmamız şart.

Özgürlüklerden yana olduğunu düşünen ama Filistin sorununda doğru tavra sahip olamayan, yukarıda açıkladığımız sebeplerden ötürü savrulan kitleleri ikna etmemiz şart.

Kimlerin Filistin halkına dost, kimlerin düşman olduğunu – olması gerektiğini açık ve kararlı bir şekilde ortaya koymamız şart. Siyasal İslam’ın başta Filistin olmak üzere bütün Ortadoğu’daki maskesini düşürmemiz şart.

Filistin halkıyla kader ortaklığı yapan bir tek Kürtler değil. Biz de dahil bütün Ortadoğulu emekçiler ve ezilenlerin kaderi bir. Ya birlikte emperyalizmi yeneceğiz ya birlikte kanlı senaryoların birbiri ardına kurbanları olacağız.

Ortadoğu’da emperyalizmin tahakkümünü kırmak, emperyalizmin İsrail ve AKP başta olmak üzere bütün ortaklarını temizlemek için, bizzat kendi burjuva düzenlerimizle hesaplaşmamız şart.

Bütün bu şartların çıktığı tek yol: Devrimci, sosyalist ve emekçi bir alternatifi inşa etmemiz zorunlu ve kaçınılmaz!

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı