/ Bolşevik Geleneğimiz / Devrimci Parti Teorisyeni Olarak Lenin – 1|Güneş Gümüş

Devrimci Parti Teorisyeni Olarak Lenin – 1|Güneş Gümüş

Marks, tarihi sınıf mücadeleleri tarihi olarak tanımlarken bu mücadelenin sömürülenler cephesindeki yürütücülerinin her daim sınıf bilinciyle donanmış özneler olduğu iddiasında değildi. Sınıflar arasındaki sömürü ilişkisinden kaynaklanan temel çıkar farklılıkları sınıf mücadelesinin zeminini olağanlığında hazırlar. Örneğin emekçiler bir sınıf olduğunun bile bilincinde olmadan, patronla çıkarlarının farklı olduğunu yaşamda deneyimleyerek ücret için, çalışma saatleri için, iş güvencesi için tekil işyerlerinde ya da kolektif olarak mücadeleye girişir. Bilinç sınıf mücadelesinin önkoşulu olmadığı gibi sınıf kavgası bu mücadelenin aktif yürütücüsü olacak kolektif öznelerin potansiyel güçlerinin boyutlarını öğrendikleri de bir süreçtir: “Tek tek bireyler, ancak başka bir sınıfa karşı ortak bir savaşım yürütmek zorunda oldukça bir sınıf meydana getirirler…” (Marx ve engels, Alman İdeolojisi, s.98)

Marks işçilerin nesnel olarak bir sınıf oluşturma durumlarını kendiliğinden sınıf olarak tariflerken sınıf bilinci temelinde harekete geçtikleri durumu ise kendisi için sınıf olarak ifade eder. Kendisi için sınıf olma durumu devrimci bir dönemin gerçekliğidir. İşçilerin kendisi için bir sınıf haline gelmesi, sadece koşullarca kendiliğinden şekillenmez; çelişki ve güçlüklerle dolu bir süreçtir. Marks, başka bir sınıfa karşı ortak bir savaşım yürüterek işçi sınıfının kendisi için sınıf olacağı ifade etse de bu sürecin nasıl gerçekleşeceği konusunda derinlemesine bir perspektif sunmadı. Böylece Marks’tan sonraki devrimci kuşaklara “devrimin zafere ulaşabilmesi için işçi sınıfının kendisi için sınıf haline gelmesi nasıl mümkün olabilir” gibi çok hayati bir soru cevaplanmak üzere kaldı.

Bu sorunun cevabı en beklenmedik yerlerden birinden gelecek; Çarlık Rusya’sı devrimci parti teorisinin üretildiği coğrafya olacaktı. Elbette ki bu durumun nesnel bir temeli vardı. İlk olarak devrimci mücadelenin hızla ivmelenmesi, sorunun yakıcılığını artırıyordu. Bu duruma bir de zayıf rejimin artan bir saldırganlıkla devrimci hareketi engelleme çabası ekleniyordu.

Çarlık Rusya’sında mücadele eden devrimciler açısından otokrasi koşullarının bir dayatması olarak uluslararası sosyal demokrat hareketin kitle partisi modelinden farklı bir devrimci yapılanmaya ihtiyaç olduğu açıktı. Lenin’in mücadeleye katıldığı yıllar amatör ve dağınık grupların örgütlenme çalışmalarının polis, tutuklama, sürgün sopası altında sürekli sekteye uğradığı bir dönemdi. Bu koşullar altında kitle partisi peşindeki birisi Lenin’in ifadesiyle “ıslah olmaz bir ütopyacıdan” başkası değildi; bu, fiilen mücadeleyle işi olmayan, devrim adına laf ebeliği yapanlara yakışır bir proje olurdu ancak.

Lenin, Rusya’daki otokrasi koşullarında devrimci mücadelenin gereklerinden yola çıktı ancak parti-sınıf ve sınıf bilinci arasındaki ilişkileri temel alarak geliştirdiği devrimci parti anlayışı, Rusya’nın sınırlarının çok ötesine taşındı. Olağanüstü koşullar mücadele etmek isteyenlere mükemmelleşmekten başka şans tanımıyordu; işini yarım yamalak yapanlar yok olmak tehdidiyle karşı karşıyaydı.

Devrimci parti teorisinin Lenin’in zihninde çakan şimşeklerin bir ürünü olmadığını ve de 1900’lerin başında her şeyiyle tamamlanmış bir teori olarak ortaya çıkmadığını vurgulamak gerekir. Bolşevik partiyi hem düşman sınıflara hem de onların işçi sınıfı içine sızan etkilerine karşı mücadele içinde gelişip olgunlaşan; işçi sınıfının savaş aygıtı olarak düşünmek gerekir. Bolşevizm, RSDİP içindeki birçok hizip tartışması çerçevesinde şekillendi.

Ekonomizme Karşı Mücadele

Bolşevizmin temel fikirlerinin çoğu, ekonomizme karşı mücadele içinde ortaya çıkıp gelişti desek abartmış olmayız. Çünkü işçi sınıfı hareketine zarardan başkasını getirmeyecek bu eğilim sadece Rusya’da değil bütün bir sosyal demokrat hareket içinde çok güçlüydü.

Ekonomizm özünde işçi sınıfına ve onun devrimci potansiyeline güvensizlikten başka bir şey değildi; işçi sınıfı eyleminin ekonomik alanın ötesine geçemeyeceği; onu politikleştirmeye çalışmanın yararsız olduğu fikrine dayalıydı. Lenin, aksine, kitleselleşmiş bir ekonomik mücadelenin bile politik bir nitelik taşıdığını savunarak işçi sınıfının mücadelesini bir alana sıkıştıran bir anlayışın onun hem bilinçlenmesine hem de bütün bir toplumsal yaşamı topyekun dönüştürme gücüne engel olacağını düşünmekteydi.

Rusya’da ekonomistlerin perspektifi, burjuvazi ve proletaryanın “burjuva devrim”deki görevleri üzerine bir işbölümünü de içeriyordu: “En iyisi muhalefet uğraşına ‘işbölümü’ getirmekti: Politik ve anayasal sorunlara tek başına gerçek bir ilgi duyan ilerici burjuvazi politik demokrasi uğruna döğüşürken, işçiler de ekonomik koşullarının bir parça düzelmesi için, Byelinski’nin deyişiyle, patates için döğüşecekti.”

Lenin, ekonomizmle uluslararası sosyal demokrat hareket içindeki revizyonist eğilim arasındaki bağlantıyı da kurmuştu. Ekonomizm, ekonomi ve politika arasında bölünme fikrine dayanıyordu. Böyle bir bölünme sosyal demokrat hareket içinde reformist eğilimin asgari ve azami program arasındaki kopukluğuna zemin sağladı. Nihai hedef (sosyalizm) karşısında gitgide asgari hedefler (çoğunlukla ekonomik talepler) öne çıkarılıyordu. Bir yandan da işçi sınıfı ile parti arasında da bir işbölümü şekillenmişti; işçiler ekonomik taleplerle harekete geçerken parti onların siyasal taleplerinin parlamentodaki temsilcisi oluverdi. Bu bölünme işçi sınıfını ekonomik mücadelelere sıkıştırarak kapitalist toplumun bütünsel bir kavrayışına ulaşmasına olsa olsa engel oluyordu. Bunun da açıklaması hazırdı: “Politik bilinç organik olarak ekonomik mücadeleden çıkar”. Lenin ise sınıf bilincinin ekonomik mücadelelerin birikimiyle adım adım ilerlediğini baştan reddediyordu. Bilinç, kaçınılmaz ve sürekli bir ilerleyişle gelişmez; bu gelişim aşamalara tabi değildir. Yani bir işçi AKP’li iken önce CHP’li, sonra ÖDP’li daha sonra SEP’li olmaz. Bilincin gelişiminde ileri doğru sıçramalar yaşandığı gibi büyük geri düşüşler de mümkündür.

Ekonomizm üzerine tartışma devrimci parti fikrinin merkezinde yer alan işçi sınıfının bilincine dair bir anlayışı ifade ediyordu. Dışarıdan bilinç meselesini de bu bağlamda tartışmaya dahil etmek gerekiyor.

Dışarıdan Bilinç

Lenin’in “Ne Yapmalı”da yürüttüğü dışarıdan bilinç tartışmasının önemli bir ayağını, sınıf bilincinin, ancak, işçi ile patron arasındaki ekonomik mücadele alanının dışından elde edebileceği vurgusu oluşturur: “…politik sınıf bilinci işçilere ancak dışardan, yani, ekonomik mücadelenin dışından, işçiler ile işverenler arasındaki ilişkiler alanının dışından taşınabilir. Pratikte bunun anlamı, sosyal demokratların sadece ‘işçilere gitmeleri’nin değil «nüfusu oluşturan bütün sınıflara gitmelerinin); kendi ordu birliklerini bütün yönlere sevk etmelerinin gerekli olduğudur. İşçiler, dinsel azınlıklar ve öğrenciler gibi guruplar dahil otokrasinin bütün kurbanlarının desteğinde seferber edilmelidirler. “Sosyal demokratların ideali sendika sekreterliği değil, halkın liderliği olmalıdır… (Bu liderlik) sosyalist düşüncelerini ve demokratik taleplerini herkesin önünde ileri sürmek için ne kadar küçük olursa olsun her olaydan yararlanmasını bilmelidir.”

Sömürü ekonomik alanda gerçekleşiyorsa neden sınıf bilinci ekonomik alanın dışından elde edilmelidir? Ekonomik mücadele alanında işçi ve patron tekil bir işyerinde ya da Metal Direnişi’nde olduğu gibi bütün endüstri kolunda karşı karşıya gelebilir. Bu karşı karşıya geliş işçi ile patron arasındaki ilişkiye dair işçilerde bir farkındalık, bilinç oluşturur; ancak mesele bu ilişkilerin bütün toplumsal düzenle, siyasetle, yargıyla, devletle ilişkisini kurabilmektir. Ancak bu şekilde proletarya kapitalist sistemin bütünlüklü bir kavrayışına erişebilir ve onun karşısında kendisini, mücadelesini konumlandırabilir:

İşçiler, hangi sınıftan gelirse gelsin her türlü tiranlık, baskı, şiddet ve istismara, bir başka bakış açısından değil sosyal demokrat bakış açısından karşılık vermek üzere eğitilmedikçe, işçi sınıfı bilinci gerçek bir politik bilinç olamaz. İşçiler, somut ve daha önemlisi yöresel politik olgulardan ve olaylardan hareketle her toplumsal sınıfı, entellektüel, etik ve politik hayatının bütün dışavurumları içinde gözlemlemeyi öğrenmedikçe; materyalist analizi, nüfusun bütün sınıf, tabaka ve guruplarının aktivitesinin ve hayatın bütün yönlerinin materyalist değerlendirilmesini pratiğe uygulamayı öğrenmedikçe, emekçi kitlelerin bilinci gerçek sınıf bilinci olamaz.”

Yeri gelmişken belirtelim Lenin’in ekonomik mücadeleyi ancak egemen sınıfın zorbalığına karşı politik bir mücadeleyle birleştirdiğinde devrimci bir işçi sınıfından bahsedilebileceği vurgusu, uluslararası sosyal demokrat hareket içinde asgari ve azami programlar arasında yaratılan kopukluğa karşı, devrim hedefiyle gündelik mücadele arasında köprü kurmanın da önemli bir aracıydı.

Lenin, dışarıdan bilinç tartışmasını, sadece sınıf bilincinin ekonomik alanın dışından -işçi patron ilişkileri alanı dışından- edinilebileceği fikri üzerine kurmadı. “Ne Yapmalı”da bir yandan da işçilerin kendiliğinden sadece ekonomik bilince – sendikal bilince – ulaşabileceğini tartıştı. Aynı Lenin’in 1905 devrimi döneminde “En ufak bir kuşku duyulamaz ki devrim Rusya’daki işçiler kitlesine sosyal demokratizmi öğretecektir… Böyle bir zamanda işçi sınıfı açık devrimci eylem için içgüdüsel bir dürtü hisseder.” diyeceğini belirterek bu meseleyi, 1905 devrimi ve Lenin’in parti ile işçi sınıfı arasındaki ilişkileri yeniden yapılandırması konusunda tartışmak üzere yazının bir sonraki bölümüne bırakalım.

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı