/ Devrimci Perspektif / Ceren Damar Cinayeti Üzerine Güneş Gümüş’le Röportaj

Ceren Damar Cinayeti Üzerine Güneş Gümüş’le Röportaj

on 8 Ocak 2019 - 16:32 Kategori: Devrimci Perspektif

Türkiye’nin dört bir yanından akıl almaz cinayet haberleri gündemimize düşüyor. Kadınlara, çocuklara yönelik şiddet ve cinayetlerdeki artışa sağlıkçılara yönelik şiddet haberleri de sürekli ekleniyor. En son Çankaya Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olarak çalışan Ceren Damar Şenel’in kopya işlemi yaptığı öğrencisi tarafından hunharca katledilmesi yürekleri dağladı. Bu durum, geniş kesimler tarafından bir toplumsal kötülük halinin egemen olması olarak okunuyor. Siz bu toplumsal çürüme halini nasıl değerlendirirsiniz?

Güneş Gümüş: Öncelikle Türkiye özelinde belirtmek gerekiyor ki AKP diktasında zorbalığa, “ben yaptım oldu” anlayışına, kabalığa yaslanan bir iktidar anlayışı sadece toplumun tepesinde hüküm sürmüyor; – medya, televizyon aracılığıyla – böyle bir propaganda en tepeden aşağıya doğru sürekli yürütülüyor. Toplumsal çürüme AKP Türkiyesi’nde boyutlanmış durumda.

Daha genel düzeyde baktığımızda derin eşitsizliklerin olduğu toplumlarda genel olarak suç oranlarının, özellikle de ağır ceza kapsamına giren suçların miktarının, arttığını dünya çapında da gözlemek mümkün. Özellikle alt sınıfların fertleri içinden çıkamadığı cenderenin yarattığı cinnet haliyle öfkesini, şiddetini kendisinden zayıf olana yönlendiriyor. Giderek artan bir şiddetle hissedeceğimiz ekonomik kriz, bu durumu daha da kötüleştirecektir.

Bu genel gerçekliğin dışında 12 Eylül 1980’den bu yana sadece Türkiye’de değil dünya çapında yaşam geçirilen neoliberal dönem, “herkesin birbirinin kurdu olmasının”, başkasının sırtına basarak yükselmenin, bireyciliğin, rekabetin temel değerlere dönüştüğü bir toplum yarattı. Özelleştirmeler sonucunda kamusal eğitim, sağlık gibi hizmetler paralı hale geldikçe bu hizmetleri yerine getiren personelle kurulan ilişki de çok değişti. Hastaya, öğrenciye müşteri muamelesi yapılınca, “müşteri”leştirilenler de varsa parasının gücüyle her hakka sahip olduğunu düşünüyor.

Türkiye’de durumun daha da vahim olması şaşırtıcı değil. Öncelikle iktidar emekçilerin haklarına saldırmak için daha iyi koşullarda çalışanları sürekli hedef gösterdi. Öğretmenler hakları için mücadele ettiğinde Erdoğan’ın “3 ay tatil yapıyorsunuz, sizin gibi çalışmak isteyen milyonlar var kapı önünde” diye çıkışmasını hatırlarsınız. Geçmişin saygın mesleklerinin iktidar tarafından sanki vatandaşın sırtında bir yükmüş gibi lanse edilmesi hedef haline gelmelerinin de zeminini hazırlıyor.

Ceren Damar Şenel’in katledilmesi ne üniversite içinden ne de geniş toplumsal kesimlerden yeterince büyük bir tepkiyle karşılanmadı gibi. Bunun nedeni nedir?

Güneş Gümüş: Ülkede barış akademisyenlerinin ihraçlarından Türkiye gündemine dair çeşitli konularda muhalif tavrını ilan eden akademisyenlerin hedef gösterilmesine kadar uzanan üniversiteye yönelmiş sürekli bir tehdit ve saldırganlık hali var. Evet bir korku atmosferi var, ancak genelde örgütsüz oluşun bireyleri de sınırlandırdığını görmek gerekir. Duruma öfkelenen birisinin tek başına fazla bir yapacak şeyi kalmamış durumda. Sosyal medya dışında bir mecra yaratılmalı. Bunun için de tek seçenek, ancak birlikte hareket ettiğimizde güçlü olduğumuzun bilinciyle örgütlü mücadeleyi büyütmektir.

Ceren hocanın cinayetinde Çankaya Üniversitesi’nde yuvalanmış ülkücü öğrencilerden birinin fail olduğu görülüyor. Üniversitelerde faşist örgütlenme ile bu saldırı arasında nasıl bir ilişki var?

Güneş Gümüş: Sadece AKP döneminde değil, Türkiye tarihi boyunca iktidarların hedefinde toplumsal mücadelenin hep merkez üssü olmuş üniversiteler oldu. Dinamik, eleştirel düşünceye açık gençliğin buluştuğu bu merkezlerde sosyalist solun yok edilmesi için hep özel bir çaba vardı. Bugün daha da sistematik şekilde üniversite yönetimlerinin eliyle, faşist tosuncukların desteklenmesiyle ülke çapında birçok üniversitede sosyalist harekete nefes aldırmamaya çalışılıyor. Troçki ne güzel tariflemiş; “kendisi küçük bir solucan olsa da büyük bir canavarın parçası olduğu inancı”ndakilerin kontrolüne mahkum edilmeye çalışılıyor birçok üniversite. Düşünce kırıntısına bile tahammül edemeyen, gücün sağladığı zorbalık üzerinden örgütlenen bir hareket ülkücü hareket.

Üniversite bileşenleri arasındaki dayanışmayı yükseltecek solun yerini nefret ve zorbalık üzerinden örgütlenen faşistler alınca ortaya çıkabilecek manzara da böyle oluyor.

Üniversitede faşist ablukanın kırılmasına karşı sadece sosyalistlerin değil bütün muhalif kamuoyunun birlikte hareket etmesi gerek. Faşistlerin örgütlenemediği üniversitelerde de faşizme geçit vermemek şart.

Bu “toplumsal doku”nun değişmesi mümkün mü? Nasıl?

Güneş Gümüş: Toplumsal doku mantığı sorunlu bence. Neden? Çünkü kapitalist toplumlar şiddet üzerine örgütleniyor. Türkiye toplumuna has birşey olduğunu düşünmüyorum. Latin Amerika’da, birçok Asya ülkesinde, Balkanlarda ya da eski SSCB coğrafyasında daha kötüleri de yaşanabiliyor. Mesele sınıf mücadelesinde. Diktaya karşı koyarsak bu toplum temizlenecek, parlayacak; dünyada öncü ülkelerden biri olacak. Yok ama direniş sergilenmez ve teslim oluş yaşanırsa bu tarz yozluklar çoğalacak.

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı