/ Dünyadan / Burjuva Demokrasisi Despotizme Teslim! – Emre Güntekin

Burjuva Demokrasisi Despotizme Teslim! – Emre Güntekin

on 24 Mart 2019 - 22:35 Kategori: Dünyadan, Emre Güntekin
Facebooktwitterredditpinterestlinkedinmail

Image result for french army in paris

Kapitalizmin krizi emekçi sınıfları derinden etkiliyor ve tüm dünyada sınıf mücadelesi adına olumlu gelişmelerin kapılarını açıyor. Daha şimdiden “kapitalist demokrasi”lerin bütün yaldızları dökülmüş halde. Burjuva devletler kapitalist sınıfların baskı aygıtı olma vazifesini bütün maskelerini üzerinden kaldırarak sergiliyor.

Bunun en somut örneğini Fransa yaşıyor. Kasım ayında akaryakıt zamlarına karşı başlayan eylemler hayat pahalılığından ve emeğin haklarına dönük saldırılardan bunalan Fransalı emekçilerin kitlesel bir şekilde sokağa dökülmesine yol açmıştı. Gösteriler aradan aylar geçmesine ve Macron rejiminin bütün engellemelerine rağmen sürmeye devam ediyor. Avrupa basınında ülke içerisinde giderek meşruiyetini ve otoritesini yitiren; ayrıca Sarı Yelekliler eylemini ordu ve terörle mücadele birliklerini sahaya sürerek durdurmaya çalışan Macron’un tesis ettiği rejim için şimdiden “demokratik despotizm” tanımlamaları yapılıyor.

Fransız medyasında ise Sarı Yelekli kitlelerin “vandallığı” ön plana çıkarılırken, ‘Dünyanın en güzel bulvarı’nın şiddete meyilli isyancıların ganimetine dönüşmesinden bahsediliyor (La Liberation, 21 Mart). Gerekçe de hazır: Geçtiğimiz hafta Champs Elysse üzerinde bulunan bazı lüks mağazaların ve zenginlerin uğrak yeri olan kafelerin yağmalanması… Bunun yanında bazı basın kurumları da göstericiler tarafından ateşe verildi. Fakat kameralara yansıyan görüntüler bütün şiddet eylemlerinin protestocu kitle tarafından gerçekleştirildiğine dair yaygın kanıyı çürütüyor: Kameralara yansıyan görüntülerde eylemcilerin yağmaladığı bir mağazadan PSG formalarını çantasına dolduran polis de vardı. İlk etapta delillerin parmak izi için toplandığı açıklansa da konuyla ilgili soruşturma açıldığına dair haberler gecikmedi.

Bu tüm devletlerin ve egemenlerin güdümündeki medyanın klasik bir taktiği: Alt sınıfların her türlü mücadelesini sıradan bir şiddet eylemi olarak yansıtmak ve meşruiyetini kırmak… Sağ-muhafazakâr Le Figaro’da ise Macron ve hükümeti olayları kontrol edememekle eleştirilmişti. Eylemlerde kullanılan şiddet üzerinden başlatılan sağ propagandanın üzerine Macron’un 1948’den sonra ilk kez orduyu sahaya sürme kararı almış olması şaşırtıcı değil, üstelik ateş açma özgürlüğüyle… Fransız General Bruno Leray geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada askeri birliklerin “Eğer kendi yaşamları ya da korudukları kişilerin yaşamları tehlikeye girerse” kitlelere ateş açabileceklerini ifade etmişti.

Bundan on ya da yirmi yıl öncesine dönüp Avrupa Birliği “demokrasi”sine ev sahipliği yapan bir başkentin göbeğine askeri araçlar yığılmak zorunda kalınacak dense birçokları gülüp geçerdi. Uzunca bir dönem bu demokrasi yanılsaması Türkiye gibi ülkelerde sosyalist solun kimi öznelerini bile girdabına çekmeyi başarmıştı. Kapitalist devletlerin toplumsal mücadelelerin durgun dönemlerinde böyle bir yanılsama yaratabilmesi normal. Fakat fizik bilimine ait bir terimle ifade edecek olursak, kapitalizmin entropisi arttıkça burjuva devletlerin baskı mekanizmaları daha görünür olmak zorunda kalıyor.

Günümüzde Sarı Yeleklilere karşı yükselen kapitalist öfke tarihsel bir bilincin ürünü. Özellikle de Fransa’da Paris sokaklarında 1789’un, 1848’in, 1871’in heyulası hala dolaşıyor. Ve bu heyula bu kez Sarı Yelekleriyle sistemin karşısında. Marks 1848 Devrimi’nin ardından Fransa’da Sınıf Savaşımları eserinde şunları yazmıştı: “Şubat Devrimi, güzel bir devrim, herkesin sempatisini kazanan bir devrim oldu, çünkü, bu devrimde krallığa karşı patlak veren karşıtlıklar, henüz embriyon halinde uslu uslu yanyana uyuklamaktaydılar, çünkü, onun arka planını oluşturan toplumsal savaşım ancak hayal meyal belirimsiz bir varlık, ancak sözde, söylemde bir varlık kazanabilmişti. Haziran Devrimi çirkin bir devrim, iğrenç bir devrimdir, çünkü bu devrimde olay, söylemin yerini almıştır, çünkü cumhuriyet, kendisini koruyan ve gizleyen tacı alaşağı ederek canavarın başını bütün çıplaklığı ile ortaya koymuştur.”.

Marks’ın 1848’de yazdıkları günümüz Fransa’sında süregiden mücadele ile de güncelliğini koruyor. Yıllardır “belirimsiz bir varlık” olarak sırasını bekleyen sınıf mücadelesi artık canlı bir varlık olarak karşımızda. Sosyalist düşünce bir söylem olmaktan öte tüm dünyada kapitalizme karşı yegâne alternatif olarak prestijini artırıyor. 1848 Fransa’sında Düzen! diyerek haykıran Guizot’un, Cavaignac’ın yerini Macronlar alıyor.

Her türlü karalamaya rağmen Fransa’da olan biten her şey çıplak bir sınıf mücadelesi olarak karşımızda duruyor. Kapitalist basının ve burjuva siyasetçilerin bütün karalama çabalarına rağmen Sarı Yeleklilerin yarattığı korkunun diğer Avrupa başkentlerine de yansıması kaçınılmaz olacaktır.

Facebooktwitterredditpinterestlinkedinmail

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı