/ Derya Koca / Ekim 1917 Bugüne Ne Verebilir?- Derya Koca

Ekim 1917 Bugüne Ne Verebilir?- Derya Koca

on 7 Kasım 2019 - 14:02 Kategori: Derya Koca, Devrimci Perspektif, Yazarlar
Facebooktwitterredditpinterestlinkedinmail

1917’de, insanlığın tarihini ve geleceğini sonsuza dek değiştiren Ekim Devrimi tarihin ilk başarılı sosyalist devrimi oldu. Tam 102 yıl önce bugün. Şimdiyse, dünyanın sokaklarında Şili’den Lübnan’a, Irak’tan Ekvador’a milyonlar, sokaklarda (her biri farklı öykülerle olsa da) kapitalizmin derin yoksulluk ve geleceksizliğe bayrak açıyorsa, Ekim Devrimi’ni yeniden ‘kitlelerin en başarılı örgütlenmesi’ olarak yeniden okumak anlamlı olacaktır.

Ekim Devriminin, 7 Kasım 1917’de Sovyetlerin iktidarı alması ile başarıldığı günden karşı devrimle bir ‘Devlet Kapitalizmi’ haline dönüşmesi başlı başına bir tarihtir. Ve bu tarih, tarihin en çetin sınıf mücadelelerinin verildiği tüm 20. yüzyılın en büyük olayıdır.  Dünya devrimini tetiklemiştir: ezilenler, sömürülenler ve sömürgeler bambaşka bir dünyanın mümkün olabildiğine tanıklık ettikten sonra kim artık onları dünyanın kırıntılarına razı olmaya ikna edebilirdi ki?

Bu savaşın sonucu, dünya çapında verilen sınıf mücadelesi tarafından belirledi. SSCB, kendi sınırlarına sıkıştı ve yine kendi iç çelişkilerinden bir bürokratik diktatörlük doğurdu. Dünyanın geri kalanında da gemlenmesi gereken devrimci enerji için Stalin yardıma yetişti. İspanya, Almanya acı biçimde ihanete uğradı. Faşist iktidarlar devreye sokuldu, korkunç savaşlar ve kıyımlarla kapitalizm ayakları üzerinde, dizlerine kadar kan içinde doğruldu.

Dünya sokaklarında bugün bile o tarihin gölgesi var. Milyonların artık yeter dediği Irak’ta, mollaların zulmü altında inleyen İran’da, dikta ve darbelerle ezilmeye çalışılan Mısır’da, kitlesel ve radikal mücadeleyi dizginlemeye çalışan Komünist Parti’ye rağmen isyanı büyüten Şili’de… Bugün sokağa öfke ile dökülen radikal mücadeleler neden sol ile buluşamıyor? Ortadoğu’da neden solun esamesi okunmuyor?  Bunları anlamak istiyorsak bu geçmişle yüzleşmek zorundayız. Unutmayalım; gerçeklerden kaçanlar devrimci olamazlar. Bu gerçeklerden kaçanların da bugüne bir hayrı dokunmayacaktır. O gerçek, Ekim Devriminin zaferleriyle Stalinizmin garabetini ayrıştırmaktır.

KAPİTALİZM SORGULANIYOR

Şili’den: “Neoliberalizm Şili’de doğdu, Şili’de ölecek”

Sosyalist devrim dalgasının boğulması tüm dünyada emekçilerin muazzam biçimde savunmasız kalmasına neden olacak bir dönemin kapılarını açmıştı. O günden bu güne, Stalinizmin ağır tahribatı, sosyalizmin Stalinizmle eşdeğer tutulması ve devrimci mücadelenin içine sokulan kimlikler ideolojisinin Truva atı, solu iflasa sürükledi. İşçi sınıfına güven azaldı. Sınıfsal ideolojik duruş reddedildi. Hatta işçi sınıfının bittiği iddia edildi. Sol bir nevi intihar etti yani.

Solun tarihsel krizi nedeniyle bugün sokaklarda kendi isyanını haykıran milyonlar çok boyutlu bir siyasal önderlik sorunu yaşıyor. Oysa artık yeni kuşaklar açısından kapitalizmin kaybettiği itibara karşın sosyalizm düşüncesinin itibarının yükselmesi dünyanın devrimci mücadelesi açısından çok büyük fırsatlar yaratıyor.

60’lardan bu yana en büyük ve radikal eylem dalgasına tanıklık ediyoruz. Neoliberalizmle, savaşla, kanla yoğrulan farklı coğrafyaların yoksulları ve geleceksizleri bugün çok güçlü bir biçimde yeniden tarih sahnesine çıktı. Genç işsizliğin %16 olduğu savaş yorgunu Irak’ta eylemler giderek daha da radikalleşiyor, onlarca ölü var. Lübnan, Hariri’nin istifası yetmez, diyerek eyleme devam ediyor. Neoliberalizmin laboratuvarı Şili, bombalarla getirilen piyasacılığın ve darbecilerin iktidarının 30 yıllık hesabını soruyor. Şili’de asıl dinamik yine %20 civarındaki işsizlikle boğuşan gençler. Ekvador’da yoksul köylü yerli halkların ateşlediği kitlesel isyanla IMF paketi kısmen geri çekildi ancak destansı bir direniş ortaya kondu. Şili’den aldığı ilhamla ABD’de gençler turnikeden atlama eylemleri yapıyor. Daha 10 yıl öncesinde aşırı sağa teslim olmuş dünyaya tertemiz, ferah bir mücadele nefesi!

Bu dinamik nüfusun karşı karşıya kaldığı geleceksizlik Ortadoğu ülkelerinde savaş ağaları, mezhepçi burjuva siyasetçiler ve çürümüş rejimler nedeniyle artık tahammül sınırlarını aşmış görünüyor. Ne var ki bugün bu popüler halk hareketlerinin en temel zayıflığı örgütlü bir işçi sınıfı mücadelesinin yaptırım gücüne sahip olmamaları. Kitleler gözü kara biçimde savaşıyor ancak siyasal bir önderlik ve devrimci bir örgütlenme olmadığından nereye gidebilecekleri noktanın sınırları var.

24 Ekim’de Washington Post’ta yayınlanan bir yazı özetle şunu tartışıyordu: Avrupa ve ABD’de aşırı sağcıların yükselişi nedeniyle demokrasi gerileme yaşıyor. Kriz sonrası sermayedarlar demokrasi düşmanı aşırı sağcıları iktidara taşıdı. Oysa bunca zaman demokrasi düşmanı ilan edilen işçi sınıfının 150 ülkede, 1906-2006 arası gerçekleştirdiği yaptığı eylemler ve mücadeleler sonucu kazandığı haklar gösteriyor ki sadece demokratik hakların ilerletilmesi için bile işçi sınıfı eylemleri olmadan sonuç alınamıyor. Yani kitlesel eylemler, emekçilerin niteliksel gücünün ikamesi olamıyor. Ama sendikalar ve sınıf örgütleri kendi güçlerini gösterdiğinde işler değişiyor. Her ne kadar WP yazarları itiraf edemese de Ekim Devriminin ve devrimci mücadelenin dünya düzenini sarstığı: kralları devirdiği, her türlü hakkı kendi bileğinin gücüyle kazandığı Ekim rüzgârının damga vurduğu bir tarihten bahsediyoruz.

Neoliberalizmin 2008’de başlayan ve süregiden krizi; “emekçiye hiçbir şey, piyasaya her şey” ilkesinin artık işletilemez olduğunu bugünkü isyanlarla daha net görüyor. Şimdilik ortaya yeni paradigma koyamayan; aşırı sağcıların neo-Keynesçi piyasacılık-korumacılık karması programını Trump gibi tiplerle devreye sokan sermaye sınıfına karşı sadece emekçilerin isyanı yeni bir güç olarak devreye girebilecek iddiayı gösterebilir.

Fransa’nın Sarı Yelekliler hareketiyle kendisini Avrupa’nın orta yerinde gösteren bu sınıfsal itiraz yayılmaya devam ediyor. Şu an örgütsüz ve yönsüz olabilir. Ancak ne istemediğini çok iyi bilen bir hareket bu. Dolayısıyla tıpkı 30’larda olduğu gibi yeni bir paradigmanın oluşması bugün verilen kavgada emekçilerin kazanımları yönlü bir ağırlık yaratmak açısından ve sermaye karşısında işçi sınıfının, ezilenlerin, kadınların hak, örgütlülük, ve siyasi güç anlamında güçlenmesi için çok ama çok elzem. Keynesçiliğin refah devleti modeli de bu denge ile ortaya çıkmıştı. Bugünse eksik olan, emekçilerin örgütlü gücü.

Lübnan’dan: ” Zenginleri yiyin!”

 EKİM DEVRİMİ BUGÜNE NE VEREBİLİR?

Ekim Devrimi, insanlık tarihini sonsuza dek değiştiren bir deneyimdi.

Burjuvaları, kralları, asalakları, emperyalizmi def eden bir devrim başardıysa bunu şu ilkelerle başardı:

1- Emekçilerin birliğini sağlayın.

2-Asla burjuvalara güvenmeyin, düzenle uzlaşmayın, emperyalizmi yenin.

3- Sosyalizmin emekçi iktidarı ile ezilenlerin şölen ateşini yakın!

4- Dünya devrimi için kolları sıvayın!

Kapitalizme karşı ve her türden eşitsizliğe karşı mücadele ederken; emekçi sınıfların ve ezilenlerin ortak mücadelesinin Leninist devrimci parti silahıyla kuşanarak nasıl muzaffer olacağını gösterdiği için bugün hala hem günceldir hem de biriciktir.

Ekim Devriminin bıraktığı bir diğer miras da enternasyonal mücadelenin olmazsa olmaz bir ile olmasıydı. Latin Amerika’nın radikal mücadele geleneğinin yanında artık Lübnan ve Irak gibi çok kritik ülkelerde de halk sokağa iniyorsa artık başka bir döneme girdiğimizin göstergesidir. Ve bu dönemin devrimci başarısının küresel çapta enternasyonalist mücadele anlamında nasıl başarıya ulaşacağını tartışmamız gerekir.

Troçki bu durumu ‘insanlığın tarihsel krizi devrimci liderliğin krizine indirgenmiştir’ diyerek özetlemişti. Dünyamızı sarıp sarmalayan kitlesel öfke eylemleri gösteriyor ki Ekim Devrimi bugüne en önemli şeyi; devrimci bir öncüyü verebilir. Emekçilerin öfkesi, kapitalist düzenin çürümüşlüğü, başarısızlıkları, gezegenin yok oluşu, kadınların ve tüm cinsel kimliklerin çektiği eziyet, savaşlar, diktatörler… Dünya düzeninin dikiş tutmadığını artık sadece devrimciler söylemiyor. Artık bunu kitleler haykırıyor.

Fakat solun emek merkezli programdan, işçi sınıfı iktidarı perspektifinden uzaklaşması; SSCB deneyiminin doğru bir kavranışından uzak olması ve kimlik eksenli bir ideolojik çıkmaza girmesi ciddi bir sorun. Solun bu zayıflıklarının aşılması adına, gören gözler için, son derece önemli deneyimler yaşanıyor.

Devrimci mücadele, sınıfsal öfke ile sokaklara inen ve dünyaya giderek yayılan öfkesi ile emekçilerin tarih sahnesine çıktığı yepyeni bir döneme giriyor.  Kimliklerin çatışmasının kitleleri birbirine kırdırdığı değil, birleşen ellerin muktedirlerin yakasına yapıştığı o muazzam tarihsel duyguya Ekim’in mirasından aşinayız.O ruh şimdi Lübnan’da, Irak’ta, Şili’de!

Kitleler, yeniyi arıyor. Bu, sosyalizmden başka bir şey olamaz. Bunu anlatacak, bunu örgütleyecek, geleceği böyle hazırlayacağız.

Ekim Devriminin açtığı yol en sahici düş budur. Ne ütopya ne hayal.

 

Facebooktwitterredditpinterestlinkedinmail
Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı