/ Ekonomi / AKP Ekonomisi Çökerken-Elif Ceren Altunay

AKP Ekonomisi Çökerken-Elif Ceren Altunay

on 28 Mayıs 2018 - 11:34 Kategori: Ekonomi, Gündem

2017 yılında genişleyici maliye politikasının devreye sokulması, piyasayı canlandırmak için bütçe açığının şişirilmesi, borçlanmanın tavan yapması, kamudaki taşeronlara kadro veriyoruz imajının çizilmeye çalışılması gibi belirtiler bize önceden hazırlık yapıldığını gösteriyordu. Kısacası Erdoğan’ın ülkeyi ekonomik çıkmaza sürüklediğinin ve bunun kendisine yıkım getireceğinin farkında olmasıyla birlikte acil durumlarda kullanmak için kenara olası bir erken seçim kiti koyduğunu söylemek çok da yanlış olmaz. Ya da ilkinden çok farkı olmayan bir başka ihtimal olarak ülkenin sürüklendiği iktisadi çöküntü, kısa vadeli uygulamalarla giderilmeye çalışıldı fakat söküğün yamadan kat be kat büyük olmasından ötürü, işin toparlanamayacak seviyeye gelmek üzere olduğu anlaşılarak erken seçime mecbur kalındı. TL’nin, kendi tarihindeki en kötü günlerini gördüğü şu dönemde erken seçim kararının ‘dış mihrakların oyunlarını bozmak’ amacıyla alınmadığını hepimiz biliyoruz. Peki ekonomik göstergeler bu süreçte bize gerçek anlamda ne vaadediyor? Birkaç soruyla, seçime giden Türkiye ekonomisine bir göz atalım:

Büyüme Refah Getiriyor mu?

AKP’nin oy oranları üzerinde en etkili unsurlardan biri, büyüme oranları. Piyasada paranın dönmesi, esnafın işinin yürümesi ve işsizliğin hızla tırmanmaması için yüksek bir büyüme temposunun yakalanması şart. Ayrıca Erdoğan’ın büyüme rakamlarını konuyu temcit pilavı misali bir övünç kaynağına dönüştürmesi de başlıbaşına güçlü bir algı operasyonu. Gerçekler ise başka tabi ki. Şöyle sorular gündeme geliyor ister istemez: Bu büyüme ne kadar şişirilmiş, ne kadarı halka yansımış, ne kadarı sürdürülebilir, ne kadarı nitelikli ve geleceğe ne miras bırakır?

Çeşitli Göstergeler  2003-2017
Büyüme (%) 5.8
Cari Açık Toplamı (Milyar $)

548.9

Dış Finansman Toplamı (Milyar $) 600.4
Sıcak Para Olarak Gelen (Milyar $) 385.4
Dış Borç Stoku Artışı (Milyar $) 308.4
Özelleştirme Gelirleri(Milyar $) 60.2

Tabloda görüldüğü üzere %5.8’lik büyüme oranının kaynağı 600 milyar dolarlık dış finansman ve 549 milyar dolarlık cari açık. Yani kendi potansiyelinin üstünde bir büyüme oranı yakalayabilmek için cari açığa göz yummak bir yana, adeta cari açık ‘feda edilmiş’. Dış borç stoklarındaki 308 milyar dolarlık artış ve 60 milyar dolarlık özelleştirme geliri de bize açığın nereden yamanmaya çalıştığını gösteriyor. Türk Telekom, Tüpraş, Petkim, Tekel, Tedaş, Milli Piyango ve en son da şeker fabrikalarının dahil olduğu nice kamu kurumunun ardarda özelleştirilmesi şimdi daha anlamlı görünüyor.

Kriz Dinamiği

Şu an Türkiye’nin içine yuvarlandığı ekonomik kriz, Türkiye’nin geçmişte yaşadığı krizlerle benzer dinamiklere sahip. AKP’den önceki iktidarlar da seçim kazanmak için piyasayı canlandırmaya çalıştılar. Büyüme rakamları borçla, aşırı tüketimle ve “çılgın” projelerle şişirildi. Bu durumda dış açık, cari açık uçtu ve Demirel’in unutulmayan çıkışıyla özdeşleşen durum ortaya çıktı: “5 cent’e muhtaçız”. AKP iktidarı boyunca dünya çapındaki sıcak para bolluğu sayesinde borcu borçla çevirmek gayet kolay bir işti. Bu sayede seçmenin tüketim harcamaları arttı ve sanal bir refah artışı hissedildi. RTE’nin ekonomik mucizesi buydu. Gerçekteyse toplumsal artı batık mega projeler, inşaat ve kentsel yağma gibi rant işlerinde çarçur edildi. Hepsi müteahhitliğe soyunan parababaları bu işten karlı çıktı ama Türkiye kapitalizminin en acil ihtiyacı olan yapısal dönüşümleri bu elverişli konjonktürde gerçekleştirme fırsatı heba edildi. Bu şekilde de gelecek kuşakların nasıl bir ekonomik düzeyde yaşayacağı karara bağlanmış oldu: Dar gelirlilik ve sosyal mahrumiyet. AKP’nin fırsatçılığı ve her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalma hırsı neticesinde ekonomik alanda yapılması zaruri olan hamleler yapılmadı. Yani tasarruf ve yatırım oranları düşük kalmaya devam etti, teknolojik ve verimlilik alanındaki geri kalmışlık daha beter hale geldi, eğitimin niteliksizleşmesi zıvanadan çıktı. Bu yüzden de Türkiye ekonomisinin büyüme kapasitesi %3-4 bandını aşacak durumda olmadı. Bu oran da nüfusu hızla artan bir ülke için yerinde saymak demek. Bu oranları aştığınız da ise borçlar dağ gibi birikiyor, döviz sorunu ortaya çıkıyor, kurlar uçuşa geçiyor, enflasyon canavarı güçleniyor, şirketler zarar yazıyor, kamu maliyesi ve bankacılık sistemi bozuluyor.

Dünya çapında konjonktür değişti, artık sıcak para memleketine geri dönüyor, borç bulmak zorlaştı. Yani AKP’nin yaşam enerjisi bitmekte, yani lale devri sona eriyor. Şimdi acı reçeteyi kabullenme zamanı, ama yükü kim omuzlayacak? Piyasalar istiyor ki acil kemer sıkma paketleriyle fatura emekçilere bindirilsin, bu işin raconu budur. Ama RTE tam da seçim sürecinde bunu nasıl yapsın, yapamaz. Hatta mecburen seçim rüşvetleri dağıtmak zorunda. Üstelik seçim sonuçları belirsiz; tekrar seçim olabilir, denge bozulabilir, partiler arası yarış kızışabilir… Üstelik 2019 martında da yerel seçimler var ve AKP’nin eli kolu yine bağlı… O yüzden de piyasalarda panik havası giderek belirginleşiyor.

Enflasyon Oranları Ne Anlatıyor?

TÜİK verilerine göre tüketici fiyatlarında (TÜFE) 2018 yılı nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 1.87, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 4.69, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 10.85 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 11.06 artış gerçekleşti. AKP iktidarı son 6 yıldır hiç bir enflasyon hedefini tutturamadı. Hükümet, 2017 yılında düşen büyüme oranını yeniden yükseltebilmek için ekonomiyi canlandırmak niyetiyle genişletici maliye politikası uyguladı demiştik. Bu da enflasyonun yükselmesinde etkili oluyor. Fakat bu uygulama, talebi daraltarak enflasyonu düşürmeyi hedeflemesi gereken para politikasıyla çelişkili bir uygulama. Yani hükümet, temelini söküp yerle bir ettiği bir binanın dış görünümünü kurtarma peşinde. Bütün bu zincirin son halkası da gıdaya, benzine, ulaşıma, tekstile zam olarak yine gelip emekçinin ve yoksulun cebine dayanıyor.

TL’nin Değer Kaybı Dış Mihrak Komplosu mu?

Dolar ve Euro, hızlı bir yükseliş yaparak tarihi zirvelerini gördüler. Cumhurbaşkanı ve hükümet her ne kadar konuyla ilgili soruları ‘ekonomiye operasyon’, ‘dış mihrak komplosu’ gibi küçültücü yalanlarla geçiştirmeye çalışsalar da aşağıdaki tabloda görülen gerçeklik, ülkenin son 3 yılda temel ekonomik göstergelerinin ne duruma geldiğini özetliyor:

Makroekonomik gösterge 2015 2016 2017
BÜYÜME 6.1 3.2 7.4
BÜTÇE AÇIĞI/GSYH (%) 1.0 1.1 1.5
CARİ AÇIK/GSYH (%) 3.8 3.8 5.5
ENFLASYON ORANI (%) 8.81 8.53 11.92
İŞSİZLİK ORANI (%) 10.3 10.9 10.9

Büyüme oranını kurtarabilmek için ülke ekonomisi dengesiz politikalarla altüst edilerek bütün veriler olumsuz gidişata mahum edildi. Emekçinin, kendisini dünya lideri olarak pazarlamaya çalışan beceriksiz bir diktatörün ‘memleketimize saldırıyorlar’ yalanlarına inanması beklenemez. Türkiye, kişi başına düşen GSYİH oranlarına göre 190 ülke içerisinde 64. sırada. İşçilerin %54’ü ay sonunu getiremiyor. Ülkenin kıskanıldığı için komploya maruz kaldığı yalanını söyleyebilmeniz için önce tüm bu verileri açıklayabilmeniz gerekir. Açlık sınırının son 15 yılda 4 kat arttığı, yoksulluğun gün be gün halkın yakasına yapıştığı, genç işsizliğin %19 olduğu, bir ekonominin sıkıntıya girmesi için kimsenin komplosuna ihtiyaç duymadığı gerçeğini somutlukla görüyoruz. Hükümetin bu konudaki acizliği, en son vatandaşa dolar bozdurma çağrısı yapmaya kadar gitmişti hatırlarsak.

Hal böyleyken genel bir toparlama yapmak gerekirse şunları söyleyebiliriz : Ülkenin görünürdeki büyümesi üretim kapasitesinin artması veya zenginleşme göstergesi değil, cari açığa , özelleştirmelere ve dış borçlara yüklenerek adeta kuyruğu dik tutmaya çalışmak. Ülkenin başına örülmedik çorap bırakmayıp her çıkmaza girdiğinde kullandığı ‘dış mihraklar, fetöcüler, geziciler’ yalanlarının artık ona köprüyü geçirmeyeceğinin farkında. Üstelik bu sefer rakiplerinden de korkuyor. Önümüzde gitgide çıkmaza sürüklenen bir ülke ekonomisi duruyor. Seçim ve sonrasında devam edecek süreçte kritik olan şey, her zamanki gibi emekçilerin nerede ve nasıl saf tutacağıdır. Bu ülkede emekçileri ve yoksul halkı zor günlerin beklediği ortadadır. Türkiye’de kapitalist sistemin emekçilere vaad ettiği herhangi iyimser bir senaryo bulunmamaktadır. Ancak örgütlü mücadele ile önümüzü açabiliriz.

Yorumlar Kapalı

Yorumlar Kapalı